Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) tarafından organize edilen Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı, ikinci gününde düzenlenen oturumlarla çalışmalarına devam ediyor. Siyaset ve akademi dünyasından önemli isimleri bir araya getiren organizasyonun üçüncü oturumuna başkanlık eden Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, küresel güvenlik mimarisi ve ittifakın geçirdiği dönüşümlere dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. NATO'nun kuruluşundan bu yana geçirdiği evreleri kronolojik olarak ele alan Solmaztürk, ittifakın temel taşı olarak bilinen 5'inci maddenin muğlak yapısına ve müttefikler arasında yaşanan gizli krizlere dikkat çekti.
NATO 1.0’DAN NATO 2.0’A
İttifakın tarihsel sürecini aktaran Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, 1949 yılında kurulan "NATO 1.0" döneminde birincil rolün Müttefik topraklarını ve nüfusunu saldırılara karşı korumak, savunmak ve caydırıcılık sağlamak olduğunu belirtti. Helsinki Nihai Senedi, Viyana Belgesi, Açık Semalar Antlaşması ve Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler (AKK) Antlaşması gibi güven artırıcı ve silahların kontrolünü amaçlayan mekanizmaların ardından 1989'da Soğuk Savaş'ın bitimiyle "NATO 2.0" dönemine geçildiğini ifade etti. Sovyetler Birliği'nin çekilmesi ve birleşik Almanya'nın NATO üyeliğini kabul etmesiyle ittifakın temel varoluş sebebinin ortadan kalktığını söyleyen Solmaztürk, "Alan dışı ya da faaliyet dışı" anlayışıyla caydırıcılık ve savunmanın yanına 'kriz yönetimi' kavramının icat edildiğini; böylece Balkanlar, Afganistan ve Libya gibi alan dışı coğrafyalara müdahale edildiğini hatırlattı.
‘ARZU EDİLİR ANCAK ZORUNLU DEĞİL’ ANLAYIŞI
NATO Antlaşması'nın yetkisini, bağımsız devletlerin meşru müdafaa hakkını tanıyan Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. Maddesinden aldığını belirten Solmaztürk, 2000'li yılların başından itibaren ABD'li bazı politikacıların bu sistemi kendi çıkarlarına uygun bulmayarak yerleşik kuralları çiğnemeye başladığını ifade etti. 1999'daki Kosova müdahalesinin tarihte ilk kez BMGK onayı olmadan yapıldığını ve 2002'deki Irak Savaşı tasarısında da bu durumun sürdüğünü belirten Solmaztürk, Senatör John McCain'in o dönem sarf ettiği, "BM Güvenlik Konseyi'nin yetkilendirmesi NATO eylemi için arzu edilirdi ancak zorunlu değildi" sözleriyle uluslararası hukukun esnetildiğini vurguladı.

YENİ KARARGAHTA GİZLENEN TRUMP-MERKEL KAVGASI
2017 Brüksel Zirvesi'nde açılan 1,45 milyar dolarlık yeni NATO karargahında yaşanan ve kamuoyundan gizlenen Trump-Merkel kavgasına değinen Solmaztürk, dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın, 11 Eylül ve Madde 5 Anıtı önünde konuşmasına rağmen Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. madde hükmünü onaylamayı açıkça reddettiğini anımsattı. Trump'ın bunun yerine müttefikleri "mali yükümlülüklerini yerine getirmemekle" suçladığını söyleyen Solmaztürk, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu durum oldukça önemliydi çünkü 5. madde muğlaktır ve herhangi bir NATO üyesini —ve bu bağlamda ABD'yi— bir üye devleti otomatik olarak savunma taahhüdü altına sokmaz. Trump’ın, kendi güvenlik ekibinin açık tavsiyesine rağmen bunu net bir şekilde reddetmesi, Amerika'nın Avrupa'nın savunmasına olan bağlılığına dair şüpheleri körükledi."
Bu krizin ardından Şansölye Angela Merkel’in "Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz zamanlar geride kaldı. Biz Avrupalılar kaderimizi gerçekten kendi ellerimize almak zorundayız" diyerek rest çektiğini belirtti.
‘KAĞITTAN KAPLAN’ VE NATO 3.0
Gelinen noktada ittifakın sert bir askeri yapıya bürünmek istediğini ifade eden Solmaztürk, 18 Haziran 2026'da Pete Hegseth tarafından yapılan açıklamalara dikkat çekti. Hegseth'in NATO'yu uzun süredir bir "kağıttan kaplan" olarak nitelendirdiğini, üye ülkelerin savunma harcamalarını ve İran savaşına yönelik duruşlarını eleştirerek "NATO 3.0" çağrısı yaptığını aktardı. Bu süreçte müttefiklerin erişim, üslenme ve üstten uçuş izinleri vermemesinin "utanç verici bir engelleme" olarak görüldüğünü belirten Solmaztürk, ABD'nin müttefiklerine yönelik, "İçlerinden biri saldırıya uğrarsa artık belirli savaş gemilerini ve uçakları tedarik etmeyeceğine" dair net bir mesaj ilettiğini söyledi. Hegseth'in işaret ettiği NATO 3.0 modelinin, Avrupa'nın konvansiyonel savunmasında liderliği üstlenecek "gerçek ve katı bir askeri ittifak" hedefine dönmek olduğunu sözlerine ekledi.
‘5’İNCİ MADDE YALNIZCA BİR KEZ YÜRÜRLÜĞE GİRDİ İFADESİ BİR EFSANEDİR’
Kamuoyunda NATO'nun 5. maddesinin tarihte sadece 11 Eylül saldırılarından sonra tek bir kez uygulandığına dair yanlış bir inanış yaratıldığını açıklayan Solmaztürk, bu ifadenin gerçek dışı olduğunu ve Türkiye’nin NATO ve özellikle Almanya ile ilişkilerindeki kritik kusurları ortaya çıkardığını belirtti. Türkiye'nin, Körfez Savaşı başlamadan hemen önce, 17 Aralık 1990'da Washington Antlaşması'nın 5. maddesini işleterek Irak'tan gelecek olası bir saldırıya karşı Güneydoğu Anadolu'ya ittifak gücü (AMF-A) talep ettiğini hatırlatan Solmaztürk, bu ilk 5. madde uygulamasının Almanya'da büyük bir siyasi fırtınaya ve ikileme yol açtığını ifade etti.
Alman Anayasası'nın böyle bir görevlendirmeye izin vermediği iddiaları ve Alman kamuoyunun tepkisi üzerine dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın "Almanya o kadar zengin ve şişman oldu ki savaşçı ruhunu unuttu" dediğini aktaran Solmaztürk, krizin sonunda Alman uçaklarının Irak sınırından uzak olan Erhaç üssüne, ancak Alman hükümetinin "ön onayı" olmadan çatışmaya girmeme şartıyla konuşlandırıldığını belirterek, 5. maddenin müttefikleri koruma konusundaki isteksizliğini ve sınırlarını bu tarihsel örnekle de gözler önüne serdi.