Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu, Odatv'de yayımlanan "100. yılında Giritli Şevki ve İzmir Suikastı" yazısındaki bazı bilgilere itiraz etti.
Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu'nun yazısı şöyle:
İzmir Suikastı etrafında bugüne değin yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından çok sayıda çalışma yapılmış, romanlara, belgesellere, dizi filmlere de konu olmuştur.
Suikast meselesi şudur: 1926 yılı mayıs ayı başlarında yurt gezisine çıkan Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa, birçok vilayete uğradıktan sonra 15 Haziran 1926 tarihinde Balıkesir’dedir ve İzmir’e doğru trenle hareket etmek üzeredir. İzmir’e gelmesi beklenen Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya karşı, uzun süredir hazırlıkları sürdürülen bir suikast girişiminde bulunulması planlanmıştır. Suikastçılardan Giritli Şevki, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’nın Balıkesir’de bulunduğu sırada İzmir Valiliğine ihbarda bulunur. Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa, 15 Haziran 1926 akşamı trenle İzmir’e doğru hareket ederken, İzmir Polisi de aldığı ihbarı değerlendirerek suikastçıların tamamını yakalamak için takibat başlatmıştır. Nitekim suikastçılardan İzmir’de bulunanlar silahları ve bombalarıyla 16 Haziran 1926 Çarşamba günü, sabahın erken saatlerinde ele geçirilmişlerdir.
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Manisa’ya uğradıktan sonra aynı günün yani 16 Haziran 1926 Çarşamba günü akşamında trenle İzmir’e ulaşmıştır. Bundan sonra suikastçılar sorgulanmış ve meselenin çok kapsamlı olduğu anlaşılmıştır. Meseleye Ankara İstiklal Mahkemesi el koymuş, sorgulamalar ve yeni tutuklamalar yapılmış, nihayet 26 Haziran 1926 tarihinde İstiklal Mahkemesi İzmir’de tutukluları yargılamaya başlamıştır. Suikast girişiminin eski İttihat ve Terakki Cemiyetine ve Terakkiperver Fırka'ya mensup kimi isimlerin eseri olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Bu bağlamda İstiklal Mahkemesi'nin 13 Temmuz 1926 tarihli kararıyla Reisicumhura suikast meselesinin içinde olanlardan İzmit mebusu Şükrü, Saruhan Mebusu Abidin, Eskişehir Mebusu Arif, Sivas Mebusu Halis Turgut, İstanbul Mebusu İsmail Canbulat, Erzurum Mebusu Rüştü Paşa, sabık (eski) Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ve sabık Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Sarı Efe namıyla maruf Edip, Mülazımlıktan mütekait Çopur Hilmi, Baytar Miralaylığından mütekait Rasim ve gıyaplarında Ankara Vali-i sabıkı (eski valisi) Abdülkadir ve İaşe Nazırı Kara Kemal idam cezasına çarptırılmıştır.
İdamlarının gerekçesi; siyasî bir suikast ile Heyet-i Vekileyi ıskat ve hükûmeti düşürmeye teşebbüs etmektir. Bunların dışında kalanların kimileri beraat bazıları da çeşitli sürelerle hapis cezalarına çarptırılmıştır. İzmir’de Suikast tertibinin çok geniş bir şebekenin eseri olduğunu ortaya çıkaran İstiklal Mahkemesi bu defa yargılamayı Ankara’ya taşımış ve muhakemeler burada yapılmıştır. Ankara’daki yargılamalar başlamadan hemen önce 27 Temmuz 1926’da firari bulunan İttihatçıların İaşe Nazırı ve suikastın en önemli isimlerinden Kara Kemal’in saklandığı eve baskın yapılmış, teslim olmaktan kaçınan Kara Kemal intihar etmiştir. Ankara’daki yargılamalar 2 Ağustos 1926’da başlamış, Ankara İstiklal Mahkemesi 26 Ağustos 1926 tarihinde kararı açıklamıştır. Buna göre birçok sanık beraat etmiş, bazı sanıklar hapis cezaları almışlardır. Doktor Nazım, Cavit ve Nail Bey ile Ardahan mebusu Hilmi hakkında idam cezası verilmiştir. Ankara’daki yargılamalar devam ederken idam hükümlüsü firari Abdülkadir Bey de yakalanmış, yeniden yargılama yapılmış ve idama mahkûm edilmiştir. İzmir Suikastı etrafındaki yargılamalar burada bitmemiştir. Suikast meselesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgisi bulunanlar İstiklal Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. Bu bağlamdaki duruşmalar 1926 yılı teşrinisani (Kasım) ayı sonlarına kadar devam etmiştir.
İzmir Suikastı ile ilgili olarak meselenin başından sonuna değin gözaltına alınanların sayısı yüz doksan kişiyi aşmaktadır. Suikast meselesi etrafında on dokuz sanığa idam cezası verilmiştir. Bunlardan Kara Kemal intihar etmiş, on sekiz sanık idam olunmuştur. Yine suikast meselesi bağlamında on dokuz sanık suikasttan haberdar olmak, gizli cemiyetle irtibatlı bulunmak ve yataklık suçlarından sürgün ve hapis cezalarına çarptırılmıştır. Birçok sanık da beraat etmiştir.
Bugün de Türk siyasal tarihinin en çok tartışılan olaylarından birisi İzmir Suikastı'dır. İşte bu suikast bağlamında, 15 Haziran 2026 tarihinde Odatv’de Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu tarafından kaleme alınan ve muhbir Giritli Şevki’nin etrafında örülen bir makale kaleme alınmıştır. Bu makalede anlatılan şu hususlar tarihi gerçekliklerle uyuşmamaktadır.
1- Makalenin başlangıcında şöyle bir ifade var: ...İzmir Suikastı davası, cumhuriyet dönemi Türk siyasal hayatının en önemli davalarından biridir. Haziran ayı içinde başlayan yargılamalar, aynı yılın temmuz ayı içerisinde sonuçlanmış ve dosya kapanmıştır.
Yukarıdaki ifadeler tarihi realiteye uymuyor. İzmir Suikastı davası 26 Haziran 1926 tarihinde İzmir’de mahkeme salonu haline getirilen Elhamra (Milli Kütüphane) Sinemasında başlamış, 13 Temmuz 1926 tarihinde mahkeme karar vermiş ve sanıklar çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Bir kısım sanığın dosyası da Ankara’da görülmek üzere ayrılmıştır. Cavit Bey, Ardahan eski mebusu Hilmi Bey ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Ergani mebusu İhsan Bey, Kara Vasıf, Hüseyin Avni Bey ve Çolak Selahattin bunlar arasındadır. Ankara’daki yargılama 2 Ağustos 1926 tarihinde başlamış, 26 Ağustos 1926 tarihinde sanıklar hakkındaki hükümler açıklanmıştır. Fakat suikast etrafındaki davalar sona ermemiştir. Suikast meselesiyle doğrudan ya da dolaylı ilgisi olanların yargılamaları 7 Teşrinisani (Kasım) 1926 tarihine kadar devam etmiştir.
2-Kimdir Bu Giritli Şevki başlığı altında şu ifadeye tesadüf ediyoruz: ...1925 yılında doğan Mehmet’e ileride Erdoğdu ismini veren Gazi Mustafa Kemal, aileye Ataca soyadını verecektir. Bu cümleden anlaşılan şudur: Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa, suikast meselesinden önce hiç tanımadığı-bilmediği Giritli Şevki ile hadiseden sonra yakın bir münasebet kurmuş, bu ilişkinin bir neticesi olarak çocuğuna isim vermiş, aileye soyadı seçmiştir. Atatürk’ün Soyadı Kanunu bağlamında yakın çevresine hem Türkçe soyadlarını teşvik hem de onları onurlandırmak amacıyla soyadı verdiği bilinir. Tevfik Rüştü’ye “Aras”, Fahrettin Paşa’ya “Altay”, Başvekil İsmet Paşa’ya “İnönü”, Celal Bey’e “Bayar” soyadları Atatürk tarafından verilmiştir. Verilen bu soyadlarının hem belgesi hem de bir hikayesi vardır. Makaleden anlaşılıyor ki Giritli Şevki; Atatürk’ün nazarında İsmet İnönü, Tevfik Rüştü Aras, Celal Bayar sırasına girmiş oluyor. Yukarıda Atatürk’ün soyadı verdiği isimlerin hepsinin bir hikayesinin, aziz bir hatıra olarak sakladıkları bir belgesinin bulunduğunu söyledik. Peki. Giritli Şevki’nin çocuğuna isim verilmesi ve aileye soyadı seçilmesine dair herhangi bir belge var mıdır? Yazar bu makul soruyu sormuyor ve cevabını aramıyor. Fakat sonraki sayfalarda şöyle söylüyor: Ailesinin verdiği bilgilere göre Giritli Şevki’nin Atatürk’le olan ilişkisi suikast olayının hemen ardından başlamış ve 1938’e kadar saygı ve sadakatle devam etmiştir. Ataca soyadı bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Giritli Şevki’ye verilmiştir. Bu cümleden ortaya çıkan şudur: Yukarıdaki iddiaların belgesi yoktur ve ikinci nesilden birisinden yani torundan işittiği rivayetlerle fakat diğer tanıklıklar, bağımsız kaynaklar ve belgelerle desteklenmeyen bir tarih anlatısı yapılmaktadır. Burada bir noktaya işaret etmekte yarar var. Suikastın ortaya çıktığı sıralarda 17 Haziran 1926 tarihinde, Ankara’da bulunan Başvekil İsmet Paşa, İzmir’deki Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya şu telgrafı gönderiyor: ... Büyük bir kaza atlatmış olduğumuza ve millet ve memleketin en büyük felaketinden korunmuş kaldığına şüphe yoktur. Ancak bu kadar mühim bir tertipten yalnız bir gün evvel ve o da dahilinden ihbar ile haberdar oluşumuz hayret verici ve dikkat çekicidir. Başvekil İsmet Paşa’nın telgrafından ortaya çıkan şudur: Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya karşı büyük bir tertip düzenlenmiştir. Bu tertip içeriden ihbar ile ortaya çıkarılmıştır. Şu hâlde; Giritli Şevki, suikast çetesinin içindeki adamdır. İzmir Suikastı'na varan süreçte, Mustafa Kemal Paşa’nın yakın arkadaşlarından Rauf (Orbay), Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat Paşa’nın bu meseleden haberdar oldukları ve fakat yetkililere haber vermedikleri yargılamalar sırasında ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu meseleden sonra Rauf ve Karabekir Paşalarla görüşmemiştir. Suikast meselesinin üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa ile hem babası İsmail Fazıl Paşa’ya duyduğu minnet hem de eski bir arkadaşlık hatırasının bağıyla yeniden görüşmeye başlamıştır. Buna göre; Mustafa Kemal Paşa’nın suikast şebekesinden olan birisi ile yazarın ifadesiyle saygı ve sadakatle ilişki kurmasının imkânı var mıdır?
3- Kimdir Bu Giritli Şevki başlığı altında başka bir cümlede de şöyle söyleniyor: Ege sahillerinde ve adalar çevresinde sürdürdüğü ticari faaliyetleri sayesinde oldukça geniş bir çevre edinen, bu bölgede demir atmadığı koy, ayak basmadığı iskele kalmadığı söylenen Şevki Bey’in bu bilgisini ve deneyimini haber alma ve diğer emniyet hizmetlerinde kullanmış olması ihtimal dahilindedir. Bu cümleye bakarak şunu söyleyebiliriz: Giritli Şevki, motoruyla Adalar Denizinde ticari faaliyetler yapıyor. Birçok limana girip-çıkan Giritli Şevki, emniyet birimleri ile de beraber çalışmış olabilir. Yazar, emniyet birimleri ile müşterek çalışmış olabilir diyor fakat bu iddiasını destekleyecek hiçbir somut veri sunmuyor. Bu sonuca nasıl vardığını ikna edici kanıtlarla da ortaya koymuyor. Faraziye kurmaya çalışıyor. Giritli Şevki Adalar Denizinde hangi ticari işle meşguldü? Yazar, Giritli Şevki’nin ailesini kastederek işlerinin Girit’te iken süngercilik-balıkçılık-nakliyat olduğunu söylüyor. Peki. Giritli Şevki suikast meselesinden önce hangi ticari işi yapıyordu? Bu hususta İstiklal Mahkemesi belgeleri bizi aydınlatıyor. Giritli Şevki’yi çok iyi tanıyan Sarı Edip Efe 21 Haziran 1926 tarihinde alınan ifadesinde şunları söylemiş: ...bir motor temini cihetine gittim. Motor sahibi öteden beri kaçakçılıkla meşgul olan Giritli Şevki’nin motorunu ele almaya teşebbüs ettim. 18 Haziran 1926 tarihinde ifadesi alınan suikastçılardan Laz İsmail: ... Ben, Şevki Kaptanı bir sene evvel İstanbul’da görmüş ve Kerim Kaptan vasıtasıyla tanışmıştım. Hatta Şevki Kaptan İzmir’e beraber gelip kaçakçılık yapmaklığımızı teklif etmişti. 19 Haziran 1926 tarihli Çopur Hilmi’nin ifadesinden: ... Ziya Bey’den bu ciheti sorduğumda Şevki Bey’in sigara kağıtları kaçakçılığı ve konserve... ...işleriyle meşgul olduğunu işittiğini... Şu ifadelerden de anlaşılıyor ki; Giritli Şevki Adalar Denizinde faaliyettedir ve ticareti daha çok kaçakçılıktır.
4- Bozdağ İsmindeki Tekne ile Sakız Adasına Kaçacaklardı başlığı altında Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya suikast için seçilen yer anlatılırken şu ifadeye tesadüf ediyoruz: ... bu yolun köşesinde yer alan bir tuhafiyeci dükkânının sahibi olan Nuri adlı şahsın Çopur Hilmi’nin akrabası olması dolayısıyla olay günü Hilmi diğer tetikçilerden Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’u dükkânın içerisinde saklayabileceklerini düşünmüştü. Bu cümlede suikastçıların saklanacakları dükkânın Çopur Hilmi’nin akrabası olan Nuri olduğu söyleniyor. Bu bilgi doğru değildir. Mülazımıevvel (Üsteğmen) emeklisi olan Çopur Hilmi aslen İstanbul-Fatih-Çarşamba-Draman Mahallesindendir. Suikast meselesi sırasında Sarı Efe Edip’in Değirmendere’de kiracısı olduğu çiftliğin kahyasıdır. Bekardır. Erkek kardeşi bugünlerde İzmir’de Karşıyaka semtinde oturan Union Sigorta müfettişlerinden İsmail Canip Bey’dir. Hilmi, Canip Bey’in evinde yakalanmıştır. Çopur Hilmi, tuhafiyeci dükkanının sahibi Nuri ile akraba değil ahbaptır. Mehmet Nuri, Tirelidir. Nuri, olayla ilgisi olduğu düşünülerek tutuklanmış kısa süre sonra salıverilmiştir.
5- Giritli Şevki Suikastı İhbar Ediyor başlığı altındaki ifadeler şudur: 14 Haziran akşamı Karşıyaka’da İdris’in bahçesinde yapılan toplantıda alınan kararlara rağmen Giritli Şevki Bey, vicdani bir rahatsızlık içerisindedir... ...ve şayet boşboğazlık edecek olursa bunu hayatıyla ödeyeceği tehdidinin gerçekliğini düşünmektedir. Burada söylenenlerin tarihi gerçeklik ile ilgisi yoktur. Halbuki Giritli Şevki, Mustafa Kemal Paşa’ya suikast yapılacağını ve bu iş için İstanbul’dan suikastçıların geldiğini ilk defa bu toplantıda öğrenmemiştir. Bu toplantıdan bir gün önce yani 13 Haziran 1926 Pazar günü gecesi Edip’le yaptığı görüşmede suikast etrafında pek çok bilgiye sahip olmuştur. Edip, Şevki’ye Ziya Hurşit ve arkadaşlarının Mustafa Kemal Paşa’ya suikast için geldiğini anlatmıştır. Suikast yeri için Çeşme yolunu düşündüğünü ve suikastçıları deniz yoluyla suikast yapılacak yere Şevki’nin sevk etmesini ve suikastın ardından firarlarını sağlamasını istemiştir. Bunun için motorunun gerekli olduğunu söylemiş, Şevki de motor Sakız’da rehindir demiştir. Edip; rehinden kurtaracak parayı temin edersem gelir mi diye sormuş. Şevki de olumlu cevap vermiştir. Şevki, Edip’le yaptıkları planlamayı daha sonra yaptığı gibi basit bir ihbar mektubuyla İzmir emniyetine vermeyi düşünmemiştir. Çeşme yolunda yapılacak suikast planı gerilla harbi uzmanı Sarı Edip Efe’nin planlamasıdır ve çok zekice düşünülmüştür. Bu plana göre Giritli Şevki motoruyla deniz yolundan suikast timini Reisicumhurun geçeceği kara yoluna bırakacaktır. Suikastın ardından motoruyla kolaylıkla istedikleri bölgeye kaçıracaktır. Şevki, hiç tereddüt etmeden bu suikast planlamasında rol almayı kabul etmiştir. Bu defa bir gün sonra Giritli Şevki 14 Haziran 1926 gecesi İdris’in bahçesinde Ziya Hurşit-Çopur Hilmi ve Sarı Efe Edip’le bir araya gelmiştir. Toplantıda suikastta kullanılmak için bomba kullanılması gerekli görülmüştür. Bu bombaları Şevki temin etmiştir. Sarı Efe Edip’in boşboğazlık ederse hayatı ile ödeyeceğine dair tehdidine gelince; İzmir Suikastı etrafındaki hiçbir ciddi çalışmada böyle bir tehditten söz edilmez. Fakat söz konusu toplantıda Sarı Efe Edip’in Şevki ile ilgili söylediği şudur: ...bir, iki rakı içtikten sonra Ziya Hurşit Bey’e hitaben; Şevki bizimdir, yanında açılabilirsiniz.
6- Giritli Şevki Mahkeme Huzurunda başlığının altındaki ifadeler şöyledir: ... İzmir yargılamaları, 13 Temmuz 1926 Salı günü İstiklal Mahkemesi Heyeti’nin kararını açıklamasıyla sona ermiştir. ... Haklarında idam kararı verilenlerin infazları, 14-15 Temmuz gece yarısında suikast eylemini gerçekleştirmek istedikleri Kemeraltı’nda gerçekleştirilmiştir. Yukarıdaki cümlede infazların yapıldığı tarihin 14-15 Temmuz olduğu söyleniyor. Bu bilgi doğru değildir. Doğrusu şöyle olacaktır: İstiklal Mahkemesi üyesi Rize mebusu Ali Bey ve İzmir Müddeiumumisi (Savcısı) Hasan Bey, 13 Temmuz 1926 Salı günü gecesi saat 24’e doğru hapishaneye gelmişler. Mahkumlar birer birer hapishane müdürünün odasına çağırtılmış ve haklarında verilen karar tebliğ edilmiş, bir diyecekleri olup olmadığı sorulmuştur. Mahkumlar daha hapishanede iken İzmir polisi gerekli tedbirleri almış, Kordondan hükmet konağına çıkan yol, Göztepe Tramvay İstasyonunun son durağından itibaren saat kulesine kadar olan cadde kapatılmıştır. Gece saat 24’ten sonra on üç sehpa, İğdeli Kahve Sokağından itibaren dikilmeye başlamış ve saat 01 sıralarında her türlü hazırlık tamamlanmıştır. Bu sıralarda, hapishanede bulunan idam mahkumlarına Kemeraltı Camii İmamı Hafız Emin Efendi tarafından dinî telkin yapılmış ve beyaz gömlekler giydirilmiştir. Mahkumları iki otomobil dönüşümlü olarak siyasetgâha (idam alanına) taşımışlardır. Hükmün infazına İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali Bey’le Hukuk Müşaviri Nail Bey nezaret etmişlerdir. Şu hâlde; infazların gerçekleştirildiği tarih 13 Temmuz 1926 Salı gününü 14 Temmuz 1926 Çarşamba gününe bağlayan gece yarısından sonradır. Her türlü hazırlık gece yarısından sonra 01 sıralarında bittiğine göre idamlar 14 Temmuz 1926 tarihine tesadüf etmektedir.
7- Suikast Girişiminden sonra Değişen Hayatı başlığı altında Giritli Şevki hakkında şu bilgi verilmiş: Yargılama sonucunda beraat etmesine ve mükafatlandırılmasına karşın... Giritli Şevki’nin mükafatlandırıldığı doğrudur. Fakat yargılama sonucunda beraat ettiği yanlıştır. Mahkeme kararında Giritli Şevki’nin beraat ettiğine dair bir kayıt yoktur. Çünkü mahkemeye sanık değil tanık sıfatıyla çıkmıştır.
8- Suikast Girişiminden sonra Değişen Hayatı başlığı altında verilen başka bir bilgi de şudur: ... kimi sanık yakınlarının, intikam yemini ederek Şevki Bey’in peşine düştükleri için Şevki Bey ve ailesi bir dönem Çeşme’de sonrasında Bodrum’da zorunlu ikamete tabi tutulmuşlardır. Devletin yakın koruması altında geçen bu yıllarda, Bodrum’daki hapishanenin boşaltıldığı ve ailenin burada koruma altında tutulduğu bilinmektedir. Buna göre; suikastı ihbar ettiği ve İstiklal Mahkemesinde yargılanmalarına sebep olduğu için bazı sanıkların yakınları Giritli Şevki’yi öldürmek için harekete geçmişler. Bunların intikamından korunmak için Çeşme ve Bodrum’da devletin kararıyla zorunlu ikamete tabi tutulmuşlar. Şevki, bu süreçte devletin koruması altındaymış. Yazar yapılan zorunlu ikamet-koruma vesair hususlarda hiçbir kaynak, belge, ciddi tanıklık göstermiyor. Sadece bilinmektedir demekle yetiniyor.
Yazar, makalesinin birçok yerinde yukarıda olduğu gibi Giritli Şevki’nin ihbar meselesinden sonra devletin koruması altına girdiğini sıkça söylüyor. Halbuki aşağıda göstereceğimiz şu belge bu iddianın tamamen çürük olduğunu ortaya koymaktadır.
GİRİTLİ ŞEVKİ DEVLETİN KORUMASI ALTINDA DEĞİL, DEVLETİN TAKİBİ ALTINDADIR
Atatürk’ün vefatından kısa bir süre sonra yapılan hükûmetin gizli yazışmalarında da Giritli Şevki’nin ismine tesadüf ediliyor. Bu yazışmalardan ortaya çıktığına göre Giritli Şevki, hükûmet tarafından en tehlikeli şüphelilerden birisi olarak tespit edilmiştir. Mesele şudur: İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra kurulan yeni hükûmet, geçmiş dönemde muhalif olarak belirlenip takip ve gözetlenen kişilerin üzerinden bu işlemlerin kaldırılması için karar almıştır. Bu bağlamda Dahiliye Vekaleti ile İstanbul Valiliği arasında yazışmalar olmuştur. İstanbul Valisi Lütfi Kırdar, 6 Ocak 1939 tarihinde Dahiliye Vekili Refik Saydam’a şu yazıyı göndermiştir:
Öteden beri durum ve temasları müstemirren (sürekli olarak) takip edilen zevattan Mütekait General Kazım Karabekir, Eski Başvekil Rauf, eski Erzurum mebusu Hüseyin Avni, Mütekait General Saylav Refet, Mütekait General Ali İhsan ve buna mümasil zevatın takiplerinden derhal vazgeçilmesi 24-11-38 gün ve Em. U. Md. Ş.1. 60250 sayılı şifre ile emir buyurulması üzerine takibat derhal durdurulmuş ve vaziyet de 25-11-938 gün ve Emniyet 26641 sayılı şifre ile Vekalete arz edilmişti. Şifrede bulunan buna mümasil kelimesine istinaden eski General Cafer Tayyar, Miralay Mütekaidi Çolak Selahattin, eski Beyrut Valisi Azmi, eski İzmir Valisi Rahmi, İstanbul eski saylavı Yenibahçeli Şükrü, Avukat Haydar Rıfat, eski İzmir Suikastıyla alakadar Giritli Şevki, eski Yarın Gazetesi sahibi Arif Oruç, Miralay mütekaidi Atıf Ateş gibi şahıslar üzerindeki takibat da kaldırılmışsa da bu zevatla beraber daha kimlerin bu tabirin şümulü dahiline gireceğinde tereddüt hasıl olmuştur. Keyfiyetin isim tasrihi suretiyle bildirilmesine müsaade buyurulmasını arz ederim.
Bu belgeye göre Giritli Şevki, uzun süreden beri takip edilmekte ve gözetim altında tutulmaktadır. İstanbul Valisi, bu takibatın yeni dönemde de devam edip etmeyeceğini soruyor.
Dahiliye Vekili Doktor Refik Saydam, 19 Ocak 1939’da İstanbul Valisine şu cevap yazısını göndermiştir:
1-Buna mümasil kelimesine karşılık olarak tespit olunan isimler haricinde 24-11-938 tarih ve 60250 sayılı tebliğ şümulüne girecek kimse yoktur.
2-Tahriratta isimleri geçenlerden mebus olanlar hakkındaki takayyüdat İstanbul’dan diğer vilayetler mıntıkalarına seyahat etmiş olsalar dahi tamamen merfudur.
3-Mebus olmayanlardan Giritli Şevki, Arif, Miralay Atıf Ateş haklarında çok gizli tarassut ve tecessüse İstanbul’da dahi devam olunacaktır.
Bu belgelerden anlaşılan şudur: Hükûmet; ilk mecliste İkinci Grup liderlerinden Hüseyin Avni başta olmak üzere bir kısım muhalif isim tespit etmiştir. Bunları sürekli olarak takip ettirmekte ve gözetim altında tutmaktadır. Hükûmete muhalif ve takibi zorunlu olarak belirlenen bu isimler içerisinde Giritli Şevki, eski İzmir Suikastı'yla alakadar Giritli Şevki kaydı ile bulunmaktadır. Şevki’nin bu isimlerle aynı bağlamda listelenmesi hükûmet yetkililerinin onunla ilgili kanaatlerini de gösteriyor. Bu görüşün birçok şeyin değiştiği İnönü döneminde de değişmediği anlaşılıyor. Halbuki bu dönemde Karabekir, Hüseyin Avni, Çolak Selahattin vesairenin takip ve gözetimi kaldırılıyor veya gevşetiliyor. Fakat Giritli Şevki’nin çok gizli şekilde takip ve gözetiminin devam etmesi isteniyor.
Sonuç: Tarihsel sorunları ele alırken rivayetlerden, anlatılardan daha çok asıl kaynaklara başvurulmalıdır.
Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu
Odatv.com