- Heybeliada Ruhban Okulu binasındaki restorasyon çalışmalarının eylül ayında tamamlanacağını açıkladınız. Bu durum, Türk makamlarının okulu yeniden açması için yeni bir dönemin kapısını aralayabilir mi?
Gerçekten de restorasyon, güçlendirme ve yenileme çalışmalarının önümüzdeki dönemde tamamlanacağını öngörüyoruz. Bu vesileyle, ülkemizin yetkili makamlarının okulumuzun yeniden faaliyete geçmesine izin vermesi, Patrikhane, Kilise ve cemaatimiz için büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır. Bunu bütün gücümüzle temenni ediyoruz.
Bize umut veren husus ise, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılında Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’e, okulumuzun yeniden açılma imkânlarının incelenmesi talimatını vermiş olması. Bu doğrultuda Sayın Bakan, aynı yılın mayıs ayında Ruhban Okulumuzu ziyaret etmiş ve o tarihten itibaren Bakanlık, YÖK ve Patrikhane arasında yapıcı bir diyalog başladı. Bu diyaloğun hayırlı bir sonuca ulaşmasını ve okulun yeniden açılmasına izin veren kararın alınmasını dua ederek bekliyorum.
CUMHURBAŞKANI’YLA BİRLİKTE AÇALIM
- Ruhban Okulu’nun açılması sizin için neden önemli?
1971 yılında Ruhban Okulu faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldığından beri umut etmeyi hiç bırakmadık. Bir gün ülkemizin yetkili makamlarının sesimizi duyacağına ve bu haksızlığı gidereceğine inanıyoruz. Ben şahsen, bu tarihî eğitim kurumunun bir mezunu olarak, yeniden faaliyete geçtiğini ve teoloji eğitiminin, kardeşliğin, sevginin ve barışın gelişmesine hizmet eden manevî bir merkez hâline geldiğini görmeyi umut ediyorum. Hayatta olduğum sürece bunun gerçekleşmesini ve sınıflarında yeni öğrencilerin eğitim gördüğü okulumuzun yeniden canlandığını görmenin sevincini yaşamayı diliyorum. Faaliyetine izin verildiği takdirde, Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımlarıyla yeniden açılışını birlikte gerçekleştirmek arzusundayız.
DİYALOG TEK ÇÖZÜM YOLU
- Ankara ile Atina arasında yeniden güçlenen diyalog sürecinin kalıcı bir güven ortamına dönüşmesi için neler yapmak gerekiyor?
Patrikhanemiz ve şahsım, her zaman uzlaşmayı ve elbette diyaloğu teşvik ediyoruz. Çünkü diyalog, insanlar, halklar ve devletler arasındaki her türlü anlaşmazlığın çözümü için tek yoldur. Zira karşılıklı tanışmayı, birbirini daha iyi anlamayı, yanlış anlamaların giderilmesini ve önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlar. Bu nedenle, iki ülkenin liderlerinin diyaloğa bağlılıklarını ve iki halk arasında kalıcı işbirliği ilişkilerinin güçlendirilmesi ile bölgede barışın hâkim kılınması yönündeki kararlılıklarını memnuniyetle karşılıyoruz.
SON 20 YILDA ÖNEMLİ ADIMLAR ATILDI
- Son yirmi yıl içinde Türkiye’de Rum Ortodoks azınlığı, hatta tüm gayrimüslim azınlıkların hakları ve dini özgürlükleri konusunda önemli gelişmeler yaşandığını düşünüyor musunuz?
Şüphesiz, özellikle 2000–2010 yılları arasında, gayrimüslim azınlıkların toplum içindeki konumlarının ve devlet yönetimiyle ilişkilerinin iyileşmesine katkıda bulunan önemli adımlar atıldı. Dolayısıyla evet, 2000 yılından günümüze kadar kayda değer bir ilerleme sağlandı. Bu gelişmede siyasi iradenin yanı sıra, ülkemizin Avrupa Birliği ile yakınlaşma süreci de kuşkusuz etkili oldu. Atılan adımlardan biri, benim de memleketim olan Gökçeada’yı ilgilendiriyor. Yetkili makamların azınlık ilkokul ve ortaöğretim kurumlarının yeniden açılmasına izin vermesiyle adadan ayrılmış olan bazı aileler geri dönerek yeniden burada yaşamaya başladı.
ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR ATİNA’YA MESAJ
- Yunanistan’ın ülkesindeki Türk azınlığını milli güvenlik tehdidi olarak gördüğü yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Siz bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?
Bu değerlendirmelerin hangi temellere dayandığını bilmiyorum. Ancak kendi tecrübemizden hareketle şunu söyleyebilirim ki, iki ülkedeki azınlıkların durumunun Türk-Yunan ilişkilerinin seyrine göre ele alınması adil değildir. Bizler bir ülkenin diğer ülkedeki temsilcileri değiliz; ayrıca hiç kimse bizi siyasi çekişmelerin ve hesapların “rehinesi” haline getirmemeli. Bizim azınlığımızın mensupları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlara saygılı vatandaşlarıdır. Tüm vatandaşlarımız gibi eşit muamele görmek, kendimizi bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak hissetmek istiyoruz; ikinci sınıf vatandaşlar olarak değil. Aynı arzunun, Yunanistan’daki azınlık mensupları tarafından da paylaşıldığına inanıyorum. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın girişimleri sayesinde hayatımızı önemli ölçüde iyileştiren ve geçmişte azınlığımızın maruz kaldığı bazı haksızlıkları gideren adımlar dolayısıyla duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek isterim. Kendisine bir kez daha teşekkürlerimizi ifade ediyoruz.
SAVAŞ BÜYÜK GÜNAH
“Dünyamız savaşlar, iç çatışmalar ve farklı ölçek ve yoğunluklarda yaşanan sayısız silahlı çatışma nedeniyle sarsılıyor. Ukrayna ve acılarla sınanan Ortadoğu’da insanların kanı dökülüyor. Savaş büyük bir günahtır. İnsanların birbirini öldürmesi, kardeşin kardeşe kıyması başka nasıl tanımlanabilir. Bu nedenle hepimizin büyük bir sorumluluğu var. Bu görev, biz din adamları için de son derece doğal ve vazgeçilmez bir sorumluluk. Çünkü bizler, barışın, adaletin, dayanışmanın ve insanlar arasındaki diyaloğun gelişmesi için yorulmadan çalışmakla yükümlüyüz. Bir kez daha vurgulamak isterim ki, her türlü anlaşmazlığın çözüm yolu diyalog olmalıdır; sadece ve sadece diyalog.”