Ana içeriğe geç

Göbeklitepe'de tarih gerçekten sıfırdan mı yazıldı

Şanlıurfa'daki Göbeklitepe ve Karahantepe kazılarından elde edilen son bilimsel bulgular, 'önce inanç geldi' efsanesini çürüttü. Kanıtlar, tarım öncesinde de yerleşik yaşamın, gelişmiş su mühendisliğinin ve sınıfsız bir toplumsal yapının var olduğunu ortaya koydu.

Göbeklitepe'de tarih gerçekten sıfırdan mı yazıldı
Aydınlık
16

Aydınlık Youtube kanalında yayınlanmaya başlayan Eğer Bilime İnanıyorsak programının 3. bölümünde Göbeklitepe hakkında ortaya atılan tezler incelendi.

Şanlıurfa havzasında yer alan Göbeklitepe ve Karahantepe'deki arkeolojik keşifler, insanlık tarihinin en önemli tartışma başlıklarından birini oluşturuyor. Uzun süre popüler medyada ve bazı akademisyenler tarafından "Göbeklitepe ezberleri bozdu, maddi ihtiyaçlar değil inanç dünyayı şekillendirdi" tezi savunuldu. Bu iddiaya göre, bölgedeki büyük dikilitaşları inşa eden insanlar tarım yapmayan, evleri olmayan göçebelerdi ve yalnızca tapınak yapmak amacıyla bir araya gelmişlerdi.

Bu fikrin temelini, kazıları ilk başlatan Alman arkeolog Klaus Schmidt'in ilk dönem hipotezleri oluşturuyordu. Schmidt, alandaki ilk çalışmalarda kalıcı konut izine ve yakınlarda bir su kaynağına rastlayamadığı için buranın yalnızca dönemsel olarak ziyaret edilen bir inanç merkezi olduğunu ileri sürmüştü. Ancak Schmidt'in vefatının ardından yapılan geniş çaplı kazılar, bu tezi tamamen geçersiz kıldı.

GELİŞMİŞ SU MÜHENDİSLİĞİ VE EŞ ZAMANLI KONUTLAR

Yeni dönem kazıları, avcı-toplayıcı toplulukların kalıcı konutlar inşa ettiğini ve gelişmiş bir altyapı sistemi kurduğunu kanıtladı. Arkeologlar, yerleşimin altında ana kayaya oyulmuş su kanalları ve yaklaşık 150 metreküp yağmur suyu depolama kapasitesine sahip sarnıçlar açığa çıkardı. Bu bulgular, kalıcı yaşam olmadan inşa edilemeyecek bir su hasadı sisteminin varlığını gösteriyor.

Bunun yanı sıra, Schmidt'in ilk başta dini hücreler olarak değerlendirdiği dörtgen yapıların, dönem Suriye ve Anadolu neolitik mimarisiyle uyumlu, düz çatılı evler olduğu saptandı. Yapılan incelemeler, T biçimli dikilitaşların sembolik anlamlarının yanında bu düz çatıları taşıyan kolonlar olarak işlev gördüğünü ortaya koydu.

Kazılarda tonlarca evsel atık, yemek ocakları, günlük taş aletler ve yabani tahılları un haline getirmekte kullanılan binlerce öğütme taşı ile havan bulundu. Benzer şekilde Karahantepe'nin Güney Düzlük bölgesinde de hiç dikilitaş bulunmayan, doğrudan günlük yaşama ait üç evreli konutlar, taş tekneler ve öğütme araçları tespit edildi. Bu durum, toplulukların nesiller boyu aynı yerde yerleşik olarak yaşadığını kanıtlıyor.

'TAPINAK' DEĞİL KOLEKTİF YAŞAMIN KAMUSAL ALANLARI

Kazı koordinatörlüğünü yürüten Dr. Lee Claire, alan için "tapınak" kelimesini kullanmaktan kaçınıyor. Kurumsallaşmış bir din, dogmalar, ruhban sınıfı ve vergiye dayalı tapınak ekonomisinin izlerine ne Göbeklitepe'de ne de Karahantepe'de rastlanmadı. Bölgede sınıflı bir toplum yapısı, kral veya rahip hiyerarşisi bulunmuyor.

Alandaki büyük dairesel yapıların inanç merkezinden ziyade toplumsal işlevi olduğunu belirten uzmanlar, bu binaların klanların bir araya geldiği, ittifaklar kurduğu ve ortak hikayelerin anlatıldığı sosyal kamusal alanlar olduğunu saptadı. Kazılarda bulunan küçük taş maskeler ve insan bacaklı turna kuşu tasvirleri, buralarda tiyatral ve ritüelistik performansların sergilendiğini gösteriyor. Ayrıca kafatası kültüne ait kesikli insan kemikleri, kurumsal bir dinden ziyade ataların ruhlarıyla bağ kurmaya dayalı animistik ve totemistik bir inanç dünyasına işaret ediyor.

TARIM GÖBEKLİTEPE KÜLTÜRÜNÜ BAŞLATMADI AKSİNE BİTİRDİ

Büyük ölçekli dikilitaşların dikilmesi ve yüzlerce işçinin beslenmesi, doğanın sunduğu hazır artı ürün sayesinde mümkün oldu. Milattan önce 11 bin 600 civarında son buzul döneminin bitmesiyle iklim yağışlı ve sıcak hale geldi; Şanlıurfa havzası yabani tahıl tarlaları ve kitlesel ceylan sürüleriyle doldu. Arkeologlar, Karahantepe çevresinde tek seferde yüzlerce ceylanın avlanmasını sağlayan büyük tuzaklar buldu.

Gıda teknolojisinin tarımdan önce geliştiği, Ürdün Şubayka'da 14 bin 400 yıl önce, Karahantepe'de ise 12 bin yıl önce bulunan ekmek kalıntılarıyla belgelendi. Avcı-toplayıcılar tarım yapmadan önce yabani buğdayı işlemeyi, öğütmeyi ve fırınlamayı öğrenmişti.

Yaklaşık bin 500 yıl boyunca kesintisiz kullanılan bu kültür, tarımın başlamasıyla son buldu. Nüfusun artması ve doğal kaynakların yetersiz kalması üzerine bitki ve hayvanlar evcilleştirildi. Sistematik tarımın başlaması, mülkiyet kavramının doğması ve artı ürünün depolanması, klan ortaklığına dayalı eşitlikçi toplumsal yapıyı dağıttı. Toplum sınıflara bölündükçe eski avcı-toplayıcı inançları ve kamusal alan ihtiyacı ortadan kalktı.

Dikilitaşların üzerindeki yaban domuzu, tilki, akbaba ve yılan gibi figürler de inancın maddi yaşamdan bağımsız olmadığını, doğrudan avcı yaşamın gerçekliğinden doğduğunu gösteriyor. Yerleşik yaşamın getirdiği toplumsal çatışmaları çözmek için bir sosyal teknoloji olarak geliştirilen ritüeller, devletin ve hukukun olmadığı dönemde işbirliğini sağlama aracı olarak kullanıldı. Çalışmadan yaşayan bir ruhban sınıfının ortaya çıkması ise ancak binlerce yıl sonra Tunç Çağı'nda, Sümer ve Mısır'daki tarımsal artı ürünün tapınaklarda toplanmasıyla gerçekleşti.

Son bulgular, Göbeklitepe'nin maddi temele dayalı bilimsel tarih okumasını çürütmediğini, aksine üretici güçlerin ve yerleşik yaşamın başlangıcını daha geriye götürerek bu tezi doğruladığını gösteriyor.

Konunun bilimsel ayrıntıları için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz:

Kaynağa Git

İlgili Haberler