Klâsik müzik bestecisi ve orkestra şefi olan Ludwig Von Beethoven, insanlık için temiz siyaset, ortak güzel yaşam için rehberlik edecek üç kavram üzerine eser vermiş, dünyaya sevdirmiştir; 9. Senfoni. Bu senfoni barış, eşitlik ve kardeşlik üzerine, yani; insanlık için üretilmiş bir eser, sadece Almanlar için değil.
Senfoninin Sözleri:
Kardeş olun ey insanlar,
Bunu ister Tanrımız!
Bu dünyada her şey geçer,
Yalnızca dostluk kalır.
İnsanlığa ve doğruluğa,
Göğsünü aç, korkma sakın;
Hür doğmuştur insanoğlu,
Hür yaşamak hakkıdır.
Günümüz siyaseti olgunlaştı, gelişti ve tüm insanlık için el ele çalışıyor. 19. yüzyılda yaşamış olan Beethoven’ın o dönemdeki görüşü, bugünün insanlık üzerine kurulan Avrasyacılık siyaseti ile buluşmuş durumdadır.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nin de, Baden-Württemberg Eyaleti’nin de günümüz dışı kalamayacağı açıktır ve yapılacak olan bellidir:
Baden-Württemberg eyaleti, 10 Nisan 2027 için Stuttgart Devlet Operası’nda sahnelemeye niyetlendiği ‘Atatürk-Mustafa Kemal Efsanesi’ adlı operayı sahnelememeli! Esasen Atatürk ve Türk Milleti ile ilgili gerçekleri anlatan bir opera sahneye koyabilmelidir. Medeniyet bunu gerektirir. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin klâsik müzik konserlerinde Beethoven’ın eserlerini insanlığa çalabilmesi gibi.
EMPERYALİZMİN KÜLTÜREL ARAÇLARI
19. yy emperyalizm siyaseti çöktü; 19.yy emperyalizm anlayışıyla çırpınılabilir ama hiçbir şey elde edilemez. Çünkü artık tüm dünya ülkeleri bu gerçeği kavradılar ve zombileşmiş emperyalizmin hem fiilî/askerî saldırılarından hem de kültürel, ekonomik saldırılarından kendilerini korur hale geldiler.
Sanat, insanlığa ‘güzel insan olma görevi’ olduğunu hatırlatır.
Sanat, iyileştirir…
Kültürel birikim öğelerinden biri olan sanatta; ‘kirli siyaset aracı olarak kullanılsın’ diye hiçbir gerçek sanatçıdan insanlığa bırakılmış bir miras yoktur.
CUMHURİYETİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR
Mustafa Kemal ATATÜRK: “Cumhuriyet’in temeli kültürdür.”, yani; “Türkiye’nin temeli cumhuriyettir, cumhuriyetin temeli kültürdür.” ifadesiyle öz yapıya dikkat çeker.
10 Nisan 2027 tarihinde Stuttgart Devlet Operası’nda sahnelenmek istenen ‘Die Legendevon Mustafa Kemal’ adlı opera, sakat ve hastalıklı bir zihniyetle Türk Milleti’ne ve onun önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’e saldırmayı amaçlamıştır. ATATÜRK’e katil deniyor; o halde Türk Milleti’ne de katil denmiş olunuyor. Ortada çarpık bir ‘proje’ var. Operanın tanıtım metinlerinde Ermeni, Rum ve Kürtlere yönelik tarihsel Batı Avrupa yalanının işleneceği duyurulmuş!
Günümüzde böyle iftiralarla sadece iftiracı olunabilir; iftiracının bir kazanımı olamaz, iftiraya uğrayan da bir şey kaybetmez. Çünkü bu ‘proje’, tüm insanlığın bildiği şu meşhur ahmak, kirli, barbar siyasetin ürünüdür.
YENİ DÜNYA DÜZENİ VE ORTAK GELECEK

Günümüz dünya siyaseti bambaşka: İnsanlık çürüyen bir sistemle yani emperyalizmle hesaplaşma dönemini yaşıyor, yeni bir medeniyetin doğum sancılarını yaşıyor. ‘Tarihsel şiddet’ gibi hastalıklı bir iftira ile başka milletlere kirli sanat silâhı ile saldırıldığına göre, görünen o ki; insanlığı kendi cinsiyetine dahi yabancılaştırmaya çabalayan emperyalizmin merkezinde derin bir medeniyet krizi var.
Kapitalizmin, emperyalizm aşamasının sonuna gelindi. Tek güç olma, her türlü işgalde bulunma bitti artık “yurtta barış, dünyada barış.” (M. K. ATATÜRK) anlayışı ile ortak yaşama kültürünün gücünü, gerekliliğini anlayıp hayatı buna göre yeniden insanlığa/ hümanizme yakışır şekilde kurgulama zamanıdır. Bu hepimizin, insanlığın görevidir; bu görev hepimize tarihsel bir mirastır. Bu mirası reddeden ülkeler, devletler, eyaletler, toplumlar, bireyler günün ve tarihin dışına düşer, geleceğini de kaybeder; yok olur. Çünkü medeni değil, uygar değil.
“Uygar Olmayan Bir Millet, Yok Olmaya Mahkûmdur.” M. K. ATATÜRK
Türkler, Cumhuriyet’i kurdu ve Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak, on yıllar içinde kendi bekası için 6 ilke belirledi. Bu ilkelerden biri ‘milliyetçilik’ ilkesidir ve burada hatırlamak gerekiyor çünkü kapitalizmin doğurduğu emperyalizmin, kültürü bile silâha dönüştürüp her yere saldırdığı, buna bir de ‘finans kapital’i ekleyip saldırdığı gerçeği ile karşı karşıyayız.
‘Milliyetçilik’ ilkesi, içteki yöneticilerin ülkemizi kültürel etkilerle olsun, ekonomik saldırılarla olsun, bir daha yabancılara teslim etmemesi için oluşturulmuş bir ilkedir.
Görülüyor ki emperyalizm ve onun sonucu olan hegemonyacılık insanlığın gelişmesi önünde mutlaka alt edilmesi gereken bir engeldir.
Bahsi geçen opera oyununda ATATÜRK’e ‘katil’ denmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Avrasyacılığa geçişini engellemek için yaratılmış ‘proje’ yalanlardan biridir ve Alman Devleti’nin bu operanın sahnelenmesini engelleyeceğine olan inancımız tamdır. Bunun sağlanması için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kültür Bakanlığı’nın da gerekli adımları atacağından eminiz.
Önderimiz ATATÜRK ve biz Türk Milleti, temiz siyaset için altı ilkemizi oluştururken şunu da düşündük: İlkelerimiz bizi iç ve dış sömürülerden koruyacak şekilde ulusal olmalı ancak; bu kadarı yetmez. Düşmanlarımıza da bir daha böyle savaşlar açmamaları, eşitlik ve kardeşlikle barış içinde yaşamanın mümkün olduğunu düşündürtecek şekilde evrensel niteliğe sahip olmalı.
Hem ulusal hem evrensel nitelikler içeren bu altı ilke (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Lâiklik, Devrimcilik) isteyen her millete, her devlete rehberlik edebilir; hepimizi hümanizmde, ortak yaşam kurma isteğinde, sınıfsız sömürüsüz bir dünya özleminde buluşturabilir!
Kurucu önderimiz ATATÜRK ve Türk Milleti’nin dünyaya çağrısı şudur:
“Yurtta Barış, Dünyada Barış.”