40 ülkeden yaklaşık 400 bilim insanının katkısıyla hazırlanan rapora göre yapay zekâ yalnızca yeni türleri daha hızlı tanımlamakla kalmıyor; aynı zamanda yüzyıllık örneklerden genetik veri çıkarılmasını sağlayarak bilim insanlarına geçmişe dair yeni kapılar da açıyor. Araştırmacılar, özellikle dijitalleşmenin hız kazanmasının, bugüne kadar yalnızca fiziksel arşivlerde erişilebilen milyonlarca örneğin çevrim içi erişime açılmasını sağladığını ve bunun özellikle biyolojik çeşitlilik açısından kritik öneme sahip bölgelerde araştırmaları ciddi şekilde hızlandırdığını söylüyor.
Bitkiler ve mantarlar, Dünya’daki yaşamın temel yapı taşları arasında yer alıyor. Gıda üretiminden ilaç geliştirmeye, karbon depolamadan iklimin dengelenmesine kadar pek çok kritik süreç bu organizmalara bağlı. Ancak bugüne kadar incelenen yaklaşık 70 bin bitki türünün yüzde 40’ı yok olma riski altında. Dahası bilim insanlarına göre henüz tamamen tanımlanmamış yaklaşık 100 bin bitki türü daha bulunuyor. Mantarlarda ise tablo daha da çarpıcı. Tahmini 2 milyon mantar türünün yaklaşık yüzde 90’ı hâlâ bilim dünyası tarafından bilinmiyor.
Faydalı Olabilecek Bazı Bitki ve Mantar Türleri, Daha Keşfedilmeden Yok Olup Gidiyor
Yapay zekânın en dikkat çekici kullanım alanlarından biri de milyonlarca dijital örnek üzerinden yapılan geniş çaplı analizler oldu. Raporda yer alan küresel bir çalışmada, çiçekleri tespit etmek üzere eğitilmiş bir yapay zekâ modeli yaklaşık 8 milyon dijital bitki örneğini analiz etti. Bu analizler sonucunda son yüzyılda çiçeklenme dönemlerinin küresel ölçekte her 10 yılda ortalama 2,5 gün değiştiği tespit edildi. İklim krizine bağlı sıcaklık artışı ve yağış düzenlerindeki değişim nedeniyle bazı bitkilerin daha erken, bazılarının ise daha geç çiçek açmaya başladığı görülüyor. Araştırmacılara göre bu değişim, bitkiler ile onları tozlaştıran canlılar arasındaki hassas dengeyi bozabilir. Çünkü bazı böcekler, kuşlar ya da diğer canlı türleri belirli bitkilerin yılın tam belirli dönemlerinde çiçek açmasına bağlı olarak yaşam döngülerini sürdürüyor.
Yeni teknolojilerin dikkat çektiği bir diğer alan ise mantar araştırmaları oldu. Bilim insanları artık 180 yıla kadar eski mantar örneklerinden yüksek kaliteli genom verileri elde edebiliyor. Araştırmacılar, bu gelişmenin eski mantar koleksiyonlarını adeta bir “genom altın madeni” hâline getirdiğini söylüyor. Çünkü mantarlar yalnızca ekosistem açısından değil, tıp açısından da büyük önem taşıyor. Penisilin ve statin gibi önemli ilaçların kökeninde de mantarlar bulunuyor.
RBG Kew, yapay zekânın botanik biliminde açacağı yeni kapıları müjdelerken, bu teknolojinin çevre üzerinde yaratabileceği tahribatı da görmezden gelmiyor. AI veri merkezlerinin giderek artan su ve enerji tüketiminin doğaya zarar verdiğini hatırlatan araştırmacılar, tüm bu faydalarıyla birlikte, yapay zekânın daha sorumlu şekilde kullanılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.