Ana içeriğe geç

Dünya Kupası başlıyor: Futboldan önce sınır polisi sahada

2026 Dünya Kupası bugün Meksika ile Güney Afrika arasında oynanacak açılış maçıyla başlayacak. FIFA, turnuvayı “futbolun en büyük buluşması” diye pazarlarken, ev sahibi ABD daha ilk düdük çalmadan turnuvaya sınır dışı skandalları, vize krizleri, ayrımcı uygulamalar ve göçmen düşmanlığının gölgesini düşürdü.

Dünya Kupası başlıyor: Futboldan önce sınır polisi sahada
Birgün
16

Futbolun en büyük sahnesi bugün açılıyor. 2026 Dünya Kupası, Meksika’nın başkenti Mexico City’deki tarihi Azteca Stadı’nda oynanacak Meksika-Güney Afrika maçıyla başlayacak. İlk kez 48 takımın katılacağı turnuva, ABD, Meksika ve Kanada’nın ortak ev sahipliğinde düzenlenecek. 104 maçın oynanacağı organizasyon, 19 Temmuz’da New York'taki MetLife Stadı’nda yapılacak finalle sona erecek.

Turnuva öncesi FIFA’nın yıllardır ezberlettiği cümle yine vitrine kondu: “Futbol dünyayı birleştirir.” Ancak 2026 Dünya Kupası, daha açılış düdüğü çalmadan bu cümlenin ne kadar kırılgan, hatta ne kadar ikiyüzlü bir vitrin sloganına dönüşebildiğini gösterdi. Çünkü bu kez sahaya ilk çıkan futbolcular, hakemler ya da taraftarlar değil: ABD’nin sınır polisi, vize rejimi, göçmenlik bürokrasisi ve Başkan Donald Trump yönetiminin aşırı sağcı uygulamaları oldu.

Turnuvanın ev sahibi ülkelerinden ABD, Dünya Kupası’nı bir futbol şöleninden çok, küresel gücünü sınır kapılarında yeniden ilan ettiği bir güvenlik gösterisine çevirdi. Kupanın “birleştirici” diliyle ABD’nin “seçici” sınır rejimi arasındaki uçurum, turnuva başlamadan bir dizi skandalla görünür hale geldi.

SKANDALLARIN ARDI ARKASI KESİLMİYOR

Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın ABD’ye alınmaması, İran heyetine çıkarılan vize engelleri, Iraklı futbolcu Aymen Hussein'in saatlerce sorgulanması, Senegal ve Özbekistan kafilelerine yönelik aşağılayıcı güvenlik kontrolleri ve hak örgütlerinin “korku iklimi” uyarıları, 2026 Dünya Kupası’nın politik başlığını daha ilk günden yazdı.

Bu turnuva yalnızca futbolun genişleyen formatının değil, aynı zamanda ABD emperyalizminin sınır kapısında kurduğu yeni dünyanın da turnuvası olacak.

TARİH YAZACAKTI SINIRDAN DÖNDÜ

Dünya Kupası’nın başlamasına günler kala futbol tarihinin en çarpıcı skandallarından birine tanıklık ettik. Omar Abdulkadir Artan, FIFA tarafından 2026 Dünya Kupası’nda görev alacak hakemler arasında seçilmişti. Bu seçim, yalnızca Artan’ın kariyeri açısından değil, Somali futbolu açısından da tarihi bir anlam taşıyordu. Artan, Dünya Kupası’nda görev yapacak ilk Somalili hakem olacaktı ancak Artan’ın hikâyesi sahada değil, ABD sınırında kesildi.

Artan, geçerli ABD vizesi bulunmasına rağmen Miami Uluslararası Havalimanı’nda ülkeye alınmadı. ABD Gümrük ve Sınır Koruma birimi, Somali vatandaşı bir kişinin “rutin kontrol” sonrası güvenlik taraması gerekçesiyle ülkeye kabul edilmediğini açıkladı. Gerekçenin ayrıntıları ise kamuoyuyla paylaşılmadı.

Bu cümle, ABD’nin yıllardır özellikle Müslüman, Afrikalı ve yoksul ülkelerden gelen insanlara karşı kullandığı bürokratik sis perdesinin özeti gibiydi: “Güvenlik gerekçesi.” Ne olduğu belli değil, kime göre olduğu belli değil, hangi somut bulguya dayandığı belli değil ama sonuç çok açık: Bir hakemin Dünya Kupası hayali sınır kapısında iptal edildi.

Artan’ın durumu daha da çarpıcı çünkü FIFA’nın hakem organizasyonu ABD merkezli hazırlık kampı üzerinden yürütülüyordu. Yani Artan’ın yalnızca ABD’deki maçlarda değil, Kanada veya Meksika’daki maçlarda da görev yapması fiilen imkânsız hale geldi. FIFA, göçmenlik kararlarının ev sahibi ülke makamlarının yetkisinde olduğunu belirtirken bu açıklama da sorunun büyüklüğünü gizleyemedi. Çünkü bir Dünya Kupası’nda görev yapacak hakem, FIFA listesinde yer almasına, turnuvaya davet edilmesine ve vizesi bulunmasına rağmen ev sahibi ülke tarafından kapıdan çevrildi.

Bu olay, 2026 Dünya Kupası’nın en sembolik fotoğrafı olarak tarihe geçmeye aday. Futbolun evrensel diliyle seçilen bir hakem, ABD’nin sınır rejimi tarafından “sakıncalı” görüldü. Bir düdük, daha sahaya çıkmadan susturuldu.

ABD'ye girişine izin verilmeyen Somalili hakem Artan, ülkesinde kahraman gibi karşılandı.

SEYAHAT YASAKLARI KUPANIN ÜZERİNE ÇÖKTÜ

Artan’ın başına gelenler tekil bir bürokratik aksaklık değil. Aksine, Trump yönetiminin yeniden sertleştirdiği seyahat yasaklarının ve göçmenlik politikalarının doğrudan sonucu.

ABD yönetimi, 2025’te yayımladığı başkanlık kararnameleriyle birçok ülke vatandaşının ABD’ye girişini tamamen ya da kısmen kısıtladı. Afganistan, Haiti, İran, Libya, Somali, Sudan, Yemen ve Kongo Cumhuriyeti gibi ülkeler tam kısıtlama listesinde yer alırken Senegal ve Fildişi Sahili gibi Dünya Kupası’na katılan bazı ülkeler de kısmi kısıtlamalara tabi tutuldu.

Washington yönetimi, bu yasakları “ulusal güvenlik” gerekçesiyle savunuyor. Fakat Dünya Kupası gibi dünyanın dört bir yanından futbolcu, teknik heyet, hakem, gazeteci ve taraftarın bir araya geldiği bir turnuvada bu politika, sporun eşitlik iddiasını doğrudan boşa düşürüyor.

FIFA, yıllarca ev sahibi ülkelerden turnuva katılımcıları için güvenli ve erişilebilir bir ortam sağlamasını istedi. Brezilya 2014’te, Rusya 2018’de, Katar 2022’de turnuvaya özel uygulamalarla seyirci ve katılımcı geçişlerini kolaylaştırdı. 2026’da ise en büyük ev sahibi ABD, tam tersine, futbolun etrafına yeni duvarlar örüyor.

Ortaya çıkan tablo şu: FIFA “Herkes gelsin” diyor, ABD ise “Önce ben seni seçeyim” diyerek kendi sınır karakolunu oluşturuyor.

İRAN'A VİZE, TARAFTARA BİLET DARBESİ

ABD’nin Dünya Kupası öncesi imza attığı en büyük politik krizlerden biri de İran dosyasında yaşandı. İran Milli Takımı, turnuva öncesi kampını ABD’de yapmak yerine Meksika’nın Tijuana kentinde konumlandırdı. Bunun nedeni yalnızca sportif tercih değildi. İranlı yetkililer, ABD ile yaşanan siyasi ve askeri gerilimler nedeniyle takımın ABD’de bulunma süresini en aza indirmek istedi.

İranlı futbolculara, turnuvanın başlamasına çok az süre kala ABD vizeleri verildi ancak İran Futbol Federasyonu’nun bazı üst düzey yöneticileri, idari personeli ve medya sorumlularının vizeleri çıkmadı. İran tarafı bunu “siyasi müdahale” olarak nitelendirdi. ABD ise gerekli sporcu ve temel destek personeli vizelerinin verildiğini savunarak “güvenlik” gerekçelerini öne sürdü.

Kriz bununla da sınırlı kalmadı. İran Futbol Federasyonu, Dünya Kupası maçları için kendilerine ayrılan bilet kotasının geri çekildiğini duyurdu. Normal şartlarda her federasyona, maçlar için belirli bir taraftar kontenjanı ayrılıyor. İran tarafı, taraftarlarının bu kontenjana erişemeyeceğini belirterek kararı FIFA ilkelerine aykırı buldu.

FIFA ise İran Federasyonu ile çözüm arayışının sürdüğünü açıkladı. Ancak ortada çok yalın bir gerçek var: Bir Dünya Kupası’nda, turnuvaya katılan bir ülkenin taraftarları, maçlarını izleme hakkı konusunda belirsizlik ve siyasi engellerle karşı karşıya bırakıldı.

Bu, yalnızca İran’ın meselesi değil. Bu, Dünya Kupası’nın kimin için düzenlendiği sorusudur. Eğer bir turnuvada futbolcular sahaya çıkıyor ama taraftarlar pasaportları nedeniyle tribüne alınmıyorsa, orada “dünya kupası” değil, dünyanın eşitsizliklerinin kupası oynanıyor demektir.

SAATLERCE SORGULANDI ÜLKEYE ALINMADI

ABD sınırındaki keyfi uygulamalardan Irak kafilesi de payını aldı. Irak Milli Takımı’nın önemli isimlerinden Aymen Hussein, Chicago O’Hare Havalimanı’na varışında saatlerce sorgulandı. Dış basına yansıyan bilgilere göre Hussein’in sorgusu yaklaşık yedi saat sürdü.

Irak için bu turnuva ayrı bir tarihsel anlam taşıyor. Ülke, uzun yıllar sonra Dünya Kupası sahnesine dönüyor ancak bu dönüş, sahaya çıkmadan önce ABD göçmenlik bürokrasisinin soğuk koridorlarında başladı.

Daha da vahimi, Irak kafilesinin fotoğrafçısı Talal Salah’ın uzun sorgunun ardından ülkeye alınmadığı aktarıldı. Yani bir ülkenin yalnızca futbolcusu değil, takımın hikâyesini kayda geçirecek emekçisi de sınır kapısında durduruldu.

Bu tablo, ABD’nin Dünya Kupası’na yaklaşımını açık biçimde gösteriyor. Washington için turnuva, dünya halklarının buluşması değil; “riskli”, “sakıncalı”, “şüpheli” kategorilerine ayrılmış insanların kontrol edileceği dev bir sınav alanı.

SENEGAL EKİBİNE PİSTTE ARAMA

Turnuvanın bir başka utanç görüntüsü Senegal kafilesi üzerinden yaşandı. Sosyal medyaya yansıyan ve dış basında da haberleştirilen görüntülerde, Senegal Milli Takımı oyuncularının ABD’ye varışlarının ardından sıkı güvenlik kontrollerinden geçirildiği görüldü.

Görüntülerde futbolcuların eşyalarının kontrol edildiği, bazı oyuncuların pistte ve havaalanı alanında olağandışı bir aramaya tabi tutuldu. Afrika’nın en güçlü futbol ülkelerinden biri olan Senegal’in oyuncuları, Dünya Kupası’na gelen sporcular gibi değil, sınırda bekletilen şüpheliler gibi muamele gördü.

Senegal, son yıllarda dünya futbolunda saygı uyandıran bir ülke. Avrupa’nın büyük liglerinde oynayan yıldızları, disiplinli futbol kültürü ve güçlü taraftarıyla turnuvanın önemli takımlarından biri. Ama ABD’nin güvenlik düzeni içinde bu sportif kimliğin hiçbir ağırlığı yok. Pasaportun rengi, geldiğin kıta ve Washington’ın seni hangi listede tuttuğu, sahadaki yeteneğinden daha belirleyici hale geliyor.

Bu da Dünya Kupası’nın politik gerçeği: Futbolcu, formasını giymeden önce pasaportunun mahkûmu haline getiriliyor.

İran ekibinin kampı Meksika'ya taşınırken havalimanındaki üst aramasına karşı Senegal ekibinin şaşkılığı, oyuncuların gözlerinden okundu.

ÖZBEKİSTAN'A DA BENZER MUAMELE

Benzer bir tartışma Özbekistan kafilesi için de gündeme geldi. Dünya Kupası öncesi hazırlık maçı için ABD’de bulunan Özbekistan Milli Takımı, New York’taki Randalls Island’da olağandışı güvenlik kontrolünden geçirildi. Takım otobüsünün varışında oyuncuların ve ekipmanların detaylı biçimde arandığı, bazı oyuncuların yaşananlar karşısında şaşkınlık yaşadığı aktarıldı.

Özbekistan için bu turnuva tarihi bir eşik. Ülke, ilk kez Dünya Kupası finallerinde sahne alacak. Böyle bir hikâyenin başlangıç fotoğrafının coşku, merak ve futbol heyecanı olması beklenirdi. Fakat ABD’deki ilk temas, yine güvenlik araması, kontrol noktası ve şüphe diliyle kuruldu.

Bu örnekler tek tek bakıldığında “prosedür” diye sunulabilir ama yan yana koyulduğunda tablo değişiyor. Somali’den İran’a, Irak’tan Senegal’e, Özbekistan’a kadar uzanan çizgide, ABD’nin turnuva öncesi pratiği aynı şeyi söylüyor: Dünya Kupası, Washington’ın sınır rejiminden muaf değil tersine, o rejimin vitrini haline getirildi.

HAK ÖRGÜTLERİNDEN UYARI

ABD’nin ev sahipliği, yalnızca yaşanan tekil olaylar nedeniyle değil, turnuva boyunca yaratacağı genel atmosfer nedeniyle de eleştiriliyor. Hak örgütleri, özellikle göçmenler, gazeteciler, taraftarlar ve emekçiler için ciddi riskler bulunduğunu belirtti.

Spor ve Haklar İttifakı başta olmak üzere insan hakları alanında çalışan örgütler, ABD’deki sert göçmenlik politikalarının Dünya Kupası çevresinde “korku iklimi” yarattığını vurguladı. Trump yönetiminin göçmen karşıtı dili, sınır dışı operasyonları, vize kısıtlamaları ve polis gücünü genişleten uygulamaları, turnuvayı yalnızca spor organizasyonu olmaktan çıkarıp politik bir denetim alanına dönüştürdü.

Taraftar bölgeleri, havalimanları, oteller, çalışma alanları, medya merkezleri, toplu taşıma hatları ve kent meydanları da bu turnuvanın parçası. Eğer bu alanlarda göçmenler, siyahlar, Müslümanlar, Latin Amerikalılar, savaş ve yoksulluk coğrafyalarından gelen insanlar kendilerini güvende hissetmiyorsa, turnuvanın “küresel festival” iddiası daha baştan çöktü.

FIFA, bu eleştiriler karşısında yine alışıldık cümlelere sığınıyor: Kapsayıcılık, birlik, çeşitlilik, herkes için futbol ama bu kelimeler otoriter rejimler karşısında sessiz. ABD sınır kapısında bekletilen hakemin, sorgulanan futbolcunun, vizesi çıkmayan gazetecinin, bileti belirsiz taraftarın yaşadığı gerçeklik FIFA'nın ne kadar ikiyüzlü bir kurum olduğunun da ispatı.

INFANTINO'NUN YALANLARI

FIFA Başkanı Gianni Infantino, turnuvanın büyüklüğünü anlatırken 2026 Dünya Kupası’nı “104 Süper Bowl” ölçeğinde bir organizasyon olarak tanımladı. Bu ifade, FIFA’nın meseleye nasıl baktığını özetler nitelikte: Devasa pazar, devasa yayın geliri, devasa sponsor alanı, ve tüketim gösterisi.

Ancak dünya halkları için futbolun anlamı bu değil. Futbol, dev şirketlerin reklam panolarından, VIP tribünlerinden, pahalı biletlerden, güvenlik protokollerinden ibaret değil. Futbol, çoğu zaman yoksul mahallelerin, göçmen işçilerin, mülteci çocukların, sömürge tarihinin, sınıfsal eşitsizliklerin ve kolektif hafızanın da oyunu.

2026 Dünya Kupası ise bu hafızayı parlatmak yerine, onu kontrol etmeye çalışıyor. 48 takımlı genişleme, FIFA tarafından “daha kapsayıcı Dünya Kupası” diye sunuldu. Ama aynı anda ABD’nin vize rejimi, bazı ülkelerin taraftarlarını, görevlilerini ve medya emekçilerini dışarıda bırakıyor. Yani sahada takım sayısı artarken sınırda erişim daralıyor.

ABD’NİN ÜSTENCİ TAVRI

ABD’nin Dünya Kupası öncesi tavrı, tesadüfi bir yönetim aksaklığı değil. Bu, Washington’ın uzun yıllardır dünyaya dayattığı güvenlik siyasetinin spordaki yansıması.

11 Eylül sonrası kurulan güvenlik rejimi, Müslüman ülkelerden gelen insanları potansiyel tehdit olarak kodladı. Savaşlarla yıkıma uğratılan coğrafyaların insanları, bu kez yıkımı yaratan güçlerin sınır kapılarında aşağılandı.

Irak’a ve İran’a savaş götüren, Somali’yi “güvenlik sorunu” diye damgalayan, Haiti’nin yoksulluğuna ve siyasi krizlerine sırtını dönen emperyal düzen, şimdi bu ülkelerin futbolcularına, hakemlerine, taraftarlarına “önce kendini ispatla” diyor.

Dünya Kupası gibi bir organizasyon, normalde bu duvarların aşılması gereken bir alan olmalıydı ama 2026 yılında tam tersi oluyor. ABD, turnuvayı dünyaya açılan bir kapı değil, dünyaya karşı kurulan bir turnike gibi işletiyor.

Bu nedenle bu turnuvanın politik başlığı yalnızca “futbol ve güvenlik” değil. Bu turnuvanın başlığı, emperyal merkezlerin dünyanın geri kalanına nasıl baktığıyla alakalı.

Bir Avrupalı taraftar için Dünya Kupası seyahati turistik plan, bilet, otel ve uçak bileti meselesi olabilir. Bir İranlı, Haitili, Somalili, Senegal kökenli ya da savaş coğrafyasından gelen kişi için aynı seyahat, vize belirsizliği, sorgu korkusu, sınır dışı edilme ihtimali ve aşağılanma riski anlamına geliyor.

FIFA’nın “eşit oyun” dediği yerde, dünya eşit değil.

FUTBOLUN VİTRİNİ GERÇEKLERLE ÇARPIŞIYOR

Dünya Kupası, her zaman politikti. 1934’te Mussolini İtalya’sının propaganda sahnesiydi. 1978’de Arjantin cuntası, işkence merkezlerinin gölgesinde kupayı düzenledi. 1994’te ABD, futbolu kendi pazarına açmak için turnuvayı kullandı. 2022’de Katar üzerinden insan hakları, emek sömürüsü ve jeopolitik tartışmalar gündeme geldi.

2026’nın farkı ise turnuvanın daha başlamadan bir sınır rejimi tartışmasına dönüşmesi.

Bu kez mesele yalnızca stat inşaatları, sponsor anlaşmaları ya da ev sahibi ülkenin insan hakları sicili değil. Bu kez mesele, Dünya Kupası’na kimin girebileceği, kimin tribüne ulaşabileceği, kimin düdük çalabileceği, kimin basın kartını kullanabileceği, kimin havaalanından geçebileceği.

Yani futbolun en temel sorusu bile politikleşti: Sahaya kim çıkabilir?

Somalili hakem Artan’ın başına gelenler bu yüzden bu kadar önemli. Çünkü o olay, turnuvanın bütün çelişkisini tek karede topluyor. FIFA seni seçiyor, CAF seni ödüllendiriyor, ülken seninle gurur duyuyor, ama ABD sınır polisi “hayır” diyor. Futbolun evrensel meşruiyeti, ABD’nin ulusal güvenlik bürokrasisinin altında eziliyor.

Açılış bu akşam, gölge uzun…

Bugün Azteca’da top santraya konduğunda tribünlerde renkli görüntüler olacak. Yayıncı kuruluşlar, sponsorlar ve FIFA, turnuvanın büyüklüğünü anlatacak. 48 takım, 104 maç, üç ev sahibi ülke, dev statlar, yıldız futbolcular, milyarlarca izleyici…

***

KUPA REHBERİ

2026 Dünya Kupası bugün Meksika-Güney Afrika maçıyla başlayacak. Açılış karşılaşması Mexico City’deki Azteca Stadı’nda oynanacak. Turnuvada ilk kez 48 takım mücadele edecek. ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenlediği organizasyonda toplam 104 maç yapılacak. Grup aşaması 27 Haziran’a kadar sürecek. Ardından son 32 turu, son 16 turu, çeyrek final, yarı final ve üçüncülük maçı oynanacak. Final ise 19 Temmuz’da New York/New Jersey’deki MetLife Stadı’nda yapılacak.

Turnuvanın formatı da bu yıl değişti. 48 takım 12 grupta dörderli olarak yer alıyor. Gruplarını ilk iki sırada bitiren 24 takım ile en iyi 8 üçüncü, son 32 turuna yükselecek. Bu nedenle grup üçüncülüğü de birçok takım için turnuvada kalma şansı anlamına gelecek.

TÜRKİYE’NİN GRUP TAKVİMİ

Türkiye, 2026 Dünya Kupası’nda D Grubu’nda mücadele edecek. Kırmızı-beyazlılar grubunda ev sahibi ABD, Paraguay ve Avustralya yer alıyor.

Milli Takım turnuvadaki ilk maçını Avustralya’ya karşı oynayacak. Karşılaşma 14 Haziran Pazar günü TSİ 07.00’de Kanada’nın Vancouver kentindeki BC Place’te oynanacak.

İkinci maçta rakip Paraguay olacak. Türkiye-Paraguay karşılaşması 20 Haziran Cumartesi günü TSİ 06.00’da Santa Clara’daki Levi’s Stadı’nda yapılacak.

Grubun son maçında Türkiye, ev sahibi ABD ile karşılaşacak. ABD-Türkiye maçı 26 Haziran Cuma günü TSİ 05.00’te Los Angeles’taki SoFi Stadı’nda oynanacak.

D Grubu’nda ilk iki sırayı alan takımlar doğrudan son 32 turuna yükselecek. Grup üçüncüsü olan takım ise diğer gruplardaki üçüncülerle kıyaslanacak ve en iyi 8 üçüncü arasında yer alırsa yoluna devam edecek.

***

FIFA: ULUSLARARASI KURUMLARDAKİ ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN BİR BAŞKA ÖRNEĞİ

FIFA, son yıllarda tıpkı Birleşmiş Milletler (BM) gibi egemenlerin, sermayenin yanında ve "seçici" bir yapıya bürünerek güvenilirliğini yitiriyor. Sözde siyasi tarafsızlık ilkesi ve sporun evrenselliği maskesi altında yürütülen politikalar, kurumun etik pusulasının jeopolitik çıkarlara göre yön değiştirdiğini defalarca ortaya koydu.

Kurumun en somut ikiyüzlülüklerinden biri, Rusya ve İsrail örneklerinde yaşanıyor. Ukrayna savaşı sonrası Rusya’yı “savaş ve uluslararası hukukun ihlali” gerekçesiyle jet hızıyla tüm organizasyonlardan men eden FIFA, on binlerce insanın katledildiği Gazze Şeridi’ndeki soykırım karşısında taraflı tutum gösterdi. Filistin Futbol Federasyonu’nun İsrail'in milli takımını ve kulüplerini uluslararası müsabakalardan men edilmesi talebini mart ayında reddeden FIFA, gerekçe olarak ise “karmaşık hukuki statü, uluslararası hukuk ve diyalogu” gösterdi.

YENİ DÜNYANIN KURUMU

Bu durum, yaptırımların sadece Batılı siyasi konjonktürle uyumluysa devreye girdiğini gösteriyor. FIFA artık güçlülerin çıkarlarını koruyan, işlevsiz ve "yeni dünya düzeninin" adaletsiz bir yansıması haline geldi.

FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun Donald Trump ile Beyaz Saray’da sergilediği samimi pozlar ve Trump’ı "dünya futbolunun bir parçası" olarak niteleyen “hayranlık dolu” tavrı, kurumun otoriter güçle kurduğu simbiyotik ilişkiyi özetliyor. Infantino, kurumun siyasi tarafsızlık ilkesini ihlal etmekle suçlanıyor.

Emperyalist saldırganlığın sınırlarını zorlayan Trump’ın Washington’daki Barış Konseyi toplantısında sahnede yer alan Infantino, aralık ayındaki Dünya Kupası kura çekiminde de ABD Başkanı’na “FIFA Barış Ödülü’nü” takdim etmişti. Trump’ın 8 savaşı bitirdiği iddiasıyla hak ettiğini öne sürdüğü Nobel Barış Ödülü’nün bir telafisi olarak görülen bu ödül, kurumdaki çürümüşlüğün en somut örneği.

FIFA’daki sermaye ve siyaset ilişkisi, 2022’deki Katar Dünya Kupası’nda da yüzünü göstermişti. Katar 2022 sürecinde binlerce göçmen işçinin canı ve rüşvet skandalları üzerine inşa edilen düzen, FIFA’nın futbolu bir spor olmaktan çıkarıp siyaset ve başta Körfez sermayesi olmak üzere finansın kirli "sportwashing" (sporla aklama) sahasına çevirdiğini kanıtlamıştı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler