İngiltere İşçi Partisi'nin yeni lideri seçilen Andy Burnham, ülkenin yeni başbakanı oldu. Daha önce iki kez liderlik yarışını kaybeden Burnham, üçüncü denemesinde zafere ulaşarak Downing Street'in yeni sahibi oldu.
ANDY BURNHAM KİMDİR?
1970'te Liverpool'da doğan Andy Burnham, Cheshire'daki Culcheth köyünde büyüdü.
Babası British Telecom'da mühendis, annesi ise bir aile hekiminde resepsiyon görevlisiydi. Ailesi İşçi Partisi'nin sıkı destekçisiydi. Burnham da siyasete erken yaşta ilgi duymaya başladı.
Burnham, Liverpool'daki işsizlerin hayatını anlatan BBC dizisi Boys from the Blackstuff'tan etkilenerek 14 yaşında İşçi Partisi'ne katılmaya karar verdiğini anlatıyor.
Koyu bir Everton taraftarı olan Burnham, çocukluğunda rekabetçi ve spor tutkunu biri olarak hatırlanıyor. Lancashire okul kriket takımında hızlı atıcıydı.
Burnham ve iki kardeşi, ailelerinde üniversiteye giden ilk kişiler oldu. Andy Burnham, Cambridge Üniversitesi'nde İngilizce okudu ancak daha sonra kaleme aldığı Head North adlı kitabında, Cambridge'de kendisini ait hissedemediğini ve "sahtekar gibi" hissettiğini yazdı.
The Smiths ve The Stone Roses gibi kuzeyli indie gruplara duyduğu ilginin, ona kimlik ve özgüven kazandırdığını söyledi.
WESTMİNSTER'A İLK ADIM
Üniversiteden sonra kısa süre gazetecilik yaptı.
Ardından siyasette ilk önemli adımını, İşçi Partili Tessa Jowell için araştırmacı olarak çalışarak attı.
Daha sonra Kültür Bakanı Chris Smith'in özel danışmanı oldu. 2001 yılında ise Manchester yakınlarındaki Leigh bölgesinden milletvekili seçildi.
Burnham, Tony Blair döneminde alt düzey bakanlık görevlerinde bulundu. Gordon Brown döneminde ise kabineye girdi; Hazine Baş Sekreteri, Kültür Bakanı ve Sağlık Bakanı olarak görev yaptı.
Bu hızlı yükseliş, onu İşçi Partisi'nin genç ve parlak isimlerinden biri haline getirdi.
HİLLSBOROUGH DÖNÜM NOKTASI OLDU
Burnham'ın siyasi kariyerindeki en önemli kırılmalardan biri Hillsborough faciası oldu.
1989'da Sheffield'daki Hillsborough Stadyumu'nda yaşanan izdihamda 97 Liverpool taraftarı hayatını kaybetmişti. Burnham, Kültür Bakanı olduğu dönemde facianın 20. yıl anma töreninde protesto edildi.
Bu protesto onda derin bir etki bıraktı. Burnham daha sonra konuyu kabinede gündeme taşıdı ve facia hakkında ikinci bir soruşturma açılmasına katkı sağladı.
Hillsborough aileleriyle kurduğu bağ, Burnham'ın "adalet" ve "kuzeyin sesi" imajını güçlendiren başlıklardan biri oldu.
İKİ KEZ LİDERLİĞİ DENEDİ, İKİ KEZ KAYBETTİ
Burnham, İşçi Partisi liderliğini daha önce iki kez denedi.
2010 yılında Gordon Brown'ın genel seçim yenilgisi sonrası istifa etmesiyle başlayan liderlik yarışına katıldı. Beş aday arasında dördüncü oldu; yarışı Ed Miliband kazandı.
2015'te yeniden aday oldu. Bu kez başlangıçta favorilerden biri olarak görülüyordu ancak seçimi Jeremy Corbyn kazandı.
Burnham, daha sonra Corbyn'in gölge kabinesinde içişlerinden sorumlu gölge bakan olarak görev yaptı. Bu dönem, onun parti içindeki konumunu tartışmalı hale getirdi.
Eleştirmenleri Burnham'ı, siyasi rüzgâra göre pozisyon değiştiren bir isim olarak görüyor. Destekçileri ise onun farklı dönemlerde farklı kanatlarla çalışabilmesini, geniş kesimlerle bağ kurma becerisi olarak yorumluyor.
"KUZEYİN KRALI" LAKABI NASIL DOĞDU?
Burnham, 2017'de Westminster'dan ayrıldı ve Manchester'ın seçimle gelen ilk büyükşehir belediye başkanı olmak için yarıştı.
Oyların yüzde 60'ından fazlasını alarak seçildi. 2021'de daha da büyük bir farkla yeniden seçildi.
Belediye başkanı olarak en çok ulaşım politikalarıyla öne çıktı. Manchester, Londra dışındaki bölgeler arasında otobüs hizmetlerini yeniden kamu kontrolüne alan ilk yer oldu. Bu hizmetler daha sonra "Bee Network" markası altında diğer ulaşım araçlarıyla entegre edildi.
Burnham'ın ulusal ölçekte yıldızının parladığı an ise koronavirüs salgını oldu.
Bölgesel karantina kısıtlamaları sırasında Boris Johnson hükümetini İngiltere'nin kuzeyine "küçümseyici" davranmakla suçladı. Manchester'a önerilen mali desteği yetersiz buldu ve merkezi hükümete açıkça meydan okudu.
Bu çıkışı ona "Kuzeyin Kralı" lakabını kazandırdı.
LONDRA MERKEZLİ SİYASETE KARŞI
Burnham'ın siyasi çizgisinde en tutarlı başlıklardan biri, İngiltere siyasetinin ve medyasının fazla Londra merkezli olduğu eleştirisi.
İlk parlamento konuşmasından bu yana bölgesel eşitsizliklere dikkat çekiyor. Ona göre ülkenin yetki ve kaynakları Londra'dan bölgelere doğru dağıtılmalı.
Burnham kendisini bugün "parti öncelikli" değil, "yer öncelikli" bir siyasetçi olarak tanımlıyor. Toplulukların ulaşım, altyapı, kamu hizmetleri ve yerel ekonomi gibi hayatlarını doğrudan etkileyen alanlarda daha fazla söz sahibi olması gerektiğini savunuyor.
SOLDA MI, MERKEZDE Mİ?
Burnham'ın siyasi pozisyonu yıllar içinde değişti.
Blair döneminde yükselen ve partinin merkez kanadına yakın görülen Burnham, Corbyn döneminde gölge kabinede görev aldı. Zamanla su ve enerji gibi temel sektörlerin kamulaştırılmasını savundu.
Brexit referandumunda Avrupa Birliği'nde kalma yanlısıydı. Yaşamı boyunca İngiltere'nin yeniden AB'ye katıldığını görmek istediğini de söyledi.
Ancak Brexit'e güçlü destek verilen Makerfield ara seçiminde, yeniden üyelik fikrini öne çıkarmayacağını belirtti.
Son dönemde de daha merkeze yakın mesajlar verdi. Büyük ölçekli kamulaştırmalar için kamu maliyesinin fazla kısıtlı olduğunu söyledi ve İngiltere'nin yakın zamanda AB'ye dönmeyeceğini kabul etti.
Bu nedenle muhalifleri onu "siyasi bukalemun" olmakla suçluyor.
EKONOMİ EN BÜYÜK SINAVI OLACAK
Burnham'ın önündeki en büyük soru işaretlerinden biri ekonomi.
İngiltere'nin yüksek borçlanma maliyetleri, zayıf büyüme, kamu hizmetlerindeki baskı ve savunma harcamaları gibi sorunlar, Burnham'ın manevra alanını daraltabilir.
Destekçilerine göre Burnham, seçmenle daha doğrudan bağ kurabilen, güçlü iletişim becerilerine sahip ve iyimser bir lider profili çiziyor.
Muhaliflerine göre ise başbakanlık görevi, Manchester Büyükşehir Belediye Başkanlığı'ndan çok farklı ve Burnham her gün çok sayıda krizle karşı karşıya kalacak.