Ana içeriğe geç

Bakırhan’dan 'NATO Zirvesi' tepkisi: 'Ankara açık cezaevine çevrildi'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne tepki göstererek, kentin “açık cezaevine çevrildiğini” söyledi. Zirve harcamalarını ve askeri bütçeleri eleştiren Bakırhan, “Gerçek kriz mutfaktadır, gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır” dedi.

Bakırhan’dan 'NATO Zirvesi' tepkisi: 'Ankara açık cezaevine çevrildi'
Cumhuriyet
16

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuşuyor.

Bakırhan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"NATO toplantılarını parti olarak yakından takip ediyoruz. Çünkü NATO zirveleri, dünyanın hangi yöne savrulacağını herkesten önce haber veren açık sinyallerdir. Bu kürsüden de defalarca dile getirdik. Bugün kurallara dayalı uluslararası düzen ağır bir çözülme yaşıyor. Dünyada neredeyse herkesin gücü oranında yetki kullandığı, gücü kadar söz söylediği bir dönemden geçiyoruz.

Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerini dünyada“gücü yeten yener”anlayışı alıyor. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, savaş çığırtkanlığı yapanlara bile insanlar neredeyse normalmiş gibi bakmaya başladı. İşte tam da böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını sormamız gerekiyor. Bir zamanlar “savunma ittifakı” olarak kurulan NATO, bugün artık bir savaş ve hegemonya aygıtına dönüşmüş durumda.

NATO ZİRVESİ

Genişleme politikaları yeni gerilim hatları yaratıyor. Üye ülkelere ağır askeri, mali ve sanayi yükümlülükleri dayatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyor ve yaşıyoruz. Halkların bütçesi, güvenlik gerekçesiyle silaha aktarılıyor. Hepsinden önemlisi, bütün bunlar halkların gözünden uzakta, hiçbir denetime tabi olmadan kararlaştırılıyor. Şeffaflık yok, hesap verme yok. Bunu daha iyi anlamak için NATO’nun son yıllarda attığı adımlara bakmak yeterlidir. Çünkü her zirve, güvenlik başlığı altında dünyanın biraz daha savaş düzenine nasıl sokulduğunu gösteriyor.

Son beş yılda NATO, tehdit tanımını genişletti; Ukrayna savaşını yeniden yapılanmanın merkezine koydu, Avrupa sınırlarını aşarak küresel bir güvenlik blokuna dönüştü. Ve bu dönüşümün faturasını da halkların bütçesine yükledi. Çok uzağa gitmeden, sadece son beş yıla baktığımızda şu sonucu net biçimde görürüz: Güvenlik büyüdükçe demokrasi küçüldü. Halklar büyük acılarla ve ağır sorunlarla baş başa bırakıldı.

İşte tam da böyle bir konjonktürde 2026 NATO Zirvesi Ankara’da toplanıyor. Ankara’da toplanıyor olması tesadüf değildir. Çünkü küresel siyasetin hayati düğümü Ortadoğu’dur. Burası, bütün büyük kararların test edildiği coğrafyadır. Biz bu zirveyi, daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz.

Açık konuşalım: Halklara daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla barış vadeden bir toplantıdan söz etmiyoruz. Bu zirve, masaya daha fazla silah, daha fazla cephe, daha fazla gözyaşı getiriyor. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken, biz burada ezilenlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız.

"ANKARA ADETA AÇIK CEZAEVİNE ÇEVRİLDİ"

Yeni cepheler açılmasına itiraz ediyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Şimdiye kadar söylediklerimiz, zirve daha başlamadan teyit edildi. Ankara’ya bakın; kent adeta açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı hazırlanılıyor belli değil. Ellerinden gelse “evinizin penceresini bile açmayın” diyecekler. Koca başkent, birkaç protokol aracının rahat geçişi için resmen kapatılıyor. Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı konuşuluyor. Ankara’da yaşayanlar, kendi kentlerinde neredeyse fazlalık gibi görülüyor.

NATO PROTESTOLARINDA GÖZALTILARA TEPKİ

Zirve başlamadan yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı, 175 kişi tutuklandı. Bu tutuklamaların tamamı haksız, hukuksuz ve keyfidir. Gözaltında arkadaşlarımıza sorulan soruları okudum. Böyle bir saçmalık olamaz, böyle bir absürtlük olamaz. Ne yapalım, dünyada yeni savaş kararları alınırken alkış mı tutalım? Yok böyle bir dünya. Ortada henüz protesto yok ama gözaltı var, tutuklama var. Sabahın köründe kapıları, pencereleri kırarak yapılan gözaltılar var. İnsanları NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye tutuklayamazsınız. Gerçi burası Türkiye; bunu yapıyorsunuz!

GAZETECİLERİN KATILIMININ ENGELLENMESİ

Bu arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Ankara’yı susturarak dünyaya demokrasi gösterisi yapamazsınız. Basına dönük tablo da aynı karanlığı gösteriyor. Üç bine yakın medya mensubu davet ediliyor ama Ankara’da yıllardır gazetecilik yapanların ve muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımı engelleniyor. Bin bir türlü engel çıkarılıyor.

"İKİ GÜNLÜK ETKİNLİK İÇİN YAKLAŞIK 12 MİLYAR TL HARCANDIĞI İFADE EDİLİYOR"

Gelelim bu zirvenin asıl meselesine... İki günlük bir etkinlik için şimdiye kadar yaklaşık 12 milyar TL harcandığı ifade ediliyor. Mesela yolların yapımına 9,5 milyar lira harcanmış. Protokol yolundaki göz zevki için ise 69 milyon TL’lik dikey bahçeler yapılmış. Alçılar sıvalar boyanıp üzerine NATO ve barış afişleri yapıştırılmış. Yolların yapılması, çiçeklerin ekilmesi için bu memlekete illa bir askeri zirve mi gerekiyor? Hakkâri’nin yolu ne olacak? Halkın yıllardır beklediği hizmetler ne olacak?

Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde, üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alındı. Bunun Türkiye’ye faturası yılda 40 milyar dolar. Bu da bütçenin yaklaşık yüzde 11,5’ine denk geliyor. Yani bu 40 milyar dolarlık dayatma; eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından, işçinin ücretinden, hastanın ilacından kısılan para demektir. İktidarın derdinin ne olduğu işte bu rakamlarda gizlidir. Ekonomide “tereyağı mı, tüfek mi?” diye bilinen bir ikilem vardır. Yani halkın refahından mı yanasınız, yoksa silahlanmadan mı? Bu iktidar cevabını çoktan verdi. Tereyağı halkın sofrasında yok. Bunlar toplumun karnını değil, güvenlikçi devletin silahını büyütüyor.

Bakın bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 114 bin 576 liraya dayanmış durumda. Allah’tan korkun! İnsanlar kirayı, faturayı, pazarı, okul masrafını düşünerek yaşıyor. NATO Genel Sekreteri Rutte, “Ankara’daki zirvede on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmaları duyurulacak” diyor. Biz de buradan bazı gerçekleri tekrar duyuralım. Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı borçlu. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç insan sayısı 30 milyona yaklaştı. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaç hale geldi.

Ama gelin görün ki bütün bu veriler, iktidarın gözünde bir askeri zirve, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Çok açık şekilde ifade etmek istiyorum: Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir. Gerçek tehdit, halkın emeğinin savaş bütçelerine aktarılmasıdır. Halkların güvenliği, devletlerin silah deposunda değil; eşit, özgür ve demokratik yaşamda başlar.

Kalıcı barışın yolu; bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zeminlerinden geçer. NATO, dünyayı güvenliğe değil, savaşın gölgesine alıştıran eski bir korku mimarisidir. Bu yüzden halkların geleceği adına artık tarihin müzesine kaldırılmalı; yerini eşitlikçi, demokratik ve barışçıl bir uluslararası düzen almalıdır. Biz, Ankara’dan yükselen bu militarist vitrinin karşısına halkın sofrasını, barışın sesini ve demokratik yaşam hakkını koyuyoruz. Bunları savunmaya da devam edeceğiz. Bu vesileyle, 4-5 Temmuz’da Amed’de Ekonomi Konferansımızın yapılacağını da ifade etmek istiyorum."

Kaynağa Git

İlgili Haberler