İran ile ABD arasında 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını hedefleyen “yol haritası” mutabakatı sonrası diplomasi trafiği hız kazanırken, bölgede gerilim ve güven tartışmaları da yeniden gündemin merkezine yerleşti. Körfez’de yaklaşık 40 gün süren çatışmaların ardından füzeler, insansız hava araçları ve karşılıklı askeri hamleler uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırırken; İran’ın bilim, teknoloji ve nükleer programı da sürecin en kritik başlıkları arasında yer aldı. ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmalar, bilim insanlarına yönelik saldırılar, eğitim ve araştırma kurumlarının hedef alınması ve misilleme kapasitesine dair iddialar tartışılırken, Tahran’ın bundan sonraki stratejisi merak konusu oldu.
Bu gelişmelerin ardından Türkiye’yi ziyaret eden İran Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı Hüseyin Simayi Sarraf, sadece CNN TÜRK’e konuştu. Ekibimizden Büşra Arslantaş’ın sorularını yanıtlayan Sarraf, Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederken, İran’ın barıştan yana olduğunu ancak ABD’ye güven duymadığını vurguladı. 60 günlük müzakere sürecinde “iyi niyet ve ahde vefa” vurgusu yapan Sarraf, yaptırımlar, nükleer program, bölgesel güvenlik, yapay zekâ ve Türkiye ile iş birliği başlıklarında önemli mesajlar verdi.

İŞTE O RÖPORTAJIN DETAYLARI...
Büşra Arslantaş:
“Efendim İstanbul’dan merhabalar. Geçen hafta ABD ve İran "60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmak için bir yol haritası" üzerinde uzlaştı, peki iki ülke arasında bu kez yeni bir sayfa açılması mümkün mü, kalıcı barış mümkün mü? Yoksa Tahran yönetimi de pek çok kişi gibi İsrail ve destekçilerinin bu süreci bir an önce sabote edeceğini mi düşünüyor? Geçen yılki 12 gün savaşı sonrası, bu yıl yine müzakereler sürerken- başlayan ve 40 gün süren savaşta binlerce can kayıpları veren, kritik tesisleri, yine eğitim kurumları araştırma merkezleri saldırıya uğrayan İran’ın bundan sonraki stratejisi ne olacak? Hepsini ve daha fazlasını İran’ın Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı Hüseyin Simayi Sarraf ile konuşacağız. Sayın Bakan Türkiye’ye hoşgeldiniz ve bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Sayın Bakan, biliyorum aslında siz İranlı üst düzey bir yetkili olduğunuz için size bir dizi soru hazırladım aslında ABD ile bu varılan mutabakata ilişkin; ama siz 'sadece doğrudan benim alanımla ilgili olanlara yanıt vermeyi tercih ediyorum' dediğiniz için bir dizi sorumu elemek durumunda kaldım. Dolayısıyla daha genel bir perspektiften sormak istiyorum: Geçen hafta tüm dünyanın gözü İsviçre’deki müzakerelerdeydi, ilk tur müzakerelerdeydi. Herkesin merak ettiği şimdi özellikle Tahran yönetiminin ve İran halkının ABD yönetimine ne denli güven hissettiği ya da hissetmediği ne denli temkinli olduğu yönünde. Nedir görüşünüz çünkü 2 kez savaş açan ve nükleer anlaşmadan çekilen bir yönetimden söz ediyoruz. Son durum nedir?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Başlangıçta ben de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkının, İran’a, ABD ve İsrail'in karşısındaki savaştan dolayı yaptıkları destekten dolayı çok teşekkür ederim. Bizim ilişkilerimiz sadece ekonomi ve politik değil. Bizim geçmişimiz dini, kültürel, siyasi ve çok ortak paydalara sahip ve bu ilişkiler her zaman üst seviyede olmuştur. Yakında da İran ve Türkiye arasındaki 9. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısı yapılacaktır. Ve umarız ki Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da bu toplantıya teşrif edip katılacaktır. Ve özellikle ben burada hem Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a ve hem de Türk halkına çok teşekkür ederim bu süreçte İran halkını desteklediler. İran halkı savaş istemez, savaş taraftarı değil; ama çok iyi savaşmayı da bilir. Ve biliyorsunuz ki İran'ın geçmişine baktığımızda İran-Irak Savaşı oldu, 12 gün İsrail'in İran'a karşı savaşı oldu ve son Ramazan Savaşı oldu, ABD ve İsrail İran'a karşı. İran her zaman barış yanlışı olmuştur. Ve her zaman dünyayla ve komşularıyla huzur ve barış içerisinde yaşamayı seçmiştir. Biz her türlü barış önerisini destekliyoruz. Siz gidip İran halkına da sorabilirsiniz. İran halkı hepsi barışı seçer, tabii ki kalıcı bir barıştan yana İran halkı. Buna rağmen, İran halkı, ABD’nin bu süreç içerisinde dediklerine ne kadar sadık kalacağına şüpheyle bakıyor açıkçası ve bu konuda Amerika'ya herhangi bir güvenleri yoktur.

Büşra Arslantaş:
“Özellikle önümüzdeki bu 60 günlük süreç için Tahran’ın stratejisi ne olacak? Çünkü açılışta da belirttiğim üzere ABD ile İran arasında bu kez yeni bir sayfa açılacak mı diye merak ediliyor. En kritik eşik sizce hangi başlık olacak?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“İran'ın stratejisi bu süreç içerisinde 'iyi niyet' ve aynı zamanda da 'ahde vefa'dır. Ve karşı tarafın da bu hisse sahip olması gerekiyor.”

Büşra Arslantaş:
“ABD Hazine Bakanlığı, İran petrolü ve petrol ürünlerine yönelik yaptırımlarını 21 Ağustos'a kadar kaldırdığını açıkladı. 'İran bu kaynaklarla sadece ABD’den gıda satın alabilecek' iddiası doğru mu? Ve ABD yaptırımlarla sizce bunca yıl amacına ulaşabildi mi?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“İran'a karşı yapılan ambargoları eğer biz derinlemesine ele alırsak şunu söylemem gerekir ki ABD 250 yıllık tarihine baktığınızda dünyada çeşitli nedenlerle yaklaşık 250 savaşı ya dolaylı ya dolaysız idare etmiştir. Ve her zaman da bunu bir insan hakları maskesinin arkasında yapmıştır. Baktığınızda insan haklarını bir araç olarak kullanmıştır ve onun dışında da ambargolara yönelmiştir. Ambargolar insanların temel ihtiyaçlarına ve altyapılara ulaşmasını engelliyor. Amerika bu araçtan da kendi amaçlarına ulaşmak için faydalanmıştır ve kullanmıştır. Ve tarih de göstermiştir ki Amerika hiçbir zaman kendi hedeflerine ulaşamamıştır. Biliyorsunuz bu ambargodan sonra en büyük ve en sıkı ve şiddetli ambargo İran aleyhine Amerika tarafından uygulandı. Ki dünyada da herhangi buna benzer bir uygulama şu ana kadar görülmemiştir ama hiçbir zaman hedeflerine ulaşamamışlardır. Çünkü bizim şehit dini liderimizin teorisi bu şekildeydi ki biz dirençli ekonomiyi uyguluyoruz İran'da. Ve bu bir gerçektir ve bu gerçek karşılığında tabii ki bu ambargolar her zaman yenilgiye mahkumdur. Yine de söylediğim gibi ambargolar insanların ve halkların temel ihtiyaçlara ulaşmasını engelliyor. Bunlar belki ekonominin gelişmesinde bazı aksaklar yaratabilir ama hiçbir zaman nihai hedefe ulaşamaz.”

Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan bir diğer sorum da alanınızla ilgili olduğunu düşünüyorum bilim ve teknolojiyle- görüşmelerin nükleer boyutu en kritik başlıklardan biri. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın tesislere erişimine izin verildi mi verilecek mi? İlk ziyaretinin müfettişlerin ne zaman olması bekleniyor ve bununla birlikte İran nükleer programından vazgeçiyor mu, yoksa program farklı bir formatta devam mı edecek? Kırmızı çizgileriniz nedir?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Bizim nükleer enerji faaliyetimiz çok şeffaftır. Bunların hepsi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı kontrolünde yapılıyor. Biliyorsunuz İran Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) üyesidir. Ve hiçbir zaman bizim herhangi bir bunun dışında bir faaliyetimiz olmamıştır. Herhangi gizli saklı bir faaliyetimiz de yoktur. Çünkü biliyorsunuz bu konuyla ilgili bizim dini inançlarımız gereği herhangi bir toplumsal silahı kullanmak yasaktır, haramdır. Özellikle nükleer gibi bir silahı kullanmak. Biz ABD gibi değiliz, ABD’nin Nagazaki ve Hiroşima’da kullandığı atom bombasını zaten herkes biliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran'daki yapacağı faaliyetler, tamamen Amerikan tarafının davranışlarına bağlı bir seçim olacaktır. Ama ben sadece burada bir üst düzey yetkili veya bakan değil belki sadece İran vatandaşı olarak şunu söylemek istiyorum ki İran halkı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Başkanı Grossi Bey'den pek de haz etmiyor çünkü kendisini tarafsız olarak İran halkına yansıtamamıştır.”

Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan, bu savaşın bir kazananı olduğunu düşünüyor musunuz? Ve Trump yönetimi sizce bu savaşla birlikte o bahsettiği amaçlara ulaştı mı ne dersiniz?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Bunun cevabı çok açıktır. Çünkü siz bir değerlendirme yaparsanız eğer uluslararası arenada ve İran halkı nezdinde, şunu göreceksiniz ki Trump hiçbir şekilde hiçbir amacına ulaşmamıştır. Biliyorsunuz İran savaşının başında Trump'ın amacı İran rejiminin değişikliğiydi. Ki bu olmadı. Çok hızlı bir şekilde söylemini değiştirdi ve İran'ı parçalamaya yöneldi. O da olmadı. Bu sefer başladılar bizim nükleer tesislerimizi bombalamaya ve biliyorsunuz bu işi daha önce de yapmışlardı ve kendi iddialarına göre bizim tüm nükleer tesislerimizi ortadan kaldırdılar. Ama siz eğer bir kamuoyu yoklaması yaparsınız şunu göreceksiniz ki ABD İran'a karşı yanlış bir hesap yaptı. Ve bu yanlış hesabın içine girdi. Bunlar zannettiler ki savaşın ilk gününde dini liderimizi şehit ederlerse hedeflerine ulaşacaklar. Halbuki onların uygulaması bizim halkımızı birleştirdi. Ve aynı zamanda da İran kamuoyu her türlü kendi içindeki ihtilafları kenara koyup hepsi tek bayrak altında birleşti ve kendi bağımsızlığını ve hakimiyetini korudu. Baktığınız zaman Amerika defalarca bu gibi işlere kalkıştı başka yerlerde de ama hedefine ulaşamadı.”

Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan, ilk soruya yanıtınızda Türkiye’ye değindiniz ama özellikle sormak istiyorum. Türkiye’nin bu mutabakata dönen süreçte desteğine dair neler söylemek istersiniz?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Türkiye İran için çok iyi bir komşudur. Ve Türkiye de savaş istemiyor. Türkiye her zaman barıştan yanadır. Hem uluslararası arenada aynı zamanda da komşularıyla her zaman barış ve huzur peşindedir. Her zaman Türkiye ilk bu olay başladığında çaba göstermiştir İran ve karşı taraf arasında arabuluculuk yapmak için. Mutlulukla belirtmeliyim ki İran'ın komşuları da savaşı istemiyorlar. Onlar da çaba gösterdiler. Ve nihayetinde bu diplomasi çabası sonuç verdi. Ve bu ülkeler Pakistan, Umman, Katar ve Türkiye gerçekten kendi faaliyetleri doğrultusunda bu diplomasiyi bir sonuca vardırdılar. Ben Sayın Cumhurbaşkanımızın temsilcisi olarak da bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türk halkına bu süreçte İran halkının yanında oldukları için çok teşekkür etmek istiyorum.”

Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan da İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkiyan ile telefon görüşmesinde sabotaj riskine dikkat çekti. Siz ne kadar endişelisiniz İsrail ve detsekçilerinin bu süreci sabote edebileceğine dair? Ve bununla birlikte bu savaş İsrail ile ABD’nin arasını sizce gerçekten açtı mı? ABD artık İsrail’i durdurmak için somut bir adım atar mı söylemin ötesinde?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Biliyorsunuz ki İsrail'in isteği her zaman bölgede bir savaş ve gerginlik yaratmaktır. İsrail savaşsız kalırsa kendi içerisinde büyük bir problemler yaşar. Bence İsrail hiçbir zaman barış yanlısı değildir ve İran-Amerika arasındaki aynı zamanda bölgede de kurulan bir barışın taraftarı değildir. Ama ikaz etmem gerekiyor belki bir şekilde ki buna dikkatli olmamız lazım: İsrail tabii ki bu sürece baltalamak isteyecektir, kesinlikle onun tuzağına düşmememiz lazım. Çünkü Amerikalılar İsrail'i savunmak için savaşa katıldılar.”
Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan bu 40 gün süren savaşta Minab’da bir ilkokul vuruldu 100’den fazla çocuk hayatını kaybetti. Üniversiteler, araştırma merkezleri hedef alındı İran’da, İranlı bilim insanları suikaste uğradı yıllardır, dolayısıyla bu kayıplar İran’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini ne ölçüde etkiledi? Yeni nesil bilim insanlarının yetiştirilmesi için özel programlar başlatılacak mı? Stratejiniz ne olacak?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“İran'a karşı savaşın ilk gününde ülkemizin en üst düzey şahsiyetini Ayetullah Hamaney’i şehit ettiler. Aynı zamanda da masum çocukları bir ilkokulda hedef aldılar. Bence Amerika ve İsrail için insan hakları hiçbir anlam taşımıyor. Biliyorsunuz savaşlarda her zaman bir konu var. O da, meşru olsun veya olmasın, savaşlarda hukuk normlarını uygulamak çok önemlidir. Onlar her zaman uluslararası insan haklarından bahsediyorlar; ama hiçbir zaman bunu uygulamıyorlar. Savaşlarda sivillere saldırmamak lazım. Aynı zamanda da hastanelere, üniversitelere ve bilim merkezlerine saldırmamak gerekiyor. Ama ne yazık ki bu savaşta onlar bunu bile bile yaptılar. İran'ın bilim gücünü bu şekilde test etmeye kalktılar; ama bir sonucu varamadılar. Yaklaşık 44 üniversite, 295 değişik nokta üniversitelerde hedef alındı. Ve Ramazan Savaşı'nda yaklaşık 15 öğretim görevlisi 200 öğrenci şehit oldu. İran bilim açısından tabii çok köklü bir tarihe sahiptir. 6. yüz yüzyıldan beri ilk üniversite Cundişapur Akademisi İran'da açılmıştır. Ve hala o şekilde devam ediyor ve kendi faaliyetini sürdürüyor.”

Büşra Arslantaş:
“Ayetullah Hamaney’in öldürülmesi sonrası İran rejimi ve direniş ekseninin geleceğine dair ne söylersiniz?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Amerika'nın en yanıldığı ve yanlış hesap yaptı. Onlar zannettiler ki eğer dini liderimizi şehit ederlerse bu rejim çökecektir ama biliyorsunuz İran'daki yönetim modeli çok sıkı ve birliğe dayalı bir yönetimdir. Bu yüzden herhangi bir değişiklik olmadı. Tabii ki dini liderimizin yeri kolay kolay doldurulamaz ama halk hemen hızlı bir şekilde kendi tercihini yaptı ve yeni dini liderini seçti ve ülkede hiçbir sorun yaşamadan kendi yönetimsel açıdan kendi yoluna devam ediyor.”
Büşra Arslantaş:
“Sayın Bakan, bu savaşta kullandığınız askeri teknoloji de çok dikkat çekti tartışıldı, özellikle de İran’ın ABD’ye ait F-15’i nasıl düşürdüğü… O uçağın pilotlarından birinin şöyle bir ifadesi var: “Deniz anasını andıran bir İHA filosu havada asılıydı” diyor. Nasıl bir teknoloji kullanıyor İran?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Askeri sırları açıklayabilir miyiz?”

Büşra Arslantaş:
“Bu savaş sırasında özellikle ABD ve İsrail’in yapay zekayı çok aktif kullandığına dair hatta büyük şirketlerle iş birliği yaptığına dair de iddialar var. Bu konuda elinizdeki bilgiler nedir? Ve zamanımız dolduğu için sorumu hemen birleştirmek istiyorum. Türkiye ile ilişkiler… eğer yaptırımlar kalkarsa İran üzerindeki hangi alanlarda potansiyelin yüksek olduğunu düşünüyorsunuz Türkiye ile iş birliklerinde?”
Hüseyin Simayi Sarraf:
“Biliyorsunuz bu yapay zeka ile ilgili çokça değişik düşünceler var. Yapay zeka bazen ahlaki normlarının dışında çünkü şuuru yok aynı zamanda da adaleti ve insafı olmayan bir olgudur. Ve bu konu çok önemli. Ben inanıyorum ki yapay insanlığın yeteneğini daha da zayıflatacaktır. Amerika ve İsrail bunu kullandılar İran aleyhine ama İran her zaman yapay zekayı insanlık insanlığa hizmet arenasında kullanacaktır. Özellikle bunu söyleyebilirim ki İran yapay zeka konusunda ülkeler arasında çok iyi bir seviyede, yaklaşık kırk yılı aşkındır ki biz yapay zekayla faaliyetimiz var. Değişik yayınlarımız, değişik merkezlerimiz var. Bugün de İstanbul'da Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve biz buna katıldık. Bizim yapay zekayla ilgili Türkiye'yle çok iyi ilişkilerimiz var. Şu an benimle heyette bulunan yardımcılarım İstanbul'daki teknoparkları ziyaret ediyorlar. Türk meslektaşlarıyla nasıl iş birliği yapabileceklerinin peşindeler. İran İslam Cumhuriyeti'ne bağlı bilim merkezleri çok önemli bir yatırım için özellikle hem Türk kardeşlerimiz hem diğer ülke yatırımcıları için çok önemli bir alandır yatırım için ve özellikle buna dikkat etmek lazım. Çünkü İran'da 3,5 milyon öğrenci var yaklaşık. Onlarca dünya çapında itibarı olan üniversitesi var. Yaklaşık 70 bin araştırma merkezi var İran'da. Ve bunlar çok önemli bir alan yatırım için. Özellikle elektromekanikte yapay zekada, genetikte, tarımda, tıptaki bu konular yatırım için hem Türk kardeşlerimiz için hem diğer ülkeler için çok önemli bir fırsattır.”