Meclis Adalet Komisyonunda tartışılan “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin ilk iki maddesi 17 Temmuz’da kabul edildi. Çokça tartışılan teklifte kabul edilen maddelerden birinde, ateşli silahların gerekli güvenlik tedbirleri almayan, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan kişiler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Diğer bir maddeye göre ise adli sürece dahil olan çocukların yaş gruplarına göre yaş küçüklüğü indirim oranları yeniden düzenleniyor, hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılıyor. Tasarıya dair tartışmalar 21 Temmuz’da komisyonda devam edecek.
Kanun teklifine dair konuşan Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Metin Arkaş, “Çocuk Koruma Kanunu" olarak da adlandırılan yasaya dair değerlendirmelerde bulundu.
Yasaların çocuk haklarını önceleyen kapsamda olmasının önemli olduğunu fakat daha da önemli olanın yasaların sahada uygulanması olduğunu belirten Arkaş, “Dünyanın en mükemmel mevzuatına sahip olalım; sahada bunu uygulayabilecek yeterli nitelik ve nicelikte hakim, savcı, kolluk personeli yoksa, psikolog veya sosyal hizmet uzmanları hem nicelik hem nitelik olarak yeterli seviyede değilse sahada karşılığı olmayacaktır. Aslında çoğu ülkeye göre yasalarımız kötü değil, kapsamlı. Ancak ne yazık ki sahadaki yetersizlikler sebebiyle mevzuat tam anlamıyla uygulanamıyor. Biz şu an mevzuatı değiştirmeye, daha kapsamlı yasalar yapmaya yönelsek bile, mevcut halini bile uygulayamadığımız için sahada sonuç alamayacağız. Dolayısıyla öncelikle kolluk personelinin nitelik olarak geliştirilmesi gerekiyor. Hakim, savcının hem nicelik hem nitelik olarak yetiştirilmesi, sosyal hizmet ile psikolog sayısının arttırılması gerekiyor” dedi.
“Önlem almaya gelince tüm kurumlar topu birbirlerine atıyor”
Barolar olarak tasarıya dair mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerle görüştüklerini, önerilerini ilettiklerini dile getiren Arkaş, görüşmelerden umutlu çıktıklarını, fakat tasarıyla birlikte beklentilerinin karşılanmadığını anlattı.
Çocuklarla ilgili mecliste kurulan araştırma komisyonunun birçok kurum, bakanlık ve uzmanı dinlediğini, dinlenen herkesin ceza arttırmanın çözüm olmadığını, daha kapayıcı çözümlere yönelmesi gerektiğinden bahsettiğini aktaran Arkaş, “Bir çocuğa şu an hali hazırda verilebilecek en yüksek ceza 24 yıl. 24 yıl çok yüksek bir ceza. 24 yıl bir çocuğu suç işlemekten caydırmıyorsa, bunun daha fazla caydıracağını düşünmek mantıktan uzak. Biz bu yönde 2 ayrı kısasla çalışma yapılması gerektiğini belirttik. Bunlardan biri; çocuklar suça sürüklenmeden önce ne yapılabilir? İkincisi; tüm önlemlere rağmen bir çocuk suça sürükleniyorsa o zaman ne yapılabilir? Bunları komisyonda kapsamlı bir şekilde tartıştılar. Yapılması gereken öncelikle erken risk tespiti, izleme ve önleme. Bu nedir? Bakanlıklar arasında bir entegre sistem kurulması. Özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı öncülüğünde, tüm bakanlıkların dahil olduğu bir sistem kurulabilirdi. Çünkü çocuklarla ilgili bir sorun yaşandığında, bir önlem almaya gelince tüm bakanlıklar, kurumlar topu birbirlerine atıyor. Bu yönde kurulacak bir sistemle bir çocuğun suça sürüklenmeden önce tespit edilmesi sağlanacak” şeklinde konuştu.
"Popülist şekilde dikkat çekmeyi amaçladılar"
Çocukların suç işlemesinin ekonomik, ailevi, sosyal nedenleri olabildiğini, bunun araştırılması gerektiğini söyleyen Arkaş, bunların bir çocuğun suça sürüklenmesinin sinyalini veren belirtiler olduğunu ve erken aşamada tespitin önemli olduğunu belirtti. Çocukların “suç işleyeceğinin” sinyallerinin neler olabileceğini sıralayan Arkaş, “Bu bahsettiğim her şeyin devlet kurumları ve bakanlıklar da farkında. Bu benim bahsettiğim cümlelerin çoğu bakanlığın mecliste yaptığı sunumda da yer aldı. Herkes bunun farkında ama tabii ki ilk önce ceza arttırma yoluna giderek, popülist şekilde bunu ortadan kaldırmayı, bu yönde dikkat çekmeyi amaçladılar. Ama bu çözüm olmayacak” diye tepki gösterdi.
Mecliste adli sürece dahil olan çocukların ceza yargılaması sisteminin dışına çıkarılarak; yazılı, sözlü uyarı, eğitim programları veya aile gözetimi gibi alternatif yöntemlerle topluma yeniden kazandırılmasını amaçlayan diversiyon modelinin de tartışıldığını aktaran Arkaş, “Burada çocuğu direk sisteme dahil etmek ve damgalamak yerine, basit bir suçtan ceza vermek yerine, çocuğu bu suç çevresinden uzaklaştırmak amaçlanıyor. Bu tarz öneriler konuşuldu. Yine Çocuk Bakanlığı’nın kurulması konuşuldu. Suça sürüklenen çocuklarla ilgili komisyonun bir ihtisas komisyonuna dönüştürülmesi konuşuldu. Ama maalesef geldiğimiz noktada tasarı tüm bunlardan uzak bir öneriyle meclise geldi” dedi.
“Yetkililer akran zorbalığını tehdit unsuru olarak kullanıyor”
Cezaevine giren çocukların yaşadığı sorunlara da dikkat çeken Arkaş, konuşmasına şöyle devam etti: “Cezaevine giren çocuklar, basit bir suçtan bile cezaevine girdiğinde çoğu kendisine ve topluma olan saygısını kaybetme noktasına geliyor. Çünkü cezaevinde akran zorbalığı, personel şiddeti had safhada ve buna ilişkin bir önlem yok. Yetkililer akran zorbalığına önlemek yerine, bunu bir tehdit unsuru olarak kullanıyor. Çocuklar psikologla düzenli görüşmüyorlar. Normalde kanunumuza göre her bir çocuk için bireysel iyileştirme planı hazırlanması, düzenli periyoduk görüşmeler yapılması gerekiyor. Ama cezaevinde periyodik görüşmelerin yapılmadığını söyleyebilirim. Aksine çocuk psikologla görüşmek isterse bu talebini bir dilekçeyle iletir. Bu dilekçe her zaman cevap bile alamaz. Cevap aldığında bile çocuğu zaman görüşmeler 5 dakika gibi kısa süreyle gerçekleştiriliyor. Burada psikologları da suçlayacak bir şey yok. Çünkü 500 kişilik bin kişilik kapasiteli cezaevlerinde 2-3 tane psikolog var. Bunların tüm çocukların tamamını ayrıntılı bir şekilde takip etmesi mümkün değil. Onlarda prosedür ve evrak işleri içerisinde bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla kapatma bir çözüm değil. Çok ağır suçlar için tabii ki cezaevleri düşünülebilir ama burada da cezaevlerinin ruhunun değiştirilmesi gerekiyor. Buranın gerçekten cezalandırmadan ziyade, ıslah edici bir yer olması gerekiyor. Bu ıslah etme de kaba tabirle düşünülmemesi gerekir. Çocuğun hem kendisine hem topluma olan saygısını ve toplum içerisindeki yerinin büyütülmesi gerekiyor.”
“Önleyici tedbirler alınmalı”
“Bugün mecliste bir taslak metin tartışılıyorsa, bundan çok daha önemli olan bizim bahsettiğimiz önerilerin yerine getirilmesidir” diyen Arkaş, “Çünkü istediği kadar tartışılsın, cezalar arttırılsın, 5 yıl ceza verilecek suç yerine 50 yıl ceza verin; bu ceza arttırılması caydırıcı bir unsur değildir. Toplum menfaati açısından bakarsak da şu an toplumda bir öfke durumu söz konusu. Cezanın sanığın toplumdaki rolünü ya da suç dünyasındaki rolünü arttırdığı noktasında bir kanı var. Bunlar cezaevinin ve devlet mekanizmasının tıkandığını gösteren şeyler. Çocuğun gelişimi için, toplumun barışı için öncelikle önleyici tedbirler alınmalı” diye konuştu.