“Gergin bir erbaninin
Göğsünde
Ne kadardır ağırlığı
Samanyolu’nun?”
13 Haziran 2026 cumartesi günü, Antakya’nın son on beş yılına izini bırakmış olan Kaldırım Müzik Topluluğu emeğiyle, dillerin ses ve ritimlerde kucaklaştığı bir akşam yaşandı.
Adını, Tekel İşçi Direnişi sırasında işçilere bir kaldırımda bağdaş kurarak ezgileriyle destek verdiği an ve mekandan alan topluluk; Arapça, Lazca, Türkçe, Zazaca gibi coğrafyanın türlü dillerinde emeğin, direncin ve estetiğin şarkılarını yıkılmış bir şehre, Antakya’ya söyledi.
Bu on beş yılda 1 Mayısların, 8 Martların, dayanışma etkinliklerinin “daimi sesi” Kaldırım Müzik Topluluğu; deprem, savaş, büyük salgın, darbelere tanık oldu. Üyelerinin çoğunluğu eğitim emekçisi olan topluluk, boş zamanlarında değil, zamanını çoğaltarak veya uzatarak usanmadan, yorulmadan çalıştı, çabaladı.
Evrenin uğultusuna eşlik etmek cesaret ve emek istiyordu, eksik etmediler.
Mezopotamya’nın tarihsel çalgısı erbani’nin insan nabzına yakınlığı, sınırları emperyalist karargahlarda çizilmiş Ortadoğu’nun Akdeniz kıyılarında da bilindi, sevildi. Bunda Şemamok Şermin Gündüz hocanın emeği ve özverisi çok.
Antakya şehri bu emeği hafızasına dahil etmiştir artık.
Elbette ki, yıkılmış bir şehrin hüznü de on beş yılın özetlendiği akşamda kendine yer aradı. Neşe ve hüzün birbiriyle yer değiştirmeden birbirine karışırsa güzellik bir kavrama dönüşür. O akşam, Kaldırım Müzik Topluluğu hüzün ve neşeyi terazinin ölçülen tarafına bırakırken, evrenin uğultusu ile ölçülürken dengeye geldi o terazi.
Antakya bu sesleri kucakladı yeniden.
Göğün serpiştirdiği yağmur damlacıkları kimseyi telaşlandırmadı.
Ne demiştik?
“Ne desem
Davul hüzündür
Bu topraklarda
Ve
Adonis’in sesi
Bütün acıların yankısı”
Nice “on beş yılın” olsun Kaldırım Müzik Topluluğu.