Ana içeriğe geç

Biz burada yoğ iken: Troya’da zaman

Troya'nın binlerce yıllık taşları arasında dolaşırken insan aynı soruya takılıyor: Bizden önce kimler vardı, bizden sonra kimler gelecek? Çanakkale'de zamanı büktük; Homeros'tan Nevruz köyü kadınlarına, toprağın altındaki hikâyelerden bugünün emekçilerine uzanan bir hikayenin peşine düştük.

Biz burada yoğ iken: Troya’da zaman
Fayn
16

Zamanın geçiciliğini, kaygılandığımız geleceğin dünde kalabileceğini, derdin tasanın da lüksün şatafatın da uçup gidebileceğini gösteren yerleri ayrı bir seviyorum. Müzeleri, ören yerlerini, hatta bit pazarlarını…

Çünkü bir gün herkesin en mahremi bit pazarına düşebilir, binlerce yıl önce yaşamış biri seninle aynı kaptan yemek yemiş olabilir, üst üste kurduğumuz şehirler hiç yaşanmamışçasına toprağın kat kat altında kalabilir.

Neyse ki bu açıdan verimli bir coğrafyadayız. Sayısız medeniyetin kurulup yok olduğu, yüzbinlerce yılda milyarlarca insanın gelip geçtiği; savaşların, göçlerin, kıtlıkların, yeniden doğuşların yaşandığı topraklar üzerindeyiz.

Bu topraklarda yetişmiş en önemli ozanlardan Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken?” diye sorması boşuna değil. Yerin altında yer üstündekinden daha fazla hikayenin bulunduğu bir bölgedeyiz.

Ben bu sefer Anadolu’nun bir başka ozanının, Homeros’un diyarı Troya’daydım. Homeros diye biri gerçekten var mıydı, yoksa aslında bir kişi değil de bir ozanlar topluluğu muydu, bilinmiyor. Aslen İzmirli olduğu, sonra Sakız adasına yerleştiği ve Troya Savaşı’nın son elli gününü anlatan İlyada destanının yaratıcısı olduğu rivayet ediliyor.

Fakat bildiğimiz bir şey var ki o da Troya diye bir kentin gerçekten var olduğu. Biz burada yoğ iken tam da destanlara layık pek çok hikayenin bu kentin üstünde yoğrulduğu. Ve geçen binlerce yıla rağmen atmosferiyle ziyaretçilerini büyülediği…

Troya ruhu

Kalebodur'un katkıları ve Yalın Mimarlık'ın davetiyle düzenlenen gezimizin ilk durağı olan ören yerinde bize Troya antik kenti kazı başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan eşlik ediyor ve daha içeri girmeden “Burayı Efes ve Bergama gibi kalıntılara rastlayabileceğiniz antik kentlerle karıştırmayın, burası bir höyük,” diyerek uyarısını yapıyor. Eski yerleşim yerlerinin zamanla yıkılıp tekrar tekrar kullanılmasıyla, üst üste biriken kalıntıların oluşturduğu yapılar höyük olarak adlandırılıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler