Teori ve Eylem dergisinin Yaz 2026 tarihli 72. Sayısı çıktı. Derginin dosyasında Yapay Zekânın Ekonomi Politiği" tardtışılıyor. Dosyada “yapay zekâ hangi toplumsal ilişkiler içinde gelişiyor ve kimin çıkarlarına hizmet ediyor” sorularına cevap aranıyor.
Yapay zekâ son yılların en çok konuşulan başlıklarından biri. Kimileri onu insanlığı kurtaracak bir teknolojik sıçrama, kimileri ise uygarlığın sonunu getirecek bir tehdit olarak sunuyor. Teori ve Eylem dergisinin Yaz 2026 tarihli 72. sayısında yer alan "Yapay Zekânın Ekonomi Politiği" dosyası, bu gürültülü tartışmaların ötesine geçerek temel bir soruyu soruyor: Yapay zekâ hangi toplumsal ilişkiler içinde gelişiyor ve kimin çıkarlarına hizmet ediyor?
Dosya, yapay zekâyı yalnızca teknik bir yenilik olarak değil; emek süreçlerinden emperyalist rekabete, ekolojik yıkımdan sınıf mücadelelerine kadar uzanan geniş bir politik ekonomi perspektifiyle ele alıyor.
“Yapay zekâ ve zihin emeğinin mülksüzleştirilmesi”
Dosyanın ilk yazısında Diyar Saraçoğlu, "Patronun Gözünden Ölümün Otomasyonuna: Yapay Zekâ ve Zihin Emeğinin Mülksüzleştirilmesi" başlıklı kapsamlı incelemesinde, yapay zekânın ardındaki görünmez emeği açığa çıkarıyor. Saraçoğlu'na göre üretken yapay zekâ sistemleri, insanlığın ortak bilgi birikimini ve zihin emeğini teknoloji tekellerinin özel mülkiyetine dönüştüren yeni bir mülksüzleştirme dalgasını temsil ediyor. Sanayi Devrimi'nden bugünün veri merkezlerine uzanan tarihsel bir çizgi kuran yazar, otomasyonun "patronun gözü"nden "ölümün otomasyonu"na nasıl evrildiğini tartışıyor.
Teknoloji fetişizmi sorgulanıyor
Ahmet Cengiz, "Yapay Zekânın Ekonomi Politiğine Dair Notlar" başlıklı yazısında, üretken yapay zekâ etrafında yaratılan teknoloji fetişizmini sorguluyor. Yapay zekânın ne bir mucize ne de bağımsız bir özne olduğunu savunan Cengiz, onu belirli toplumsal ilişkiler içinde gelişen ve büyük teknoloji tekellerinin denetiminde şekillenen bir teknoloji olarak inceliyor. Aynı zamanda bu teknolojinin farklı toplumsal ilişkiler altında bambaşka amaçlarla kullanılabileceğini de hatırlatıyor.
Gauthier Hordel, yapay zekâ alanındaki küresel rekabeti teknolojik bir yarış olmanın ötesinde, emperyalist güç mücadelelerinin yeni cephesi olarak ele alıyor. Çiplerden veri merkezlerine, kritik madenlerden devlet destekli Ar-Ge yatırımlarına kadar uzanan bu rekabetin, dünya siyasetinin geleceğini nasıl şekillendirdiğini tartışıyor.
İşyerlerinde giderek yaygınlaşan algoritmik yönetim biçimleri mercek altına alınıyor
Arif Koşar, "Yapay Zekâ, Dijital Teknolojiler ve Emek Denetimi" başlıklı yazısında, işyerlerinde giderek yaygınlaşan algoritmik yönetim biçimlerini mercek altına alıyor. Depolardan çağrı merkezlerine, ofislerden platform ekonomisine kadar uzanan yeni çalışma rejimlerinde dijital teknolojilerin emeği nasıl ölçtüğünü, disipline ettiğini ve yeniden yapılandırdığını inceliyor. Yapay zekâ destekli yönetim araçlarının verimlilik kadar denetim ve kontrol işlevi gördüğünü ortaya koyuyor.
Selim Başoğlu, "Yapay Zekânın Geleceğinin Sınıfsal Karakteri" yazısında, teknolojinin geleceğinin önceden belirlenmiş olmadığını vurguluyor. Yapay zekânın toplumsal sonuçlarının, onu hangi sınıfların hangi amaçlarla kullandığına bağlı olduğunu savunan Başoğlu, bugünden verilen mücadelelerin geleceğin teknolojik düzenini belirleyeceğini ileri sürüyor.
Teknolojik ilerlemenin ekolojik maliyeti
İlker Kalaycı ise "Yapay Zekâ ve Ekolojik Yıkım" başlıklı yazısıyla çoğu zaman gözden kaçan bir gerçeğe dikkat çekiyor: Yapay zekânın "bulut"ta değil, enerji yoğun veri merkezlerinde çalıştığına. Büyük dil modellerinin gerektirdiği elektrik tüketimi, su kullanımı, nadir maden ihtiyacı ve karbon ayak izi üzerinden teknolojik ilerlemenin ekolojik maliyetini sorguluyor.
Serdar Derventli, "Almanya'nın Dönüşüm Sancıları" başlıklı yazısında Avrupa'nın lokomotif ekonomisinin yapay zekâ ve dijitalleşme bağlamında içinden geçtiği yeniden yapılanma sürecini inceliyor. Rekabet gücü tartışmaları, sosyal devletin aşındırılması, emeklilik ve çalışma yaşamına yönelik reform girişimleri üzerinden Alman kapitalizminin güncel kriz dinamiklerini analiz ediyor.
Teori ve Eylem'in bu dosyası, yapay zekâya ilişkin yaygın iyimserlik ve kötümserlik anlatılarının ötesine geçerek, teknolojiyi tarihsel ve sınıfsal bağlamına yerleştiriyor. Yapay zekânın kaçınılmaz bir kader değil, toplumsal mücadelelerin konusu olduğunu hatırlatıyor. Çünkü asıl soru, makinelerin ne kadar akıllı hâle geleceği değil; insanlığın ortak emeğiyle üretilen bu teknolojilerin kimin yararına kullanılacağıdır.
Dosya dışı yazılar
Mustafa Yalçıner, "İran'a Emperyalist Saldırı ve Gösterdikleri" yazısında ABD-İsrail ekseninin İran'a yönelik saldırılarını tarihsel bağlamı içinde ele alıyor. İran'ın onlarca yıldır Amerikan emperyalizminin hedefinde olduğunu vurgulayan Yalçıner, savaşın bölgesel ve küresel sonuçlarını, enerji piyasalarına ve dünya ekonomisine etkilerini tartışıyor.
Yusuf Ertaş "İran'da Devlet, Toplum ve Jeopolitik" başlıklı incelemesinde, İran'a ilişkin tartışmaların çoğu zaman nükleer program, rejim krizi ya da bölgesel gerilimlere sıkıştığı bir dönemde, ülkenin toplumsal ve siyasal yapısına daha yakından bakıyor. İran devletinin tarihsel oluşumu, farklı toplumsal sınıfların ve siyasal akımların rejim içindeki konumları, yaptırımların toplumsal etkileri ve ülkenin Ortadoğu jeopolitiğindeki rolü birlikte ele alınıyor. Böylece İran, yalnızca dış politika başlıklarıyla değil, kendi iç çelişkileri ve toplumsal dinamikleriyle anlaşılmaya çalışılıyor.
Sayının dikkat çeken yazılarından biri de Ela Ava'nın İran toplumuna içeriden bakan incelemesi. İran'daki devlet yapısını, reformist-muhafazakâr dengeleri ve özelleştirmelerin işçi sınıfı üzerindeki etkilerini ele alan yazı, Toli Pers örneği üzerinden neoliberal dönüşümün yarattığı toplumsal tahribatı gözler önüne seriyor.
Fulya Alikoç, "Jineoloji: Eleştirel Bir Analiz - 1" başlıklı yazısında, son yıllarda özellikle Kürt kadın hareketi içinde geliştirilen jineoloji yaklaşımını Marksist bir perspektifle tartışmaya açıyor. Kadın tarihi, bilgi üretimi, toplumsal cinsiyet ve özgürleşme meselelerine ilişkin jineolojinin temel tezlerini sistematik biçimde inceleyen Alikoç, tarihsel materyalizm ile jineoloji arasındaki kuramsal gerilim noktalarını ortaya koyuyor.
Aydın Çubukçu’dan Mahir Çayan üzerine yazı
Aydın Çubukçu'nun "Mahir Çayan Tartışması Üzerine: 'Kesintisiz Devrim' Teorisi ve Pratiği" başlıklı yazısı, onun teorik mirasının Marksist-Leninist bir perspektiften eleştirel bir yeniden değerlendirilmesi niteliği taşıyor. Çubukçu, Mahir Çayan'ın Türkiye devrimci hareketi üzerindeki büyük etkisini, cesaretini ve teorik üretkenliğini teslim ediyor; onu "solculuğun kitabını yazan" ve yalnızca 25 yaşında kapsamlı bir devrim teorisi kurmaya girişen sıra dışı bir devrimci olarak tanımlıyor. Ancak tam da bu tarihsel önem nedeniyle, Mahir Çayan'ın tezlerinin eleştirel bir incelemeden muaf tutulamayacağını savunuyor.
Sinan Araman, "Rant ve Bir İnşaat Sahası Olarak Türkiye - 2" başlıklı çalışmasında, Türkiye kapitalizminin son yıllardaki temel birikim dinamiklerinden biri olan inşaat ve rant ilişkilerini mercek altına alıyor. Kentsel dönüşüm projelerinden mega yatırımlara, kamu kaynaklarının sermayeye aktarılmasından gayrimenkul odaklı büyüme stratejilerine kadar uzanan analiz, Türkiye'nin neden adeta sürekli yeniden inşa edilen bir şantiyeye dönüştüğünü sorguluyor. İnşaat sektörünün yalnızca ekonomik değil, siyasal iktidarın yeniden üretiminde de merkezi bir rol üstlendiği gösteriliyor.
"Türkiye'de Kadın Yoksulluğu Panoraması" dosyası
Sayının toplumsal cinsiyet ve emek eksenindeki önemli katkılarından biri de Ekmek ve Gül imzalı "Türkiye'de Kadın Yoksulluğu Panoraması" başlıklı dosya. Kadın yoksulluğunu yalnızca gelir eksikliği olarak değil; güvencesiz çalışma, bakım yükü, kayıt dışılık, işsizlik, sosyal haklara erişim sorunları ve artan hayat pahalılığıyla iç içe geçmiş çok boyutlu bir toplumsal sorun olarak ele alan yazı, yoksulluğun kadınlar üzerindeki özgül etkilerini görünür kılıyor. İstatistikler, saha gözlemleri ve kadınların gündelik yaşam deneyimleri üzerinden kurulan bu panorama, ekonomik krizin cinsiyetlendirilmiş sonuçlarını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Yapay zekânın geleceğinden Ortadoğu'daki savaşlara kadar uzanan bu geniş panoramada derginin ısrarla sorduğu soru ise aynı: İçinden geçtiğimiz dönüşümler kimin çıkarına işliyor ve bu gidişat karşısında emekçilerin seçenekleri neler?