Ana içeriğe geç

Taş atan çocuklardan suça sürüklenen çocuklara Türkiye’nin çocukla imtihanı

TBMM son yıllardaki yankı uyandıran çocuk suçları nedeniyle kamuoyu baskısı nedeniyle cezaları arttıran yeni yasa tasarısını tartışıyor. Cezaları arttırmak çocuklar söz konusu olduğunda anlamı olmayan bir girişim.

Taş atan çocuklardan suça sürüklenen çocuklara Türkiye’nin çocukla imtihanı
Evrensel
16

Doksanlı yıllarda Sağmalcılar Cezaevi’nde siyasi bir hükümlü olarak giriş yaptığım blokta kaldığım ilk gecenin sabahında, yoğun bir çocuk sesiyle uyanmıştım. Kaldığımız bloğun yan tarafındaki blokta çeşitli suçlardan çocuklar kalıyordu. Bizim bloğun yan pencereleri onların havalandırmasına bakıyordu. Yüzlerce çocuğu bir arada görmek beni şaşırtmıştı.

Çocukların yetişkinlerle aynı mahkemelerde yargılandığı, jandarmaların onları kelepçeleyerek mahkemelere götürdüğü bir dönemdi. Aramızda hukuk okuyan üniversite öğrencileri vardı. Bazen "Siyasi abe, siyasi abe" diye bağırırlardı. Dosyaları için yardım isterlerdi. Biz de onlara kütüphaneye gitmelerini söylerdik. Hukukçu arkadaşlarımız orada dosyalara bakar, yardım etmeye çalışırlardı. Blok kapısından gardiyanların bile girmeye cesaret edemediği kendi dünyaları vardı. William Golding'in Sineklerin Tanrısı romanının cezaevi versiyonu gibiydi içerde yaşananlar.

O dönemden bugüne elbette olumlu anlamda çok şey değişti. Geçmişte yaşanan “Taş atan çocuklar” yasasını burada hatırlamak gerekiyor. Bugünün gençlik çetelerinden farklı olarak politik örgütlenmelere katılan çocuklar şehirlerin varoşlarında yapılan gösterilerin en aktif katılımcılarıydılar. Fakat yasalar 15-16 yaşını geçmeyen bu çocukları “terör örgütü üyesi” olarak tanımlayarak büyük cezalar verebiliyordu. Bu durum insan hakları örgütlerinin tepkisi ve kamuoyu baskısı ile 2010 yılında çıkan bir yasa ile değişti. Sadece bir gösteriye katıldıkları için uzun yıllar hapis yatmalarının önüne geçildi.

Çocuk suçlarında asıl değişim niteliğinde

Son yıllarda çocukların karıştığı sansasyonel suçların etkisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adını taşıyan yeni bir yasa tasarısı hazırlanıyor. İktidar partisinin hazırladığı bu yasa tasarısının gündeme gelmesinde, yeni nesil çete dediğimiz oluşumlara çocukların kitlesel şekilde katılımlarının payı büyük. Hazırlanan iddianamelerin hemen hepsi “üyeleri 14-21 yaş aralığında olan çeteler” diyerek başlıyor.

İstatistiklere bakıldığında suçlu çocuk sayısında bir artış olduğunda bir artış olduğunu görebiliyoruz. 2015 yılında 158 bin 560 çocuk suça karışmışken, 2025 yılında bu sayı 186 bin 256'ya yükselmiş. Bu, yüzde 17'lik bir artışa denk düşüyor. Fakat bugün çocuk suçluluğu üzerine yeni bir yasa tasa hazırlanmasına yol açan atmosfer bazı suç türlerindeki neredeyse iki katına ulaşan artıştan kaynaklanıyor.

Yine suç, çevre ve aile ilişkisi üzerine fikir verebilecek dramatik bir düşüş pandemi döneminde yaşanmış. Pandeminin başladığı ve sürdüğü 2020 ve 2021 yıllarında 119 bin ve 134 bin gibi daha düşük rakamlar görüyoruz. Bu da eve kapanmanın ve aileyle birlikte olmanın payının büyük olduğunu gösteriyor.

Şiddet ve uyuşturucu suçlarında büyük artış

Bugün çocukların karıştığı suçlardaki değişimde asıl tartışılması gereken nokta, nicelikten ziyade niteliğin değişmiş olmasıdır. İstatistiklerdeki her sayı suçun niteliğini göstermiyor. Sayılar, basit bir kavgadaki yaralama ile silahlı ya da bıçaklı saldırı arasındaki ayrımı gözetmiyor. Ama ayrıntıya inildiğinde çarpıcı bir değişim var. Özellikle uyuşturucu kullanımı ya da organize suça karışan çocukların sayısında büyük bir artış olduğu görülüyor.

Bazı suçlarda ise dramatik bir düşüş var. Hırsızlığın oranı 2021 yılında yüzde 27.2’den yüzde 16'ya gerilemiş. Ancak uyuşturucu ve yaralama gibi suçlarda yükseliş trendi daha yüksek görünüyor. Örneğin son beş yılda uyuşturucuyla ilgili suçlara karışan çocukların oranı yüzde 5’lerden yüzde 8.2 gibi belirgin bir seviyeye ulaşmış durumda. Aynı şekilde yaralama olaylarında da bir artış var. Bu sayılar, çocuk suçlarında bireyselliğin azaldığını, organize suça yönelimin arttığını gösteriyor.

Yeni yasa ne getiriyor?

Yeni yasa tasarısının eskisinden ne gibi farklılıklar getirdiğini uzun uzun incelemek bu yazının boyutlarını aşar. Temel farklılıkların altını çizmek yeterli.

Öncelikle “suça sürüklenen çocuk” ifadesi kaldırılarak yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesi kullanılmış. Var olan yasada 15-18 yaş arasında cezada zorunlu bir indirim vardı. Yeni yasada bu, hakimin takdirine bırakılmış durumda. 12-15 yaş grubunda ise ceza üst sınırı artırılıyor.

Ama asıl değişiklik, daha önce 15-18 yaş grubuna zorunlu uygulanan yaş indiriminin kaldırılarak özellikle ağır suçlarda neredeyse yetişkin gibi cezalar almalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılmış olması. Yasada ayrıca aileyi cezai olarak sorumlu tutan düzenlemeler de yer alıyor.

Cezalar tek başına çözüm olur mu?

Elbette ceza ile suç arasında her zaman bir caydırıcılık ilişkisi vardır. Fakat çocuklar söz konusu olduğunda bu anlamını yitiriyor. Çünkü onların dünyalarında suça karışmanın nedenleri, bir yetişkinden çok farklı. Cezanın caydırıcılığı noktasında çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda bilindik kurallar geçerli değil.

Yine TBMM için hazırlanan bir başka raporda daha çarpıcı sonuçlar var. TBMM Çocuk Komisyonunun hazırladığı raporda, “Çocukların yüzde 44.2'sinde ailede suça karışmış bir aile üyesinin olduğu” ifade edilmiştir.

Çocukların yüzde 17'sinin aile içi şiddete uğradığı, yine yüzde 49 gibi yüksek bir oranda aile içi şiddete tanıklık edildiği, yüzde 76'sının hiçbir sportif faaliyette bulunmadığı, yüzde 56'sının ailelerinde ve çevrelerinde uyuşturucu kullanan bireylerin olduğu, yüzde 51'inin ise doğrudan ebeveynlerinin uyuşturucu kullandığını ifade ettiği belirtiliyor.

Ama belki yasa tasarısını hazırlayanlara uyarı olabilecek bir başka istatistik daha var. Çocukların yüzde 82'si, “İşlediğim suçun yasal sonuçlarını bilseydim bu suçu işlemezdim” diyor. Yani cezaların karşılığı dahi bu gençler tarafından bilinmiyor.

Genç nüfus ne evde ne okulda

Yine bir başka çarpıcı istatistik daha var. 2025 yılı verilerine göre 15-24 yaş arasında 12 milyonun üzerinde bir genç nüfus var. Bu gençlerin yüzde 23'ü ne eğitimde ne de istihdamda bulunuyor. Üç milyona yakın bu genç nüfus artık okulda okumuyor, iş aramayı da bırakmış durumda.

Bu sayıyı 29 yaşa yükselttiğimizde ise NEET denilen ev genci sayısı beş milyona çıkıyor.

Peki bu gençler evde mi oturuyor?

Onlar, internet ve sosyal medyanın yaygınlaştığı günümüzde aslında birbirleriyle yoğun bir iletişim içindeler. Ve suç örgütlerinin bu gençlere ulaşımı artık daha kolay. Hatta bir adım ileri giderek şunu söyleyebiliriz: Bu çocuklar kendi örgütlerini yaratıyorlar. Kendi yollarını suç dünyası içinde çiziyorlar.

Türkiye'nin yoksul mahallelerinde gençlik çetelerinin yükselişinde ve onlara kitlesel katılımda bu durumun büyük payı var. Çete onlar için yalnızca bir çıkış yolu değil; kendilerini gösterebilecekleri, sosyal statülerini yükseltebilecekleri ve elbette para kazanabilecekleri bir ortam sunuyor.

Bunlar ortadan kaldırılmadan cezalardaki artışın ise hiçbir anlamı bulunmuyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler