Nisan ayında Formula 1’in Türkiye’ye dönüşü kapsamında Red Bull pilotu Yuki Tsunoda; Üsküdar’da bir özel gösteri sürüşü yapacaktı. Tsunoda’nın pedala basmasından hemen önce, bir sokak kedisi aracın önünden start verircesine geçti. Mayıs ayında Tüpraş Stadyumu’nda oynanan Avrupa Ligi finalinden evvel, UEFA maçı resmi hesabından statta yaşayan bir kedinin fotoğrafıyla milyonlarca insana duyurdu. NATO toplantısı kapsamında Türkiye’ye gelen Macaristan Başbakanı Peter Magyar da İstanbul’un kedileriyle tanıştığı anı sosyal medyasından paylaşanlardı... Ve binlerce ‘like’ aldı.

İstanbul’un turizm elçileri ilk defa bu olaylarla gündeme gelmedi. Yıllardır her sosyal ağda bir anda yayılma potansiyeline sahip. Öyle ki İstanbul’un lakabının “the city of cats” yani “kedilerin şehri”ne dönüşmesine ek olarak, şehrin adı bile “Catstanbul” olarak anılır hale gelmesi yıllar önesine dayanıyor. Instagram’da “Istanbul cats” etiketiyle 80 bin 900, “cats of Istanbul” etiketiyle 284 bin gönderi var. Üstelik şehirde iki kedi müzesi de bulunuyor. Biri haftanın her günü, diğeri ise hafta içleri açık. Yıllık toplam ziyaretçi sayıları ise yaklaşık 100-150 bin kişi arasında değişiyor. (Oksijen notu: 2025 yılında Galata Kulesi’ni 951 bin 338 kişi ziyaret etti.)
Akademik literatürde bile var
Kedilerin sosyal medyadaki yükselişi, akademik literatüre bile girmiş vaziyette. Peki nasıl oldu da İstanbul, Catstanbul oldu? Prof. Dr. İçten Duygu Özbek, Doç. Dr. Gül Dilek Türk ve Doç. Dr. Yelda Özlem Kölgelier’in 2024’te kaleme aldığı “Paws and Posts” yani “Patiler ve Gönderiler” başlıklı çalışma, tam da bu fenomene mercek tutuyor. Instagram’da #catsofistanbul, #istanbulcats, #turkishcats gibi 11 hashtag’i tarayan akademisyenler; en çok yorum alan 1393 paylaşımın altındaki 248 bin 483 yorumu derledi. 

Türklere ait ya da yalnızca emoji içeren yorumları ayıkladıktan sonra geriye kalan 145 bin 751 yorumu incelediler. Sonuç: Yorumların yüzde 96.7’si pozitif. En çok konuşulan şey kedilerin tatlılığı değil, Türklerin kedilere duyduğu sevgi. Çalışmaya göre bütün bunlar planlanmış bir tetikleyiciden ziyade kedileri seven yabancı turistlerin paylaşımları sonucu kendiliğinden ortaya çıkmış bir durum. Araştırmacılar da İstanbul’daki kedileri, “Türkiye’nin ve İstanbul’un gayriresmi turizm elçileri” olarak tanımlıyorlar.
Kartpostaldan müzeye
Bu noktaya nasıl gelindiğinin öyküsünü en iyi bilenlerin başında Fatih Dağlı geliyor. Dağlı, Galata’da İstanbul’un iki kedi müzesinden biri olan Cat Museum Istanbul’un kurucusu ve yaratıcı yönetmeni. Kendi gözünden İstanbul kedilerinin meşhur olmasını şöyle anlatıyor: “Uzun yıllardır turizm sektöründeyim. Hem rehberim hem de Galip Dede Caddesi’ndeki mağazamda esnaflıkla uğraşıyorum. Kedilerle yakınlığım ise mağazacılıkla başladı. Mağazada sürekli sokak kedilerini beslemeye başladık. O zamanlar dahi kedileri gören turistler fotoğraflarını çekiyordu. Hatta sadece kedilerin değil, başında kediler olmasa bile mama ve su kaplarını bile fotoğraflıyorlardı. Buradan müze fikri aklıma geldi. Amacım İstanbul’un kedilerini bir kültürel öge haline getirmekti. Müzeyi kendi kaynaklarımla Ocak 2024’te açtım. Müzeyi açtığımdan beri ‘Hafta sonu kedileri görmek için geldik’ diyen insanlara rastlamaya başladım. 

Mesela geçenlerde müzeye bir çift geldi. Partneri kız arkadaşına kedileri çok sevdiği için sürpriz bir tatil ayarlamış. Avusturya’dan sırf kedileri görmeye gelmişler. Bu Ayasofya, Boğaz, şiş kebap turizminden farklı bir şey. Ayrıca durum böyle olunca ziyaret odağı sabit bir mekan olmuyor. Şehrin sokaklarını gezmeye itiyor insanları. Müzenin ortalama günlük 200-250 ziyaretçisi var. Planımız elbette ilk olarak ayakta kalmak. Şu an 75’ten fazla sanat eseri barındırıyor. Müzeye giriş hala ücretsiz. Ama operasyon büyüdüğünde ücretli hale gelecek. İşte yaratılacak bu mali değer de sokak hayvanları yararına aktarılacak.”
Dünyaya sosyal medya tanıttı
Beşiktaş Kedi Müzesi’nin yöneticisi Şeref Özsoy, müzenin Sunay Akın’ın 15 yıl boyunca topladığı bir koleksiyondan oluştuğunu söylüyor: “Oyuncak Müzesi dışında konsept müzeler de oluşturuyor. Kedi müzesi için Beşiktaş Belediyesi’yle 2020 yılında görüşmeler başladı. 4 Ekim 2023’te müzeyi açtık. Hafta içleri saat 9’dan 17’ye kadar açığız. Açık olduğumuz günlerde ortalama 150-200 ziyaretçiyi ağırlıyoruz. Amacımız kediler üzerinden yola çıkarak doğa, çevre ve hayvan korumacılığını aşılamak.

Kedinin seçilme nedeni ise çocuk tarihinde tarih boyunca en çok kullanılan sembolün kedi olması. Aslında kedilerin meşhur olmasının iki farklı boyutu var. Bizim toplumumuz açısından bakarsak, yüzyıllardan beri yaşamımızda olan hayvanlar kediler. Osmanlı toplumunda mancacılar ismiyle sokak hayvanlarını besleyen kişiler vardı. Ama yurt dışından gelenler için sosyal medya elbette kedileri daha görünür kıldı. Şimdilik İstanbul kedilerine yönelik turizmin başlı başına bir branş olduğunu düşünmesem de İstanbul’a gelen turistlerin hatırı sayılır bir kesimi, ‘Hazır böyle bir şey varken görelim’ diye düşünüyormuş gibi görünüyor.”
“İstanbul’u görmek zorunda hissettim”
Gelelim konunun, bir başka boyutuna... Bir yabancının gözünden Catstanbul’un nasıl görünüyor? Almanya’da yaşayan Nils Jacobi, bir fotoğraf sanatçısı. Instagram’da 1.1 milyon takipçisi var. Şöhretinin altında yatan asıl neden, yalnızca çok özel bir alanda fotoğrafçılık yapıyor olması. Jacobi, kendini bir “kedi fotoğrafçısı” olarak nitelendiriyor. Haziran ayının ortasında sadece kedileri fotoğraflamak üzere bavulunu toplayıp İstanbul’a geldi. Duyuru olarak 17 Haziran günü paylaştığı video, Instagram’da 800 bini aşkın beğeniye ulaştı.


Kendisini “catographer” olarak adlandıran Nils Jacobi’yi İstanbul’a getiren kedi hayranlığı, aslında çok önce başlamış: “Sosyal medyada profesyonel olarak böyle bir kariyer inşa etmeye başlayınca İstanbul’un dünyanın kedi başkenti olduğunu ispatlayan sayısız içerikle karşılaşmaya başladım. İstanbullularla kediler arasındaki bu eşsiz ilişki beni büyüledi. Kedi fotoğrafı çeken biri olarak İstanbul’u görmek zorunda hissediyordum. Benim durumumda olduğu gibi, global olarak bilinmesinde en büyük rolü sosyal medya oynuyor. Instagram, YouTube, TikTok gibi platformlardan önce, İstanbul’da, hatta genel olarak Türkiye’de insanlarla kediler arasındaki bu ilişkiyi sadece ziyaret edenler bilirdi. Bugün milyonlarca insan bunu ekranlarından görebiliyor.


İstanbul’a geldiğimde beklentilerimin üstünde bir durumla karşılaştım. Sosyal medya genelde gerçekliğin idealize edilmiş bir versiyonunu size sunar. Bu yüzden internette gördüklerimle deneyimlerim arasında bir nebze fark olmasını bekleyerek bir yeri ziyaret ederim. Ama İstanbul hayal ettiğimden daha özeldi. Kediler her yerdeydi.


İnsanlar onlarla gerçekten ilgileniyordu. Yaptıkları her şey içtendi. Turist çekmek veya sosyal medya içeriği çıkarmak için uydurulmuş mizansenler değil. Sıradan, gündelik yaşantı. Aslında İstanbul’un kedilerini viral hale getiren, sadece kediler değil; insanlar ve kedilerin kurduğu bu duygusal bağ. Bu bağa tanıklık etmek, sosyal medyada gören kişinin merakını daha da arttıran bir unsur. İstanbul’da en çok şaşırdığım şey, kedilerin insanların yanındayken ne denli özgüvenli ve rahat olduğuydu. Bu da aslında onlara nasıl davranıldığının bir yansıması.”