Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Tersane İstanbul’da “Türkiye Yapay Zeka Zirvesi”nde önemli değerlendirmelerde bulundu.
Bayraktar, yapay zeka ve gelişen teknoloji karşısında Türkiye’nin açık kaynaklı donanım ve yazılımlar geliştirmesi gerektiğini belirterek, Verilerin tekelleşmesinin zihinlerinde tek elden kontrol edilmesi olduğunu, bu verileri küresel güçlere vermememiz gerektiğini söyledi.
'VERİLERİMİZİ KÜRESEL GÜÇLERE VERMEMELİYİZ'
Bayraktar, verilerimizin kendi sınırlarımız içinde kalması gerektiğini ifade ederek, yapılacak bu hamlenin bizi bu sömürü düzeninden kurtaracağını söyledi.
Günümüzün en büyük tehdidinin yalnızca askeri güçler değil, insanların verilerini, davranışlarını ve iradelerini kontrol etmeye çalışan "teknokapitalist küresel tahakküm" olduğunu belirten Bayraktar, sosyal medya algoritmalarının ve yapay zekâ sistemlerinin insanları bağımlı hale getirdiğini savundu.
Bayraktar, Türkiye'nin dijital egemenliğini koruyabilmesi için açık kaynaklı, şeffaf ve yerli yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapması gerektiğini vurguladı.
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar'ın açıklamaları şöyle; 21. yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, "insan" kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik. Türkiye’nin yapay zeka vizyonunun açıklandığı bu anlamlı buluşmada, herkesi en içten duygularımla selamlıyorum. Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir "teknoloji ütopyası" satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi.
EN BÜYÜK TEHDİT ORDULAR DEĞİL
Oysa bugün görüyoruz ki, bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan “Teknokapitalist Küresel Tahakkümdür”. Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, "Gönüllü bir esaret" olarak hayatımıza giriyor. Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, insanı kıramayacağı bir döngünün, adeta eroine benzer bir dopamin girdabının müptelası haline getiriyor. Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak "öfke, hedonizm ve korku" temelli içerikleri optimize ediyor.
Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, akli melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor ve nihayetinde zayıf düşürüyor.
MAKİNE VE MAKİNE İNSANLARIN İSTİLASI
Öyle bir çağdayız ki, insan ile makine arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için; inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur. Onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine 'neden' diye sormaz.