Ana içeriğe geç

FETÖ’yle mücadeleyi Prof. Dr. Ali Gür ile konuştuk: Köklü çözüm için sistem değişikliği

Eski Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, FETÖ ile mücadelede kanserli hücrelerin tamamen yok edilmediğini belirtti. Gür, ‘Örgütü bitirmek için sistem reformu gerekli. Devlette hiçbir cemaatin, tarikatın, siyasi grubun, hemşehri ağının ayrıcalıklı kadro alanı olmamalı.’ dedi

FETÖ’yle mücadeleyi Prof. Dr. Ali Gür ile konuştuk: Köklü çözüm için sistem değişikliği
Aydınlık
16

Prof. Dr. Ali Gür ile FETÖ ile mücadelede gelinen durumu, kesin başarı için benimsenmesi gereken ilkeleri konuştuk.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından FETÖ’nün Gaziantep Üniversitesinden tasfiye edilmesinde önemli rol oynayan Gür, “FETÖ’yü bitirmek için sistem reformu gerekli. Çünkü bozuk bir sistemde bir grubu tasfiye eder, yerine başka bir kapalı grup getirirsiniz.” ifadelerini kullandı.

2016-2020 arasında üniversitenin rektörlüğünü yapan Gür, akademideki FETÖ mücadelesini ve bugün yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

Siz FETÖ’yle mücadelede doğrudan görev almış birisiniz. Mesleğiniz dolayısıyla FETÖ yapılanmasına da FETÖ’nün tasfiyesine de tanıklık ettiniz. Sizce şu an FETÖ’yle mücadelede ne aşamadayız?

Ben bu meseleye yalnızca dışarıdan yorum yapan bir akademisyen olarak bakmıyorum. 2008 yılından beri FETÖ yapılanmasıyla açık ve zorlu mücadeleye girişmiş bir akademisyen olarak 2012-2016 yılları arasında Gaziantep Üniversitesinde rektör yardımcılığı, 2016-2020 yılları arasında rektörlük yaptım. Dolayısıyla örgütün üniversitelerde nasıl kadrolaştığını, liyakat ve hukuk mekanizmalarını nasıl aşındırdığını ve 15 Temmuz’dan sonra tasfiye sürecinin ne kadar zor ve hassas olduğunu yönetim sorumluluğu içinde gördüm.

Bugün geldiğimiz aşamayı “Örgüt bitti!” veya “Hiçbir şey değişmedi!” biçimindeki iki uç cümleyle açıklamak doğru değildir. Devlet; güvenlik, istihbarat, yargı ve mali takip alanlarında örgütün açık ve operasyonel kapasitesine ağır darbeler vurmuştur. Kamudaki hiyerarşik gücü kırılmış, haberleşme yöntemlerinin önemli bölümü deşifre edilmiş, finans kaynakları daraltılmıştır. Elebaşının 20 Ekim 2024’te ölmesi de örgüt içi çatışmaları artırmıştır. Ancak liderin ölümü, kült ve ezoterik tipi örgütlerin kendiliğinden dağıldığı anlamına gelmez. Böyle yapılar lideri mitolojiye dönüştürerek, mağduriyet söylemi üreterek ve yeni kuşaklara farklı isimler altında ulaşarak yaşamaya çalışır.

‘AĞIR DARBE İNDİRİLDİ AMA METASTAZA DİKKAT’

Benim değerlendirmem şudur: Devlet örgüte çok ağır bir darbe indirmiştir ancak kanserli hücrelerin metastaz yapma kabiliyeti tamamen yok edilememiştir. Mücadelede “askeri/operasyonel” evre tamamlanmış, ancak “istihbari, zihni ve kurumsal” takip evresinde patinaj yapılmaktadır. FETÖ’nün devlete doğrudan meydan okuyabilecek eski merkezi kapasitesi büyük ölçüde kırılmıştır. Fakat kripto unsurlar, yurt dışı ağları, dijital propaganda, finansal dayanışma ve FETÖ’cü düşünme biçimi bütünüyle tasfiye edilmiş değildir. Mücadelenin ilk safhasında görünür örgüt yapısı hedef alındı. Şimdi daha zor olan ikinci safhadayız: örgütün yöntemlerini, ilişkiler ağını ve kurumsal kültüre bıraktığı tortuyu temizleme safhası.

Üniversitelerde FETÖ’vari örgütlenmelerin sürdüğünü görüyoruz. Akademideki FETÖ artığı anlayışlar varlığını devam ettiriyor. Bunu hangi motivasyonla diri tutuyorlar? Bu yapılanmalar korunuyor mu? Ne yapılması gerekir?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Her haksız atama, liyakatsizlik veya gruplaşma doğrudan FETÖ üyeliği anlamına gelmez. “FETÖ’vari” dediğimiz şey, hukuki örgüt üyeliğinden önce bir yönetim ve kadrolaşma tarzını anlatır: Kapalı devre referans sistemi, kişiye sadakati kuruma sadakatin önüne koymak, kadro süreçlerini belirli çevrelerin lehine düzenlemek, itiraz edenleri dışlamak, dosya ve dedikodu üretmek, ehliyet yerine mensubiyeti ölçmek ve karar mekanizmalarını görünmeyen bir ağın denetimine sokmak. FETÖ’nün üniversitelere bıraktığı en tehlikeli miraslardan biri budur. Bunun farkında olmayan yöneticiler maalesef bilerek veya bilmeyerek FETÖ’nün bu mirasını devam ettirmektedirler.

Bunları diri tutan motivasyon, benim gördüğüm kadarıyla üç başlıkta toplanabilir. Birincisi, saf ideolojik inanç. Bir kısmı için bu hâlâ bir “dava” ve kesintiye uğramış olsa bile terk edilmiş değil. İkincisi, çıkar ağlarının sürekliliğidir. Birbirini yıllarca kollamış, birbirinin kadrolara atanmasına aracılık etmiş, birbirinin tezini onaylamış, birbirine atıf yapmış, birbirinin öğrencisini jüriye sokmuş bir ilişkiler yumağı var. Bu yumak dağılmadığı sürece “FETÖ’süz FETÖ ağı” gibi bir şey ortaya çıkabiliyor. Üçüncüsü ise kurumsal ihmaldir. Bazı üniversite yönetimleri, hem yeni kadrolaşma hem de geçmişin sorgulanması siyasi maliyet doğurmasın diye bu meseleyi kapalı tutmayı tercih ediyor. Bu da FETÖ ve benzeri yapılara alan açıyor. Bazı yöneticiler ise farklı ilişkilere girerek FETÖ iltisaklılarının tehdit ve şantajına boyun eğip bunlara alan açıyor.

Üniversitelerdeki yapıları bitirmek için nereden başlanmalı?

Başlangıç noktası isim avcılığı değil, sistem reformudur. Çünkü bozuk bir sistemde bir grubu tasfiye eder, yerine başka bir kapalı grup getirirsiniz. Örgütün adı değişir; fakat üniversitenin hastalığı sürer. İlk adım, akademik ve idari süreçleri kişilerin keyfî tasarrufundan çıkarıp ölçülebilir, izlenebilir ve denetlenebilir hâle getirmektir.

Akademik kadro ilanları gerçek ihtiyaca göre hazırlanmalı, kişiye özel ilan yazımını önleyecek merkezi dijital denetim kurulmalıdır. Jüri üyeleri adaylarla akademik, idari, ticari ve yakın kişisel ilişkilerini beyan etmelidir. Sınavlar kayıt altına alınmalı; puanların gerekçesi, bilimsel dosyalar ve nihai karar denetlenebilmelidir. Aynı dar çevrenin sürekli birbirini jüri üyesi, yönetici ve proje hakemi yaptığı ağlar veri analiziyle çok rahatlıkla ortaya çıkarılabilir.

‘GÜVENLİK SORUŞTURMASI YETERLİ DEĞİL’

Rektörlük, dekanlık, başhekimlik, enstitü müdürlüğü ve bölüm başkanlığı gibi görevlerde yalnızca sadakat değil; yöneticilik ehliyeti, akademik yeterlilik, etik sicil ve kurumsal başarı aranmalıdır. Güvenlik soruşturması tek başına yeterli değildir. Kişinin geçmiş temaslarının yanında göreve geldiğinde nasıl kadro kurduğu, kaynakları kimlere aktardığı ve eleştiriye nasıl davrandığı da değerlendirilmelidir. Son yıllarda maalesef FETÖ iltisaklılar bazı üniversiteleri tekrar palazlanma mekanları olarak kullanmakta ve oralarda yığınak yapmaktadırlar. Bunlar olurken de yönetimlerden destek görmektedirler.

Üniversite, biatın değil eleştirel aklın; mensubiyetin değil liyakatin; korkunun değil fikrî özgürlüğün kurumu olmalıdır. FETÖ’nün en çok korktuğu insan tipi, sorgulayan, belge isteyen, tek kişiye kutsallık atfetmeyen ve hakkını hukuk içinde arayan insandır. Üniversiteler böyle insan yetiştirdiği ölçüde hiçbir kapalı yapı kalıcı olamaz.

FETÖ’yle köklü mücadelenin ilkeleri neler olmalı? Kimlere hangi görevler düşüyor?

Köklü mücadelenin birinci ilkesi hukuk ve adalettir. Delil kişiye göre eğilip bükülmemeli; aynı fiile aynı ölçü uygulanmalıdır. Siyasi yakınlık, makam, unvan veya ekonomik güç hiç kimse için zırh olmamalıdır. Masumun hakkını korumayan bir mücadele meşruiyet kaybeder; suçlunun nüfuzuna teslim olan mücadele de sonuç alamaz.

İkinci ilke liyakattir. FETÖ’yü büyüten şartlardan biri, devlet kadrolarının ve yönetimlerinin hak edenlere değil örgütsel referansla belirlenenlere açılmasıydı. Aynı yöntemi başka gruplar için kullanırsak FETÖ’yü tasfiye etmiş değil, onun modelini çoğaltmış oluruz. Devlette ve üniversitede hiçbir cemaatin, tarikatın, siyasi grubun, hemşehri ağının veya kişisel ekibin ayrıcalıklı kadro alanı olmamalıdır.

‘15 TEMMUZ TÖRENLERE SIKIŞTIRILMAMALI’

Üçüncü ilke kurumsal hafızadır. 15 Temmuz yalnızca yıl dönümlerinde hatırlanan bir törene indirgenmemelidir. Örgütün sınav sorularını çalması, mahrem yapılanması, zihin kontrolü, takiye yöntemleri, medya ve finans ağları bilimsel olarak incelenmeli; kamu yöneticilerine ve gençlere öğretilmelidir.

Dördüncü ilke mali ve dijital takiptir. Günümüz örgütleri şifreli platformlar, sosyal medya, yardım kuruluşları ve şirketler üzerinden de hareket ediyor. MASAK, istihbarat, emniyet, jandarma ve adli birimler arasında kesintisiz veri paylaşımı gerekir. Yurt dışındaki eğitim, medya, lobi ve finans ağlarına karşı diplomatik ve hukuki mücadele de sürdürülmelidir.

Beşinci ilke doğru ayrıştırmadır. Örgütün karar verici kadrosunu, bilerek suç işleyenleri, çıkar sağlayanları, korkuyla sürüklenenleri ve geçmişte temas etmiş fakat suç ilişkisine girmemiş kişileri aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir. Etkin pişmanlık ve topluma yeniden kazandırma kanalları işletilirken çekirdek suç yapılanmasına karşı tavizsiz olunmalıdır. Bu ayrım örgütün insan kaynağını daraltır ve propaganda alanını zayıflatır.

Görev dağılımı açıktır. Yargı bağımsız, hızlı ve delile dayalı karar vermelidir. Güvenlik ve istihbarat kurumları güncel hücreleri, finans ağlarını ve yurt dışı bağlantıları izlemelidir. YÖK ve üniversiteler liyakat, şeffaflık ve bağımsız denetimi kurumsallaştırmalı ve FETÖ iltisaklılarına alan açan yöneticilere gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Siyasi iktidar mücadeleyi kalıcı devlet politikası hâline getirmeli; muhalefet de terörle mücadeleyi günlük hesaplara kurban etmemelidir. Devlet ve kurumları gerçek manada FETÖ ile mücadele eden yurttaşlarının itibarsızlaştırılmalarına izin vermemeli ve mücadele ediyormuş gibi yapıp mücadeleyi çıkarına kullananları ve bulunduğu konumda FETÖ iltisaklılarına alan açanlara da gereğini yapmalıdır.

Son sözüm şudur: FETÖ ile gerçek mücadele yalnızca FETÖ mensuplarını kurumdan çıkarmak değildir. FETÖ’yü üreten şartları; liyakatsizliği, kapalı kadrolaşmayı, kutsanmış liderliği, sorgusuz itaati, denetimsiz gücü ve cezasızlığı ortadan kaldırmaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler