Hamide HANGÜL
Büyük Sanat Vakfı’nın Erciyes Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl 1’incisi düzenlenen Erciyes Zirvesi, kamu, sektör temsilcileri, akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirildi.
İklim, Su, Gıda ve Güvenlik temasıyla düzenlenin zirvenin açılış oturumu moderatörlüğünü yapan TBMM Savunma Komisyonu Başkanı, AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, iklim değişikliğinin, çevresel bir mesele olmanın ötesinde çağımızın en önemli güvenlik meselelerinden biri haline geldiğine işaret ederek, “Gıda, enerji ve su, günümüzün en kritik güvenlik unsurlarını oluşturmaktadır” dedi.
Gıda krizinin doğrudan çatışma ve savaşlara yakıt olabileceğini ifade eden Akar, “Şu anda dünyada 750 milyon kişinin aç olduğunu ve bunun küresel güvenliği petrol düzeyinde daha fazla tehdit ettiğini de unutmamalı. Enerji tasarrufu olabilir ama açlığın tasarrufu olmaz” diye konuştu.
“Su, petrolden daha ağır koz haline geliyor”
Akar, suyu artık diplomaside petrolden daha ağır bir koz haline geldiğini gördüklerini dile getirdi. Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın aksamasıyla, tüm dünyada ciddi bir enerji, gıda krizinin meydana geldiğine işaret eden Akar, “Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, onlarca ülke, onlarca, şu anda sert tasarruf tedbirleri uygulamakta, bu maliyet-arz meselesini dengeleyebilmek için ciddi çalışmalar yapılmakta” ifadelerini kullandı. Akar, özellikle 2026’da yaşanan enerji kriziyle uzmanların, tasarruf ve verimlilik konusunda teknik tavsiyelerinin yasama konusu olmaya başladığını, artık bazı yasal düzenlemelerin zorunluluk haline geldiğini ve bu çalışmaların parlamentolarda başladığını söyledi.
“Güçlü ordular sınırları, güçlü politikalar çevreyi korur”
Bilinçli tarımın bir emeklilik planı değil, genç nesil için hayatta kalma ve var olmasa stratejisi haline geldiğini belirten Akar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu desteklenmesi gerekmektedir. Gençlerin de tarıma yönlenmesi önemli. Tarım çiftçilik olarak değil, bir startup girişim olarak görülmeli. Gelecek tarımda, çünkü enerji olmadan bir süre yaşayabiliriz ancak gıda olmadan yaşayamayız. Güçlü ordular sınırları korur, Mehmetçik'in yaptığı gibi. Güçlü çevre politikaları ise geleceği korur. Çünkü biliyoruz ki bugünün çevre yatırımı, yarın güvenlik sigortasıdır.”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin, Akdeniz Havzası'nda olduğuna işaret ederek, “2100 yılına kadar su varlığında, yüzde 25 oranında bir azalma öngörüsü söz konusu. Hangi sebeplerle? İklim değişikliği, dünyadaki uygulamalar, teknolojiler gibi..
Dolayısıyla biz de gıda güvenliğimizin teminatı olan tarımsal üretimimizi risklere dayanıklı hale getirmek için çalışıyoruz” dedi. Türkiye'de üretim planlamasını Eylül 2024’de başlattıklarını anımsatan Bakan Yumaklı, bu anlamda bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretim planlamasının ülke için çok büyük kazanım olduğunun altını çizdi. Tarımsal AR-GE’de kuraklığa dayanıklı, soğuğa toleranslı tohumlar üretmek gerektiğini belirten Yumaklı, bu noktada tohum ıslah çalışmalarını da üreticilerle sürdürdüklerini söyledi.
Türkiye’de yaklaşık 7.3 milyon hektarlık bir alanın artık sulanır halde olduğunun altını çizen Bakan Yumaklı, “Bu ne demek? Daha fazla, daha verimli, daha kaliteli ürün alıyorsunuz. Bu manada iklimsel etkilerin sonuçlarından daha az etkilenme adına sulama konularına önem vermiş durumdayız ve devam ediyoruz” diye konuştu.
“İçme suyunda illerimizin sorun yaşamayacak”
Tarımsal kuraklıkla mücadele stratejisi ve eylem planını da hayata geçirdiklerini anımsatan Bakan Yumaklı, bu sene yağışların iyi gittiğine vurgu yaptı. Bu noktada bazı rakamları ilk kez açıklayacağını dile getiren Bakan Yumaklı, şöyle devam etti: 2026 yılında gerçekleşen yağışlar, uzun yıllar ortalamasının yüzde 32.5 üzerinde. Geçen yılın ise yüzde 75.7 üzerinde. Geçen yıldaki yaşadığımız o anormal kuraklığın, bu devasa farkını buradan görebiliyoruz.
Son 66 yılın en yüksek yağışına ulaştık. Bütün barajlarımızın aktif doluluk oranı şu anda yüzde 81.5. Bu bir rekor. Barajlarımızda 26 milyar metreküp daha fazla su depolanmış durumdayız. Geçen yıl kuraklık sebebiyle içme suyu rezervlerinde bazı şehirlerimiz sıkıntılar yaşadı, ancak bu sene büyük oranda toparlandı. Ben artık Türkiye'deki illerimizin, ime suyu bağlamında herhangi bir sorun yaşayacaklarını düşünmüyorum açıkçası.”
“Orman yangını sezonu yoktur riskli dönemler vardır”
Orman yangınları konusuna da değinen Bakan Yumaklı, bu konuya şu sözlerle dikkat çekti: “Orman yangını sezonu diye bir şey yoktur. Bunu söylediğiniz zaman kanıksamış olursunuz, sadece riskli dönemler vardır. Bu riskli dönemlerde de ne kadar hazır olduğunuz önemli. Orman yangınlarının 2025 yılı istatistiği: Yüzde 91’i insan kaynaklı. Riskli dönemlerde, artık bu döneme girdik, çok şiddetli rüzgarların başladığı, şiddetli sıcaklıkların olduğu, nemin düşük olduğu dönemlerde hangi gerekçeyle olursa olsun açık alanlarda ateş yakılmaması gerekir. Sadece biraz dikkat, sadece tedbirli davranmak…
Emin olun yüzde 91'in büyük bir kısmı bu şekilde engellenebilirdi. Küçük ihmal kaynaklı çünkü bunlar. 28 bin personelimizle, 138 bin gönüllümüzle bu riskli döneme hazırız. Şu anda 28 uçağımız, 119 helikopterimiz, 14 insansız hava aracımızla tarihinin en donanımlı, en iyi filosuna sahibiz. 6 bine yakın kara aracımız, 4 bin 500 yangın göletleri, 776 akıllı kulelerimizle tamamını gözetim altında tutuyoruz. Ancak tekrar ifade etmek istiyorum; bütün bunların sahibi olmanız demek bu riski yok ettiğiniz anlamına gelmez” diyerek, tedbirli davranmak gerektiğinin altını çizdi.
Paranın yönü doğaya çevrilmeli
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporunda, 2015-2025 döneminin kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olduğuna dikkat çekti. Konuşmasında Antalya 2035 hedeflerine ilişkin de bilgi veren Bakan Kurum, şunları söyledi: “Biz, COP31’i yalnızca bir zirve olarak değil; verilen sözlerin uygulamaya, taahhütlerin projeye, projelerin sahada sonuca dönüştüğü büyük bir iklim seferberliğine çevirmek istiyoruz.
Bu yüzden COP31 yaklaşımımız net. Üç ilkesi var, diyalogla güven büyüteceğiz, uzlaşıyla yol açacağız, aksiyonla geleceği değiştireceğiz. Bir başka mesele de şu; küresel iklim meselesine dair, finansmana erişemeyen ülkelerden dönüşüm beklemek mümkün değil. Teknolojiye ulaşamayan toplumlara aynı yükü yüklemek hakkaniyetli değil. Eğer, paranın yönünü doğaya çevirmezsek, dünyanın yönü değişmez. Tüm gücümüzle de kaynağın yönünü hep birlikte değiştireceğiz.”