Güneş ışığını uzaya geri yansıtacak parçacıkları uçakları kullanarak stratosfere taşıma fikri, küresel ısınmaya çare olabilir. Araştırmacılar, bu planın uygulanması için hangi uçakların, maddelerin gerektiğini değerlendirerek ilk testlere başlamaya hazırlanıyor. MIT dergisi konuyu geniş bir dosya halinde yayınladı
İklim krizine karşı en radikal fikirlerden biri olan güneş jeomühendisliği, artık yalnızca bilgisayar modellerinde tartışılan bir senaryo değil. Chicago Üniversitesi’ndeki araştırmacıların masasında, ticari jetlerin çok daha üstünde uçabilecek, uzun kanatlı, insansız ve özel tasarlanmış uçakların çizimleri duruyor. Amaç, stratosfere Güneş ışığını yansıtacak maddeler bırakmak ve gezegenin bir bölümünü yapay olarak soğutmak.
Fikrin ilham kaynağı volkanlar. Büyük patlamalar atmosfere kükürt bileşikleri yayarak küresel sıcaklıkları geçici olarak düşürdü. Güneş jeomühendisliği de bu etkiyi kontrollü biçimde taklit etmeyi hedefliyor. Stratosfere bırakılacak sülfür dioksit ya da benzeri maddeler, Güneş ışığını uzaya geri yansıtan küçük aerosollere dönüşebilir. Modeller, bu müdahalenin küresel ısınmayı hızlı biçimde frenleyebileceğini gösteriyor. Asıl soru artık “işe yarar mı?” değil; “gerçek dünyada nasıl yapılır ve bedeli ne olur?” sorusu.
Bu yeni aşamanın merkezlerinden biri, 2024’te kurulan Chicago Üniversitesi Climate Systems Engineering Initiative. Girişimin başında, alanın en bilinen ve en tartışmalı isimlerinden David Keith var. Keith, dünya sera gazı emisyonlarını yeterince hızlı azaltamadığı için iklim felaketlerinin can kaybını ve ekonomik yıkımını azaltabilecek ek seçenekleri araştırmamanın da etik bir sorun olduğunu savunuyor.
Eleştirmenler ise bu teknolojiye “kolay çıkış” yanılsaması olarak bakıyor. Atmosfere müdahale ederek krizi yönetebileceğimiz fikri, fosil yakıtlardan çıkış baskısını zayıflatabilir. Daha da önemlisi, gezegenin termostatını kimin ayarlayacağı belirsiz. Bir bölge için uygun sıcaklık, başka bir bölge için kuraklık, sel ya da gıda krizi anlamına gelebilir.

Teknik belirsizlikler de büyük. Bugün stratosfere gerekli miktarda madde taşıyabilecek ve bunu doğru irtifada, doğru parçacık boyutunda yayabilecek uçaklar yok. Kutuplara yakın bölgelerde stratosfer daha alçakta başladığı için mevcut uçaklar bazı değişikliklerle kullanılabilir. Ancak tropiklere ve ekvatora yakın bölgelerde gereken yükseklik 18-20 kilometreye çıkıyor. Yeni nesil, özel uçaklar şart.
270 uçaklık filo
Chicago’daki ekip bu nedenle havacılık mühendisleriyle çalışıyor. Konsept uçaklar geniş kanatlara, güçlü motorlara ve aşındırıcı maddeleri taşınmasına uygun çıkarılabilir tanklara sahip olacak. Hesaplamalara göre 270 uçaktan oluşan bir filo, yılda yaklaşık 1 milyon ton maddeyi stratosfere yayarak küresel yüzey sıcaklığını 0.26 derece düşürebilir.
Reflective adlı sivil girişimin incelediği senaryoda, 2035’te bir ülke ya da ülkeler grubu küçük ölçekli bir program başlatıyor. İlk aşamada Kuzey ve Güney kutuplarına yakın bölgelerde stratosfere sülfür dioksit ya da hidrojen sülfür bırakılıyor. Hedef, küresel sıcaklığı yalnızca 0.1 derece düşürmek. Bu, sanayi devriminden bu yana yaşanan yaklaşık 1.4 derecelik ısınmayı törpülemek anlamına geliyor.
Fakat kutuplardan başlamak bile adalet tartışması yaratıyor. Çünkü etki daha çok yüksek enlemlerde hissedilecek. İklim krizinden en fazla zarar gören tropik kuşaktaki yoksul ülkeler, ilk aşamada daha az fayda görebilir. Dünya’yı daha dengeli soğutmak için ekvatora yakın uçuşlar pahalı, karmaşık ve riskli.
Araştırmacıların çözmesi gereken sorular bununla bitmiyor. Mevcut uçaklar nasıl dönüştürülecek? Elementel kükürt nasıl işlenecek? Salınan maddelerin istenen boyutta aerosollere dönüşüp dönüşmediği nasıl izlenecek? Üstelik bazı uyduların devre dışı kalması, bilim insanlarının “veri çölü” dediği yeni bir risk doğuruyor.
Maliyet de düşük olmayabilir. 2024’te yayımlanan bir analiz, kutuplara yakın bölgelerde sıcaklıkları 2 derece azaltabilecek ilk aşama bir programın 2040’a kadar hazır hale gelmesi için en az 10 yıl ve 35 milyar dolarlık yatırım gerekebileceğini hesapladı. Bu rakam, “ucuz ve kolay iklim çözümü” imajını zayıflatıyor.
Göze alır mıyız?
Tartışmanın kalbinde etik soru var: Böyle bir teknoloji devreye sokulursa kim karar verecek, kim fayda görecek, kim zarar görecek? Eleştirmenler, bu güce sahip ülkelerin ya da şirketlerin sistemi kendi çıkarlarına göre ayarlayabileceğini söylüyor. Destekçiler ise araştırmayı yasaklamanın daha tehlikeli olduğunu savunuyor: İklim krizi derinleşirse bir gün bir aktör bu müdahaleyi zaten denemek isteyebilir.
MIT dergisindeki yazı şu sözlerle bitiyor: Güneş jeomühendisliği artık bilimkurguya benzeyen bir felaket planından ibaret değil. Uçak tasarımları, laboratuvar deneyleri, uydu sensörleri ve maliyet analizleriyle gerçek dünyanın eşiğine yaklaşıyor. İnsanlığın önündeki soru giderek daha somut hale geliyor: İklim krizi kontrolden çıkarsa, gezegenin atmosferine bilinçli müdahaleyi göze alacak mıyız?
4 proje öne çıkıyor
Stardust Solutions: İsrail merkezli girişim, çevresel yan etki yaratmadan Güneş ışığını yansıtabileceğini iddia ettiği özel parçacıklar geliştiriyor. Şirket aynı zamanda bu parçacıkları stratosfere taşıyacak uçaklar ve etkilerini izleyecek sistemler üzerinde çalışıyor. Parçacıklarını ve yayma sistemini rüzgâr tünelinde test etti.
REFLECT Projesi: Manchester, Cambridge, Exeter ve Leeds üniversiteleri ile başka araştırma gruplarının yer aldığı proje, deniz bulutu parlaklaştırma yöntemi üzerine çalışıyor. Bu yöntemde deniz tuzu parçacıkları kıyı bulutlarına püskürtülerek bulutların daha fazla Güneş ışığı yansıtması hedefleniyor. Araştırma hâlâ erken aşamada; çalışmalar yolunda giderse 2028 gibi küçük ölçekli açık hava deneylerine geçilebilir.
Marine Cloud Brightening in a Complex World: Southern Cross University tarafından yürütülen çalışma, deniz bulutu parlaklaştırmanın Büyük Set Resifi’ni koruyup koruyamayacağını anlamaya odaklanıyor. Ekip gelişmiş bilgisayar modellemeleri yapıyor ve deniz tuzu püskürtücüleriyle kapalı alan testleri yürütüyor. Araştırmacılar 2020’de Büyük Set Resifi çevresinde küçük ölçekli açık hava deneylerine başladı. 2028’den itibaren daha fazla açık hava testi yapılabilir.
Marine Cloud Brightening Research Program: Washington Üniversitesi’nin programı, 2024’te California’nın Alameda kentinde açık havada deniz tuzu parçacıkları salarak aerosolleri ölçmeyi ve sonuçları bilgisayar simülasyonlarıyla karşılaştırmayı amaçlayan bir deney yaptı. Ancak Alameda Belediye Meclisi projeyi durdurdu. Ekip çalışmalarını laboratuvarda püskürtme başlıkları, gözlem, modelleme ve kamuoyu katılımı alanlarında sürdürüyor.