Prof. Dr. Aslanoğlu, mayıs ayı itibarıyla ekonomide yavaşlama sinyallerinin belirginleştiğini ifade ederek otomobil satışları, perakende verileri ve tüketici güven endeksindeki alt detayların bu durumu teyit ettiğini belirtti. Ancak Türkiye'deki yavaşlama eğilimlerinin kalıcı olmayabildiğini ve tüketicilerin alım gücüne göre davranışlarını hızla değiştirebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Aslanoğlu, mevcut enflasyon beklentileri ışığında talep koşullarını sıkılaştırmanın ve faiz artışıyla enflasyon düşüşüne katkı sağlamanın doğru bir adım olacağını savundu. Maliyet tarafında ise iş gücü üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve sanayiye yönelik prim desteği gibi kanallara odaklanılması gerektiğini dile getirdi.
Sanayisizleşme tehlikesi ve yapısal makas
Türkiye ekonomisindeki en çarpıcı gelişmenin sanayinin milli gelirdeki payındaki azalma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aslanoğlu, 2022 yılında %29’lar seviyesinde olan sanayi payının bu yılın ilk çeyreğinde %17,7’ye kadar gerilediğini ifade etti. Aynı dönemde tüketimin payının %54’ten %58’lere çıktığını belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, bu durumu yapısal bir bozulma olarak tanımladı. Sanayinin yatay seyrettiği, buna karşın perakende satışların ve iç talebin yukarı gittiği bir makas oluştuğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, bu tablonun tasarruf açığı ve cari açık gibi temel sorunları beslediğini söyledi.
Dış talebe odaklı üretim ve tasarruf vurgusu
Türkiye'nin ana sorununun tasarruf ve cari açık ilişkisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aslanoğlu, ekonomik modelin tersine çevrilmesi gerektiğinin altını çizdi. İç talebi kısarak tasarrufları artırmanın, daha fazla üretmenin ve bu üretimi dış talebe sunmanın sürdürülebilirlik açısından şart olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, sanayi sektörünün yüksek maliyetler nedeniyle elinin kolunun bağlı olduğunu ve dış satımda kendini yukarı çekecek havadan uzaklaştığını ifade etti.
Seçim beklentisi enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor mu?
Siyasetin ekonomi üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Aslanoğlu, toplumda 15-16 ay içinde bir seçim olabileceği olasılığının yüksek görülmesinin ‘büyüme odaklı politika’ beklentisini canlı tuttuğunu söyledi. Bu beklentinin enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran bir diğer unsur olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, fiyat istikrarı kadar finansal istikrarın da önemli olduğunu ve faiz politikasının doğru noktada tutulmaması durumunda sonraki dönem büyümesi için ciddi bir handikap oluşacağını uyardı. Seçim sonrasına kalabilecek olsa bile, bir an önce kapsamlı bir enflasyonla mücadele programına dönülmesinin Türkiye ekonomisinin geleceği için hayati olduğunu sözlerine ekledi.