Amerikalı siyasi tarihçi David Fromkin, Barışa Son Veren Barış kitabında, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’nun nasıl şekillendiğini anlatır. Kitabın temel tezi, o dönemde yapılan anlaşmaların Ortadoğu’da bugün içinden çıkılmaz sorunların, iç çatışmaların ve istikrarsızlığın temeli olduğudur.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı ve yaklaşık 100 gün sürdükten sonra bir ateşkesle ara verilen savaşa ilişkin Tahran ile Washington arasında 19 Haziran’da imzalanacak mutabakat metni de aslında bundan farklı değil.
Kök sorunu çözmeyen ve geçici bir ateşkesten sonra kalıcı bir ateşkesi öngören bu mutabakat, hem ilgili ülkeler hem bölge hem de dünya için belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan çok yeni sorunlar yaratmaya aday gibi gözüküyor.
Zira mutabakat, anlaşıldığı kadarıyla mevcut ateşkesi de müzakere etmeyi gerektirecek. Üstelik Trump daha imzalar atılmadan, sonuçlar hoşuna gitmezse bomba yağdırmaya dönebileceği uyarısında bulundu bile.
Mutabakat metninin bilinenleri ve bilinmezleri
Önce tanımı yapalım: ABD ile İran arasındaki bu mutabakat, barış anlaşması falan değil, ateşkesi uzatmaya yönelik bir metin.
14 maddelik, iki sayfalık, 800 kelimelik ve tam metni imzadan bir gün önce açıklanan planda temel konular şöyle:
Hürmüz Boğazı'nda gemi geçişleri yeniden serbest bırakılacak. ABD'nin deniz ablukası derhal kaldırılacak.
İran gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladığına ilişkin haberlerle bu kısmın hayata geçtiğini anlıyoruz ama yine de mayın temizlemek vakit alacak tabii.
İki ülke birbirlerinin iç işlerine karışmayacak. Bu da önemli, zira savaşın hemen öncesinde ve başlarında Trump habire İranlılara “ayaklanın” çağrıları yapmıştı.
Ağırlıklı olarak nükleer dosyaya odaklanacak daha kapsamlı bir ABD-İran anlaşmasını müzakere etmek üzere 60 günlük bir süreç başlayacak.
Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkes ilan edilecek.
Hürmüz Boğazı'nı yeniden açması karşılığında, İran’ın ekonomik olarak rahatlamasını sağlayacak tedbirler uygulanacak ama bunun hangi aşamada neye karşılık olacağı da 60 günlük müzakerelerde belirlenecek.
Dondurulmuş fonların serbest bırakılması, yaptırımların hafifletilmesi ya da bunların daha geniş kapsamlı bir nükleer anlaşma çerçevesinde İran'ın atacağı somut adımlara bağlanıp bağlanmayacağı ise henüz belli değil.
İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki müttefik silahlı gruplara verdiği destek gibi başlıklar, İsrail ve ABD’ye göre olmazsa olmaz koşullardı ama metinde yer almadı.
Türkiye’nin çok zorlu müzakerelerinde yıllarca bulunmuş üst düzey bir diplomat vaktiyle bir sohbetimizde şöyle demişti:
“Genel olarak Batılılarla müzakere zordur. En ince ayrıntısına kadar tartışır dururlar ama anlaşma bir kez imzalanınca da harfiyen uyarlar. Ortadoğu’daki müzakerelerse ‘Hallederiz, yaparız, detaylara sonra karar veririz’ diye geçer ve anlaşma hayata geçerken sürekli sorun çıkar.”
Anlaşılan o ki mutabakat metni Ortadoğulu. Tam olarak ortaya çıktığında bile epey bir belirsiz alanı içinde barındıracak: İsrail, Lübnan’a yönelik operasyonlarını durduracak mı? Durdurmazsa ne olacak? Yol haritası nasıl işleyecek? Önce kim adım atacak? Arada zerre güven yokken bu 60 günlük sürede ne, ne kadar konuşulabilecek?