Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydınlar, sanatçılar ve yurttaşlar, Madımak Otelinin önünde toplanan kalabalığın saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. En küçüğü 12, en büyüğü 66 yaşında olan 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanının öldüğü katliam, Türkiye tarihinin en ağır toplu kıyımlarından biri olarak kayıtlara geçti. Ancak geçen 33 yıla rağmen katliamın tüm yönleriyle aydınlatılmadı. Firari sanıklar hakkında yürütülen dava zaman aşımına uğratılırken, katliamda sorumluluğu bulunan kamu görevlileri ve siyasi iradeye ilişkin talepler de yanıtsız kaldı. Sanık avukatlarından bazıları, sonraki yıllarda milletvekilliği ve bakanlık gibi görevlerde yer aldı.
2 Temmuz’un 33. yılında Evrensel’e konuşan, katliamda babası Şair Behçet Aysan’ı kaybeden Eren Aysan, kardeşi Gülsün Karababa’yı yitiren Zeynep Karababa ve oğlu Murat Gündüz’ü kaybeden Mehmet Gündüz, ortak bir noktada buluşuyor: Adalet hâlâ yerini bulmadı.
‘Hem cezasızlık hem de zaman aşımıyla sınandık’
Katliamda yaşamını yitiren Şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Sivas’ın yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam olmadığını, Türkiye’deki cezasızlık politikasının en önemli halkalarından biri olduğunu söylüyor.
Sivas’tan önce de sonra da sayısız siyasi cinayet yaşandığını hatırlatan Aysan, Gazi Katliamı’ndan Roboskî’ye, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye kadar uzanan katliamların aynı cezasızlık politikasıyla birbirine bağlandığını ifade ediyor. “Maalesef bir öldürmeler ülkesi olmaktan 33 yıl içerisinde kurtulamadık” diyen Aysan, yalnızca kendi davalarının değil, tüm siyasi cinayet davalarının peşinden gitmeye çalıştıklarını ancak kalıcı bir yüzleşmenin sağlanamadığını belirtiyor.
“Adalet mekanizmasıyla ilgili iki kilit sözcük var” diyen Aysan, “Biri cezasızlık, diğeri zaman aşımı. Biz de Sivas Katliamı davasında hem cezasızlıkla hem de zaman aşımıyla sınandık” ifadelerini kullanıyor.
Sivas davasının zaman aşımıyla sonuçlandırılmasının ardından ailelerin adalet mücadelesi yeni bir aşamaya geçti. Eren Aysan, Mazlum Çimen ve Zeynep Altıok ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduklarını anlatıyor. Başvurunun temel gerekçelerinden biri Anayasa Mahkemesindeki bekleyiş. “Anayasa Mahkemesi bizim davamızı 12 yıldır bekletiyor” diyen Aysan, dosyanın sürekli ertelendiğini ve artık iç hukuk yollarının etkisiz hale geldiğini düşündüklerini belirtiyor. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitme kararı aldıklarını ifade eden Aysan, bunu aynı zamanda adaletsizliğe karşı bir itiraz olarak gördüklerini söylüyor.
Aysan, “Ben artık, 33 yıldır sınandığımız bu adaletsizlik karşısında, başımı yastığa vicdanen rahat koymak istiyorum. En azından adaletin tesis edildiği günleri görmek istiyorum. Bu yüzden bir evlat olarak bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm, düşündük. Ve artık bu bizim son çaremizdi” diyor.
Aysan, Sivas Katliamı’yla yüzleşilmemesinin nedeninin yalnızca dava dosyasındaki eksiklikler olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin geçmişte yaşanan siyasi cinayetlerle de hesaplaşmadığını belirten Aysan “Siyasi cinayetlerin hiçbiriyle yüzleşmedi. Yüzleşseydi bugün Türkiye’de başka bir iklim olurdu” diyor.
Gerçek bir yüzleşmenin ancak toplumsal hafızanın korunmasıyla mümkün olacağını vurgulayan Aysan, tarih kitaplarında öldürülen aydınlara yer verilmesi, ailelerin dinlenmesi ve toplumsal barışı sağlayacak mekanizmaların kurulması gerektiğini ifade ediyor.
‘Bu ülkenin geleceğini katlettiler’
Katliamda 21 yaşındaki kardeşi Gülsün Karababa’yı kaybeden Zeynep Karababa için ise 2 Temmuz yalnızca siyasi bir katliam değil, aynı zamanda hiç dinmeyen bir yas. Gülsün’ü anlatırken sesi hâlâ bugünden kopup geçmişe gidiyor. “Sanata, edebiyata, felsefeye çok düşkündü. Çok kitap okurdu. Çok net bir duruşu vardı. Çocukları çok severdi. Mahalledeki çocuklar onun kucağından inmezdi” diyen Karababa, kardeşinin yalnızca ailesinin değil, toplumun ortak hafızasının bir parçası haline geldiğini söylüyor.
Gülsün’ün Sivas’a gidişini, o günlerde yaşadığı tedirginliği ve ardından gelen haberleri anlatırken “Hayatımız Gülsün’den önce ve Gülsün’den sonra diye ikiye ayrıldı” diyerek katliamın yalnızca ailelerini değil, bütün bir ülkenin geleceğini yaraladığını ifade ediyor.
Katliam sanıklarının yıllar içinde özgürce yaşamlarını sürdürdüğünü hatırlatan Karababa, bazı sanıkların cezaevinde evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu, kamu kurumlarında çalıştığını anlatıyor ve devam ediyor: “Bizim yakınlarımızı katlettiler ama bu ülkenin de geleceğini katlettiler. Katiller dışarıda hayatlarını sürdürdü; cezaevinde evlendiler, ehliyet aldılar. Kırmızı bültenle aranan kişiler İstanbul Büyükşehir Belediyesinde işe girdi, gişe memuru oldu. Eşleriyle görüştüler, çocuk sahibi oldular. Onları savunan avukatlar ise milletvekili, belediye başkanı oldu.”
Karababa, “Bu süreçte birçok insanımızı kaybettik. Annem göçtü. Bu da bizim için çok ağır oldu. Kızı için yıllarca mücadele etti ama adaletin sağlandığını göremeden aramızdan ayrıldı” diyor.
Hâlâ “İç hukuk yolları tükenmedi” denildiğini dile getiren Karababa, “Oysa bu bir insanlık suçuydu. Bu meseleye yalnızca bireysel kayıplar olarak değil, aynı zamanda Alevilere yönelik bir saldırı olarak da bakmak gerekiyor. Elbette bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtu. Ancak hedef alınanların önemli bir kısmı Aleviler ve Alevi dostlarıydı. Bugün de o zihniyetin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil” dedi.
Karababa, Madımak’ın gerçek anlamda bir utanç müzesine dönüştürülmediğini vurguluyor ve otelin yalnızca sembolik bir anma mekanına dönüştürülmesini yeterli bulmadığını söylüyor. Karababa, başta cemevleri olmak üzere birçok yerde hafıza merkezleri kurulması gerektiğini belirterek “Gençler bu insanların kim olduğunu, neden öldürüldüklerini bilmeli. Hafızayı diri tutmak zorundayız” diyor.
‘33 yılın ateşi hâlâ yanıyor’
Katliamda oğlu Murat Gündüz’ü kaybeden Mehmet Gündüz adalet mücadelesinin en büyük yaralarından birinin siyasi iktidarın tutumu olduğunu düşünüyor. Gündüz, yıllardır dile getirilen bir gerçeği yeniden hatırlatıyor ve “Davanın avukatları daha sonra AKP’de üst düzey yönetici oldular, milletvekili oldular, belediye başkanı, bakan oldular” diyor. Bu durumun ailelerde derin bir adaletsizlik duygusu yarattığını belirten Gündüz, katliam sanıklarını savunan isimlerin ödüllendirilmiş gibi görünmesinin toplumsal vicdanı yaraladığını ifade ediyor.
“Elimizden geldiğince mücadelemizi sürdüreceğiz” diyerek sözlerine devam eden Gündüz, “Bu insanlar hiçbir suçları yokken katledildi. Katilleri savunanları da, onları meşrulaştıranları da kabul etmiyoruz. Devletin Sivas Katliamı’yla yüzleştiğini düşünmüyorum. Yüzleşme olsaydı bugün hâlâ aynı adalet taleplerini dile getiriyor olmazdık” dedi.
Gündüz, “Bizim bir başka talebimiz de Madımak’ın gerçek anlamda bir utanç müzesine dönüştürülmesidir. Madımak’ın bir hafıza mekanına dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu gerçekleşene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diyor.
Oğlu Murat’ı anlatırken sözcükleri seçmekte zorlanan Mehmet Gündüz, onun Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi olduğunu, yaşlılara saygılı, duyarlı ve başarılı bir genç olduğunu söylüyor. Ardından tekrar bugüne dönüyor ve “33 yılın ateşi söndü mü derseniz, sönmedi asla. Çünkü hâlâ yanıyor” diyor.
Mehmet Gündüz, “Davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyoruz. Birileri bu davanın sonuçlandığını söyleyebilir ama bizim açımızdan sonuçlanmış değil. Avukatlarımıza vekalet verdik, sonuna kadar gideceğiz” diyerek zaman aşımı kararını tanımadıklarını da ekliyor.
Devlet görevlileri neler söyledi?
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu... Katliam sırasında devletin tutumu ve sonrasında yapılan açıklamalar yıllardır tartışılıyor. Sivas Tugayı’nda tam 6 bin asker olmasına rağmen oteli korumak için bir avuç polis ve asker gönderildi. Hatta katliamın ardından olaya seyirci kalan devlet yetkilileri, yakılan aydınları, katledilen yurttaşları hedef aldı.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, olaylar sırasında “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” dedi. Daha sonra katliamı “münferit bir hadise” olarak değerlendirmesi de yıllar boyunca eleştirildi. Başbakan Tansu Çiller ise katliamın ardından yaptığı “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklaması nedeniyle hafızalarda yer etti. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” ifadelerini kullandı.
Erdoğan ne dedi?
Dava kapsamında firari sanıklar yönünden verilen zaman aşımı kararının ardından Recep Tayyip Erdoğan, kararı “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” sözleriyle değerlendirdi. Erdoğan Sivas’a gittiğinde birçok kız çocuğunun babalarının suçsuz olmasına rağmen idama mahkum oldukları için ağladığını söyledi. Bunun yanı sıra Erdoğan, Sivas Katliamı hükümlülerinden Ahmet Turan Kılıç’ın 2020’de, Hayrettin Gül’ün ise 2023’te sağlık gerekçesiyle kalan cezalarını affetti.
Yargı sürecinde ne oldu?
İlk davalarda çok sayıda sanık hakkında çeşitli hapis cezaları verildi. Yargıtayın bozma kararlarının ardından yeniden yargılama yapıldı. 33 sanık hakkında idam cezası verildi, idam cezasının kaldırılmasıyla bu cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürüldü.
Ancak firari sanıklar yönünden süreç yıllarca sonuçlandırılmadı. 2012’de bazı firari sanıklar hakkındaki dava zaman aşımından düşürüldü. 2014’te Yargıtay bu kararı onadı. Son olarak firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karakaş hakkındaki dava da 2023 yılında zaman aşımı nedeniyle düşürüldü.
Firari sanıklara ne oldu?
Haklarındaki kamu davaları zaman aşımı kararlarıyla düştü. Böylece katliamın firari sanıkları yargı önünde hesap vermeden dosyalar kapatılmış oldu.
Sanık avukatlarından kimler milletvekili veya bakan oldu?
Katliam mağdurlarının aileleri ve demokratik kitle örgütleri tarafından en çok gündeme getirilen konulardan biri de sanık avukatlarının sonraki yıllarda üst düzey görevlere gelmesi oldu.
Hayati Yazıcı, Sivas sanıklarının avukatlığını yaptıktan sonra AKP’de milletvekili ve bakan olarak görev aldı. Şevket Kazan, sanık avukatları arasında yer aldı ve adalet bakanlığı yaptı.
Madımak Katliamı davasında kimi sanıkların avukatlığını yapmış olan Celal Mümtaz Akıncı’nın davaya bakacak olan hakimler arasında olduğu ortaya çıktı. Konuyla ilgili Agos’a konuşan Sivas davasının avukatlarından CHP milletvekili Şenal Sarıhan, “Bir avukat arkadaşımızın yaptığı araştırma bana ulaştı. Bu araştırmaya göre Celal Mümtaz Akıncı, Sivas Katliamı davasının birinci aşamasında kimi sanıkların avukatlığını yapmış” dedi.