Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Ekonomik Görünüm raporunu 3-4 Haziran tarihlerinde düzenlenen Bakanlar Konseyi Toplantısı kapsamında "Baskı Altında" ana temasıyla kamuoyuyla paylaştı.
iRAN SAVAŞI SONRASI EN RİSKLİ GRUPLAR
Yayımlanan raporda, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın küresel ekonominin dayanıklılığını ciddi şekilde sınadığı vurgulanırken, çatışmaların ne kadar süreceği ve ulaşacağı boyuta ilişkin belirsizliklerin devam ettiği aktarıldı. Uzmanlar, savaşın sona ermesinden sonra dahi hasar gören altyapı ile ulaşım yollarının yeniden inşasının ve küresel tedarik zincirlerinin normale dönmesinin aylar alabileceğini, bu durumun da dünya ekonomisi üzerinde bir süre daha baskı yaratacağını öngörüyor.
Körfez bölgesinde yaşanan kriz sebebiyle petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), tarımsal ve endüstriyel girdi fiyatlarında gözlenen artışlar birçok ülkede enflasyonist baskıları yukarı yönlü tetikliyor. Raporda, Orta Doğu'dan yapılan ithalata olan yüksek bağımlılıkları nedeniyle birçok Asya ekonomisinin, mevcut ve olası ticari şoklara karşı en doğrudan maruz kalan riskli gruplar arasında yer aldığına dikkat çekildi.

2 AYRI SAVAŞ SENARYOSU
Mevcut olağanüstü belirsizlik dalgası nedeniyle OECD, küresel ekonominin gelecek 18 ay içindeki seyrine yönelik iki farklı senaryo modelledi. Savaşın yol açtığı aksaklıkların önemli ölçüde hissedildiği ancak nispeten kısa sürdüğü "sınırlı süreli aksaklık" senaryosunda, Körfez ekonomilerindeki enerji üretimi ve ticaretinin bu yılın üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli olarak normale döneceği varsayılıyor. Bu varsayıma göre, 2025 yılında yüzde 3,4 olan küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,8 seviyesine yavaşlayacağı, 2027 yılında ise yeniden yüzde 3,1'e yükseleceği tahmin ediliyor. Teşkilat, mart ayında yayımladığı bir önceki raporda küresel ekonominin bu yıl yüzde 2,9 ve 2027'de yüzde 3 büyüyeceğini öngörmüştü.
İlk senaryoda politika faizlerinin büyük ekonomilerde istikrarlı kalacağı, G20 ülkelerinde enflasyonun bu yıl yüzde 4'e çıktıktan sonra 2027'de yüzde 3,1 seviyesine gerileyeceği hesaplanıyor. Savaşta kalıcı bir ateşkes sağlanması durumunda ise petrol, gaz ve gübre fiyatlarında yaşanacak yüzde 10'luk ek bir düşüşün küresel büyümeyi 0,1 puan artırabileceği, enflasyonda ise 0,3 puanlık bir rahatlama sağlayabileceği bildirildi.
Barışın geciktiği "uzun süreli kesinti" senaryosunda ise Körfez'deki enerji üretimi ve ihracat kısıtlarının 2027'nin ikinci yarısına kadar süreceği tahmin ediliyor. Bu negatif modellemede, enerji, tarım ve endüstri ürünlerinde ciddi arz kıtlıkları yaşanabileceği, küresel büyümenin bu yıl yüzde 2,1'e, 2027'de ise yüzde 1,8'e gerileyerek birçok ekonomiyi resesyona sürükleyebileceği uyarısı yapıldı. Söz konusu senaryoda küresel enflasyonun bu yıl 0,4 puan, önümüzdeki yıl ise 1,3 puan artabileceği ve merkez bankalarının politika faizlerini 50 ila 75 baz puan arasında yükseltmek zorunda kalabileceği aktarıldı.

TÜRKİYE EKONOMİSİ DOĞRUDAN TEDARİK RİSKLERİNE KARŞI DAHA GÜVENLİ KONUMDA
Raporda Türkiye ekonomisine yönelik makroekonomik tahminlere de geniş yer ayrıldı. OECD'nin projeksiyonuna göre Türkiye ekonomisi bu yıl yüzde 3,1 ve 2027 yılında yüzde 3,8 oranında büyüyecek. Örgüt, mart ayı raporunda Türkiye'nin bu yılki büyümesini yüzde 3,3, gelecek yılki büyümesini ise yüzde 3,8 olarak öngörmüştü. Yüksek enerji ve emtia maliyetlerinin sıkı finansal koşullar altında iç talebi baskılayabileceği ifade edilirken, yıl sonuna doğru tüketici güveninin iyileşmesi ve faizlerde beklenen düşüşün tüketim ile yatırımları yeniden destekleyeceği tahmin edildi.
DEZENFLASYON SÜRECİ
Dezenflasyon sürecinin kararlılıkla devam etmesiyle birlikte Türkiye'de yıllık enflasyonun 2027'nin ilk yarısında yüzde 20'nin altına ineceği öngörülürken, Orta Doğu'daki gerilimin tırmanması önemli bir risk faktörü olarak nitelendirildi. Enflasyon beklentilerini çıpalamak için sıkı para politikasının sürdürülmesinin kilit önemde olduğu aktarılırken, gelecekte yeni faiz artışlarının da göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.
Jeopolitik risklerin ticari hatlara etkisi incelendiğinde, Türkiye'nin artan enerji fiyatlarından olumsuz etkilenmesine rağmen petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük kısmını Basra Körfezi dışındaki coğrafyalardan sağladığı, bu nakil yapısı sayesinde doğrudan tedarik riskleri karşısında birçok ülkeye göre daha güvenli bir konumda bulunduğu kaydedildi. Öte yandan Türkiye ekonomisinin, ana ihracat pazarı olan Avrupa'daki talep durgunluğuna ve özellikle imalat sektöründe üçüncü pazarlardaki yoğun Çin hakimiyetine karşı hassasiyetini koruduğu bildirildi.