Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER)’nin “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak” konferansının üçüncü oturumunda, NATO'nun değişen stratejisi, Avrupa'nın güvenlik mimarisi ve çok kutuplu dünyada yeni uluslararası düzen arayışları ele alındı. Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin ardından İttifak’ın geleceğini farklı yönleriyle değerlendiren katılımcılar, Avrupa'nın Washington'a bağımlılığı, Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu riskler ve NATO'nun yeni dönemde üstleneceği rolü tartıştı. Mevcut güvenlik anlayışının sürdürülebilir olmadığı ortak görüşü öne çıktı.
Üçüncü oturumun başkanlığını yapan Yunan gazeteci ve yazar Dimitris Konstantakopoulos, dünyanın yeni bir küresel çatışma riskiyle karşı karşıya olduğunu, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların dış müdahalelerle derinleştirilmemesi gerektiğini belirtti. Konstantakopoulos şunları kaydetti:
“Bugün burada ele aldığımız konu yalnızca bölgesel bir mesele değildir. İnsanlık yeni ve büyük bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya. Bu risk, geçmişte hiç olmadığı kadar büyümüş durumda. Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar üçüncü tarafların müdahalesine açık hâle getirilmemelidir. Ege ve Kıbrıs'taki anlaşmazlıklar, daha büyük jeopolitik hesapların aracı yapılmamalıdır. Kapitalizm derin kriz dönemlerinde savaşı bir çıkış yolu olarak görüyor. Bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Dünyayı yeni bir felakete sürükleyebilecek gelişmeleri ciddiyetle değerlendirmek zorundayız.
“Rusya, Çin, Türkiye ve İran'ın içinde yer alacağı geniş bir işbirliği zemini, büyük bir savaşın önlenmesinde önemli rol oynayabilir. Ancak yalnız devletlerin değil, halkların da bu süreçte ortak hareket etmesi gerekiyor. Uluslararası sistem yeni bir döneme giriyor. İnsanlığın önünde iki seçenek var: Ya çatışmalar derinleşecek ya da egemenliğe ve karşılıklı saygıya dayalı çok kutuplu yeni bir düzen inşa edilecek.”
‘NATO 3.0 NATO 1.0’A GERİ DÖNÜŞTÜR’
İstanbul Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Richard Sakwa da NATO’nun artık yeni bir evreye geçtiğini, Ankara Zirvesi'nin de bu dönüşümü hızlandırdığını söyledi. Sakwa, NATO'nun kuruluşundan bugüne üç ayrı döneme ayrılması gerektiğine dikkat çekti, ittifakın artık yalnızca Avrupa'nın güvenliğiyle sınırlı olmayan yeni bir strateji izlediğini anlattı. Sakwa şunlara değindi:
“NATO'nun geleceği son derece belirsizdir. Bana göre Ankara Zirvesi de bu belirsizliğin bir kısmını yansıtmıştır. NATO artık yeni bir döneme, Elbridge Colby'nin tanımladığı şekliyle NATO 3.0 dönemine giriyor. NATO 1.0, Soğuk Savaş'ın ürünüdür. 1949 yılında Sovyetler Birliği'ni çevrelemek ve komünizmle mücadele etmek amacıyla kuruldu. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla NATO 2.0 dönemi başladı. Bugün ise temelden farklı bir aşamaya geçiyoruz.
“NATO 3.0'ın amacı, ABD’nin yalnızca Avrupa güvenliğiyle değil, Güney Çin Denizi, Tayvan ve Avrupa coğrafyasının dışındaki stratejik alanlarla da ilgilenebilmesini sağlamaktır. Bunun için Avrupa'nın daha fazla askerî sorumluluk üstlenmesi, savunma sanayisini büyütmesi ve daha geniş bir stratejik gündem oluşturması isteniyor. En temel düzeyde NATO 3.0, NATO 1.0'a geri dönüş anlamına geliyor. Yani Rusya'yı yeniden çevreleme ve sınırlandırma stratejisidir.
“Ankara Zirvesi'nin başaramadığı en önemli konu, Avrupa kıtasında devam eden Ukrayna savaşıydı. Bunu ciddi ve sürdürülebilir biçimde ele alamadılar. Bu, son derece büyük bir stratejik başarısızlıktır. Rusya'yı bombalayarak onu müzakere masasına oturtabileceği düşüncesi gerçekçi değildir. Tam tersine, bu yaklaşım çatışmayı daha da tırmandırma tehlikesi taşımaktadır.
“Bugün NATO'nun karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma rakiplerinden değil, kendi içinden geliyor. İttifakın üzerine kurulduğu temel sütunlar aşınıyor. Serbest ticaret zayıflıyor, uluslararası hukuk geriliyor, Birleşmiş Milletler Şartı'nın oluşturduğu uluslararası düzen sorgulanıyor. NATO'nun stratejik bir vizyonu yoktur. Ankara Zirvesi de böyle bir vizyon ortaya koyamamıştır.”
‘UKRAYNA SAVAŞI ÖNLENEBİLİRDİ’

Eski Alman Deniz Kuvvetleri Komutanı Kay-Achim Schönbach da Ukrayna-Rusya Savaşı’nın diplomasiyle önlenebileceğinin altınız çizdi. Batı’nın tarihsel arka planı dikkate almamasının çatışmayı derinleştirdiğini söyleyen Schönbach, şöyle devam etti:
“Avrupa açısından en önemli mesele, Doğu Avrupa ve Ukrayna’daki savaştır. Bu çatışmadan çıkarmamız gereken en önemli ders şudur: Biz Batı’da, özellikle Almanya’da ilgili ülkelerin tarihsel tecrübelerini ve tarihin siyasi yorumunu göz ardı ettik. Hâlâ tarihin 8 Mayıs 1945’te sona erdiğini düşünme eğilimindeyiz. Donbas’taki savaş bize tarihsel arka planı görmezden gelmenin ne kadar büyük sonuçlar doğurduğunu gösterdi. Çatışmanın nedenlerini tarafsız biçimde incelemeyi reddetmek, bugün yaşadığımız savaşın ortaya çıkmasına zemin hazırladı.
“Mevcut durumu gerçekçi biçimde değerlendirme cesaretini göstermek zorundayız. Avrupa’nın ve belki de bütün dünyanın çıkarı, görünüşe göre hiçbir tarafın kazanamayacağı bu savaşın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesidir. Kıtanın güvenliği, savaşın uzatılmasından değil, diplomatik çözümün yeniden güçlendirilmesinden geçmektedir.”
'GENÇLER SAVAŞLARIN BEDELİNİ ÖDÜYOR'

Avrupa Demokrat Gençlik Topluluğu Başkanı Javier Hurtado Mira, Avrupa Birliği’nin bağımsız bir dış politika geliştiremediğini belirterek, NATO ve Brüksel merkezli karar alma mekanizmalarının yeniden tartışılması gerektiğini söyledi. Savaşların en ağır yükünü genç kuşakların taşıdığına dikkat çeken Mira, şunları söyledi:
“Herodot’un dediği gibi, barış zamanında oğullar babalarını gömer, savaş zamanında ise babalar oğullarını gömer. Bugün bunun acısını yaşıyoruz. Savaş kararlarını alanların aileleri cepheye gitmiyor. Hayatını kaybedenler ise gençler oluyor. Bu nedenle gerilimi artıran politikalar yerine müzakereyi ve diyaloğu güçlendirmeliyiz.
“Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde çok önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Avrupa’da bunu herkes biliyor. Türkiye güçlü diplomasi geleneğine sahip bir ülke. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışı bugün yalnız Türkiye için değil, bütün dünya için yeniden hatırlanması gereken bir ilkedir.
“Avrupa egemen olmalıdır. Washington’un emirlerini uygulamamalıyız. Avrupa’nın geleceği, Brüksel’deki bürokratik elitlerin değil, halkların iradesiyle şekillenmelidir. Bugün Avrupa’da ciddi bir siyasi sınıf krizi yaşanıyor. Eskiden farklı siyasi görüşlere sahip liderler aynı masada oturabiliyor, uzlaşabiliyordu. Bugün ise Brüksel’de şekillenen bürokratik yapı, Avrupa’nın siyaset üretme kapasitesini zayıflatıyor.
“AB’de karar alma süreçleri halkın gerçek katılımından uzaklaştı. Avrupa’nın egemenliği adına hareket etmesi gereken siyasetçiler, Washington’un çizdiği sınırların dışına çıkamıyor. Amerikalı müttefiklerimizin de Avrupa’nın egemenliğine yeterince saygı göstermediğini görüyoruz.”