Ana içeriğe geç

EMEP Milletvekili Bayhan'dan doğa talanı politikalarına ilişkin soru önergesi

EMEP Milletvekili İskender Bayhan, iktidarın "doğa talanı" politikalarını Meclis gündemine taşıdı. Bayhan,"Müteahhitler zenginleşirken kirliliğin, susuzluğun ve kanserojen havanın bedeli emekçi halka ödetiliyor" dedi.

EMEP Milletvekili Bayhan'dan doğa talanı politikalarına ilişkin soru önergesi
Evrensel
16

Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, iktidarın "doğa talanı" politikasını, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nin "İstanbul Çevre Durum Raporu-2026" raporundaki verilerle Meclis gündemine taşıdı. "İstanbul, bugün yalnızca plansız kentleşme, artan nüfus baskısı veya iklim krizinin tetiklediği sorunlarla değil; doğrudan doğruya siyasi iktidarın tercihleriyle şekillenen, kenti devasa bir rant şantiyesine ve sermaye birikim alanına dönüştüren politikaların yarattığı çok boyutlu bir ekolojik yıkımla karşı karşıyadır" diyen Bayhan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un cevaplaması talebiyle soru önergesinde bulundu.

"Talan politikalarının bedeli işçi ve emekçi halkın sırtına yükleniyor"

Bayhan, soru önergesinin gerekçesinde, Üçüncü Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul Havalimanı gibi projelerin kentin orman ve su havzalarını tahrip ettiğini belirtti. Bu zincire şimdi de Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesinin eklendiğine dikkat çeken Bayhan, "İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda yer almayan; Ömerli, Büyükçekmece, Sazlıdere ve Alibey barajlarının koruma havzalarını ve tarım alanlarını doğrudan hedef alan bir proje ile karşı karşıyayız. Benzer şekilde Kanal İstanbul da bir su yolu değil, devasa bir gayrimenkul projesidir. Sazlıdere Barajı'nın içme suyu havzası statüsü Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle fiilen geçersiz kılınmış, alan inşaat şirketlerinin konut projelerine teslim edilmiştir" ifadelerini kullandı.

Temel bir hak olan suyun şirketlerin kar hırsı uğruna ticarileştirilmesine dikkat çeken Bayhan, "Sazlıdere ve Ömerli gibi stratejik havzalar yapılaşmaya ve Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi gibi sermaye baskılarına terk edilmektedir. İstanbul kendi yerel su varlıkları yerine, uzak havzalara ve yüksek enerji maliyetli transfer sistemlerine bağımlı hale getirilmiştir. Suyun metalaştırılması ve enerji yoğun transfer politikaları sonucunda İSKİ’nin ödediği elektrik bedeli 2021-2025 yılları arasında yüzde 464 artmıştır. Doğanın talan edilmesinin bedeli, artan faturalarla işçi ve emekçi halkın sırtına yüklenmektedir" dedi.

"Sermaye için halk sağlığı hiçe sayılıyor"

İstanbul’un su kaynaklarına yönelik tehditlere dikkat çeken Bayhan, kentteki atıksu yönetiminin yarattığı tahribata ilişkin, "İstanbul’da atıksuyun yüzde 41,5’i yalnızca ön arıtmadan geçirilerek Marmara Denizi’ne deşarj edilmekte; denizin 30 yıldır derin deniz deşarjlarıyla kirletilmesi müsilaj ve ekolojik tahribat olarak geri dönmektedir" ifadelerini kullandı.

Bayhan, sanayi atıklarının bertaraf edilmesi süreçlerinde ve hava kalitesi ölçümlerinde halk sağlığının göz ardı edildiğini, kirliliğin ise kamudan gizlendiğini belirterek, "Diğer yandan, 2024 yılında devreye alınan Termal Bertaraf Tesisi gibi uygulamalarla sanayi atıkları yakılmakta; atmosfere salınan dioksin, furan, asidik gazlar ve ağır metallerle çevre sağlığı yüksek derecede riske atılmaktadır. Sermayenin atık bertaraf maliyetlerini düşürmek adına halk sağlığı hiçe sayılmaktadır" dedi.

"Bakanlık sermayenin yatırım ofisi oldu"

Bayhan, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin tamamen işlevsizleştirildiğini ve doğayı koruması gereken mekanizmaların bütünüyle sermayenin yatırım ofisleri gibi çalıştırıldığını belirtti. "İstanbul halkının yaşam alanları şirketlere, müteahhitlere ve rant projelerine peşkeş çekilirken; kirliliğin, susuzluğun, gürültünün, iklim krizinin ve sağlıklı yaşam ihtiyacının tüm bedeli emekçi halka ödetilmektedir" diyen Bayhan, şu soruları yöneltti:

  1. İstanbul barajlarının doluluk oranı 1 Ocak 2026 itibarıyla yüzde 18,71’e düşerek son beş yılın en düşük seviyesini görmüşken ve kent ağır bir su krizine sürüklenirken; Sazlıdere Barajı'nın içme suyu havzası statüsünün Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kaldırılarak Yenişehir Rezerv Yapı Alanı adı altında inşaat tekellerine peşkeş çekilmesindeki ısrarınızın nedeni nedir? Milyonlarca emekçinin susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya bırakılması, bir avuç müteahhidin kârından daha mı değersizdir?
  2. İstanbul’un ham su ihtiyacının yüzde 62’sinin kentin kendi havzalarından değil, Melen gibi uzak havzalardan yüksek enerji maliyetleriyle transfer edilmesi sonucunda İSKİ’nin elektrik faturası 2021-2025 yılları arasında yüzde 464 artmıştır. İktidarınızın kentin yerel su havzalarını ranta açan politikalarının yarattığı bu devasa maliyetin, emekçi halkın sırtına her ay zamlı su faturaları olarak yüklenmesini "kamu yararı" ile nasıl açıklıyorsunuz?
  3. 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda yer almayan ve kentin akciğerleri olan Kuzey Ormanları'nı baştan başa yararak Ömerli, Büyükçekmece, Sazlıdere ve Alibey barajlarının koruma havzalarından geçecek olan Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesine hangi bilimsel gerekçelerle izin verilmiştir? Bu proje, lojistik tekellerinin ve sermayenin taşımacılık ihtiyaçlarını, İstanbul halkının temiz su ve sağlıklı doğa hakkına tercih ettiğinizin açık bir itirafı değil midir?
  4. İstanbul’un su ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılayan Ömerli Barajı Havzası sınırları içinde, yargıya taşınan ve bilirkişi raporlarında içme suyu havzaları yönetmeliğine aykırı olduğu açıkça belirtilen Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi'nin (OSB) kurulmasında neden ısrar edilmektedir? İstanbul’un en büyük içme suyu kaynağını sanayinin toksik atık ve sızıntı riskine mahkûm eden bu proje, halk sağlığına yönelik planlı bir saldırı değil midir?
  5. 24 Temmuz 2025 tarihinde Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklikle, şirketlerin "ÇED Olumlu" kararı dahi almadan ihale, teşvik ve yapı ruhsatı süreçlerini başlatabilmesinin önü açılmıştır. Çevresel etkiler henüz hesaplanmadan şirketlere fiilen "kazma vurma" ve yatırım izni verilmesi, ÇED sürecinin doğayı koruyan bir mekanizma olmaktan çıkarılıp, sermayenin önündeki pürüzleri temizleyen bir "yatırım onay ve ruhsat bürosuna" dönüştürüldüğünün kanıtı değil midir?
  6. 5 Mart 2026 tarihli yönetmelik değişikliğiyle 'ÇED Gerekli Değildir' kararı kâğıt üzerinde kaldırılmış gibi sunulsa da, aynı değişiklikle getirilen 'Muafiyet' kılıfı ve Bakanlığınıza verilen sınırsız takdir yetkisi kullanılarak İstanbul'da kaç sermaye projesi çevresel denetimlerin tamamen dışına çıkarılmıştır?
  7. İstanbul'da atıksuyun yüzde 41,5’inin (yılda yaklaşık 660 milyon metreküp) yalnızca fiziksel ön arıtmadan geçirilerek derin deniz deşarjıyla Marmara Denizi'ne boşaltılması uygulamasına ne zaman son verilecektir?
  8. Bakanlığınızın Hava Kalitesi Bülteni'nde, akciğerlerin en derinine inerek kana karışan ve halk sağlığı için ölümcül risk taşıyan PM2.5 (2.5 mikron altı partikül madde) emisyonlarına, ulusal bir sınır değer belirlenmediği gerekçesiyle yer verilmemiştir. Mega projeler ve kentsel rant odaklı şantiyelerle toza boğulan İstanbul’da PM2.5 verilerinin ölçülmeyerek gizlenmesi, inşaat ve sanayi faaliyetlerinin emekçi halk sağlığı üzerindeki yıkıcı bilançosunu örtbas etme çabası mıdır?
  9. 2024 yılında devreye alınan Endüstriyel Atık Termal Bertaraf Tesisi'nde sanayi atıklarının yakılarak bertaraf edilmesi sonucu atmosfere salınan dioksin, furan, asidik gazlar ve ağır metallerin çevre sağlığı için yarattığı yüksek riskler Bakanlığınızca nasıl denetlenmektedir? Sermayenin atık maliyetlerini düşürmek ve atık azaltımı sorumluluğundan kaçmasını sağlamak adına, kentin emekçi mahallelerinin kanserojen gazlarla zehirlenmesine neden göz yumulmaktadır?
  10. Aralık 2024 itibarıyla Belgrad Ormanları içindeki tabiat parklarının işletmesinin Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğüne devredilmesiyle, alanın en üst düzey koruma statüsü olan "Muhafaza Ormanı" vasfının kaldırılarak turizme ve ticarileşmeye açılacağı yönündeki kaygılar gerçeği yansıtmakta mıdır? Kalan son orman varlıklarının da sermayenin yeni rant alanlarına dönüştürülmesi planından ne zaman vazgeçeceksiniz?
  11. 2023 yılında İstanbul'da 164 şüpheli saha bulunmasına rağmen sadece 63 denetim yapılması ve bunların büyük çoğunluğunun kirli veya takip gerektiren saha çıkması, Bakanlığınızın denetim mekanizmalarının şirketleri korumak adına fiilen felç edildiğini göstermemekte midir? Şirketlere kesilen göstermelik cezalarla işleyen mevcut yaklaşımınız, ekonomik gücü olan sermayedarlara doğayı ve yaşam alanlarımızı sınırsızca kirletme imtiyazı satmak anlamına gelmiyor mu?
  12. İstanbul’un çevre sorunlarının çözümünde meslek odaları, üniversiteler, emek örgütleri, ekoloji örgütleri ve mahalle halkının karar süreçlerine katılmasını sağlayacak bağlayıcı bir mekanizma kurulacak mıdır?
  13. İstanbul’da yaşanan çevresel yıkımın bedelini halkın faturalarla, sağlık sorunlarıyla, susuzluk riskiyle ve yaşam alanlarının kaybıyla ödememesi için kirleten şirketlere, rant projelerine ve mevzuatı ihlal eden kamu görevlilerine hangi yaptırımlar uygulanacaktır?
Kaynağa Git

İlgili Haberler