Gebze’de Emek Partisinin çağrısıyla Mevlana Mahallesi’nde bir araya gelen işçiler; NATO zirvesi, vergide yaşanan adaletsizlikler, ek zam talebi, sendikalaşmanın önündeki engeller ve ülke siyasetinde yaşananları tartıştı. Ülkede ve dünyada yaşananların işçi ve emekçilerin yaşamına olan etkilerini konuşan işçiler, birlikte mücadele çağrısı yaptı.
Çeşitli iş kollarından ve fabrikalardan bir araya gelen işçiler, kendi iş yerlerinde ve yaşamlarında yaşadıklarının ülkede yaşananlardan bağımsız olmadığını ifade etti.
‘Gençlerin ve madencilerin mücadelesi umut verdi’
Vergi sisteminin daha adaletli olması, demokratik bir yönetim anlayışıyla yönetilme, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gibi görüşlerini paylaşan işçiler, fabrikalarda ve mahallelerinde nasıl hareket etmemeleri gerektiğine dair tartışmalar yürüttü.
Bir işçi kendi fabrikasında genç ve yeni işçilerin örgütlenmeden kaçan, mücadeleden uzak tutum ve tavırlarına karşı tepkisini dile getirirken kendisinin 25 yıldır aynı fabrikada çalıştığını, EYT’li olduğunu ama hiçbir şeyden korkmayarak sınıf bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Ancak böyle davranarak kendi fabrikalarında örgütlenme olabileceğini düşünen işçi, “Kimi işçi arkadaşların geri tutumundan kaynaklı örgütlenme durumu neredeyse imkansız. Ama 19 Mart’ta gençlerin tutumu ve hakları için mücadele ederek kazanan madencileri gördükçe insanın umudu yeşeriyor” dedi.
Gıda sektöründe çalışan bir işçi, çevresinde olan fabrikalara göre koşullarının ve ücretinin iyi olduğunu belirterek, “Kimi yerlere göre ücretimiz ve koşullarımız biraz daha iyi diyebilirim. Böylesi bir zamanda ücret kaygısı yaşamamak çok önemli. Benim kendi açımdan şu an için böyle bir sorunum yok ama şu an çalıştığım yer iyi olsa da sonrasında neler olacağını bilmiyoruz. Maden işçilerinden, öğretmenlere ülkenin her yerinde emekçiler insanca bir yaşam için mücadele ediyor. Sadece benim çalıştığım iş yerinde iyi olması bir şeyi değiştirmez. Yaşadığımız ülkede sendikalara, siyasi partilere iyi olmak sadece kağıt üstünde. Ne zaman ki işçiler siyaset yapmak istediğinde, ne zaman ki iş yerine sendikayı getirmek, sendikalı çalışmak istediğinde o zaman karşımızda bir sürü engel çıkıyor. Karşımıza çıkan en büyük engel işsiz kalmak ve açlıkla terbiye edilmek. Bunu konuşmak ve değiştirmek için daha çok yan yana gelmeliyiz” dedi.
‘Kazanılmış haklar bir imzayla elimizden alınabilir’
Bir başka işçinin çalıştığı fabrikada patronun belli kıdem aralığında olan işçilere 6 ikramiye verdiğini, fabrikada tiyatro gösteriminin dahi yapıldığını söylemesi üzerine bunların bile aslında kapitalist düzen içerisinde ne amaçla yapıldığına, işçilerin sosyal hayatlarını dahi o fabrika içerisinde dizayn etmeye çalışıldığına dair tartışmalar yürütüldü. Fabrikanın örgütsüz olduğunu, bazı yan haklar ile aslında örgütlenmenin önüne geçmek istendiğini belirten bir işçi, “Fabrikada herkes kendisinden sorumlu, hatta birbirimize maaşlarımızı söylememiz bile yasak. İşçi çıkarıldığında başka bir işçi bile yanında duramıyor o çıkarılan işçinin. Asgari ücretin 3 katına yakın maaş almamıza rağmen ne yaparsa yapsınlar yoksulluk sınırının altında kalıyor. İşçiler ne kadar sendikalı olursa olsun politik örgütlenme olmadan kazanılmış haklar bir gecede bir imza ile ellerinden alınabilir, artık öyle bir düzendeyiz” diye konuştu.
Özellikle örgütlü iş yerlerinde her şeyi sendikacılardan bekleme tutumu ve eğilimi olduğunu söyleyen bir işçi, “15-16 Haziran direnişi nasıl ki işçilerin kendi iradeleriyle fabrikalardan sokaklara taştıysa ve sadece ekonomik değil politik bir talep zemininde mücadele edildiyse, bunu anlatarak beklenticilikten kurtulmamız lazım” dedi. İletişim sektöründe çalışan bir işçi, özelleştirmelerle beraber çalıştığı alanda işten atmaların arttığını, güvencesizliğin yaygınlaştığını belirterek, “Özelleştirme ve taşeronlaşma ile birlikte yapılan işin niteliği azalırken, emeğimiz hem ucuzladı hem de iş güvencesi kaygılarımız arttı” diye konuştu.
‘Kendi taleplerimiz etrafında birleşmeliyiz!’
Ülke gündemine dair işçi ve emekçilerle yapılan buluşmada konuşan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Arzu Erkan ise, başlattıkları imza kampanyasına ve NATO zirvesine dair görüşlerini paylaştı. “Antiemperyalistim, Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin karşısındayım’ diyorsak NATO zirvesine göz yummamalı, bu katillerin karşısında olmalıyız” diyen Erkan, “Yaşadığımız politik saldırganlık tam da bu ekonomi politikalar tıkırında işlesin diye yapılıyor. Mutlak butlan kararının bizim mutlak yoksulluğumuz ile doğrudan bağlantılı olduğunu görmeliyiz. Oturduğumuz mahallelerde vergide adalet ve tüm ücretlere zam yapılması için başlattığımız imza kampanyasını sahiplenip herkes kendi komşusuna, kendi arkadaşına, dostuna giderek insanca bir yaşam için destek toplamalıdır. Dün uzak duran, ‘Ya imzalasak ne olacak, ne değişecek’ diyen işçilerin kendi ekonomik ve politik talepleri çerçevesinde nasıl kampanyamıza sahip çıktıklarını görüyoruz. Bu birliktelikleri güçlendirmemiz, kendi taleplerimiz etrafında birleşmemiz gerekiyor” dedi.