Artı Gerçek - İstanbul’da düzenlenen "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nda, açılış konuşmalarının ardından oturumlar başladı.
Siyasetten kültür sanata, sivil toplum örgütünden gazetecilere kadar çok sayıda aydın ve yazarın katıldığı konferansın ilk oturumu "Cumhuriyetin Kurucu Hikayesi, İmkanlar ve Dışarıda Bırakılanlar" oldu.
Levent Köker'in moderatörlüğünü yaptığı oturumda, Erdoğan Aydın "Demokratik Bir Cumhuriyet Mümkün müydü?”; Hülya Osmanağaoğlu, "Cumhuriyet: Burjuva Devrim, Sınıflar Mücadelesi ve Feminist Hareket”; Namık Kemal Dinç "Yüzyıllık Çıkmaz: İhya ile İmha Arasında Kürtler”; Pakrat Estukyan ise "Geleceğin İnşasında Geçmişin Düşündürdükleri" üzerine sunum yaptı.
AYDIN: CUMHURİYETİN KURUCU RUHUNA İHTİYAÇ VAR
Erdoğan Aydın, cumhuriyetin kuruluş sürecine ilişkin resmi anlatıların eleştirel biçimde sorgulanması gerektiğini belirterek, Birinci Meclis'in çoğulcu yapısına dikkat çekti. Aydın, 1921 Anayasası'nın Türkiye'nin gördüğü en demokratik anayasalardan biri olduğunu belirterek, sonraki yıllarda Kürtlerin, Alevilerin ve diğer toplumsal kesimlerin siyasal alandan dışlandığını söyledi.
Aydın, “Birinci Meclis’in çoğulculuğu tasfiye edildi. Artık Kürt kökenli insanların olduğu ancak Kürtlerin olmadığını gösteriyor. Aleviler, Çerkezler, Lazlar açısından aynı bir tablo söz konusu. Herkesi Türkleştirmeyi öngören merkezileştirici bir anayasanın dayatılmasıydı” diye kaydetti. Aydın, cumhuriyetin kurucu ruhuna ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
HÜLYA OSMANAĞAOĞLU: KADIN HAREKETİ BİLEŞEN OLARAK TANINMALI
Hülya Osmanağaoğlu ise kadın hareketinin tarihsel deneyimlerine değinerek, demokratik bir cumhuriyet tartışmasının kadın ve feminist hareketleri siyasal özne olarak tanımadan yürütülemeyeceğini ifade etti. Osmanağaoğlu, kadınların tarihsel kazanımlarının korunmasının demokratikleşmenin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.
Osmanağaoğlu, “Sadece ‘kadınlar’ diyerek değil, Türkiye’deki feminist hareketin, kadın hareketinin (TJA) siyasal bir bileşen olarak kabul edilmesi gerekir” dedi.
DİNÇ: YENİ BİR SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ VAR
Namık Kemal Dinç, Kürt meselesinin tarihsel arka planına odaklanarak, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kürtlerle kurulan ilişkinin zamanla inkâr ve dışlama politikalarına dönüştüğünü söyledi. Dinç, Türkiye'nin demokratikleşmesi için yeni ve kapsayıcı bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.
Dinç, “Birinci Meclis’in kapatılması Kürt-Türk İttifakı’nın sonu oldu. 15 Nisan 1923 aynı zamanda Kürt meselesinin ortaya çıkışında da bir başlangıç olabilir. Yüz yıl önce Kürtler ile birlikte tüm toplum kaybetti. Bir yüzyılı kaybetmemek için demokrasi kesimlerin birlikteliği zorunludur. Yeni bir sözleşmeye ihtiyaç vardır” ifadelerini kullandı.
ESTUKYAN: YALANLAR CUMHURİYETİN KURULUŞ HARCINI OLUŞTURDU
Pakrat Estukyan da cumhuriyet tarihindeki resmi anlatıları eleştirerek, demokratikleşmenin geçmişle yüzleşmeyi gerektirdiğini belirtti. Estukyan, özellikle müslüman olmayan toplulukların yaşadıkları deneyimlerin kamusal hafızada yeterince yer bulmadığını ifade etti.
Estukyan, “Ağır yalanlar, ağır suçlar bu cumhuriyetin kuruluş harcını oluşturdu. Kurtuluş savaşı anlattılar. Dönük baktık ki kendi vatandaşlarıyla savaşmışlar. 1920 başında 13 milyon nüfus vardı. Müslüman olmayan 4 milyondu. Şu anda 85 milyon var. Müslüman olmayanları toplarsak yüz bini zor geçiyoruz. Anlaşılan o ki Kurtuluş Savaşı bunlardan kurtulmanın savaşı olmuştur.
Son 40 yıldır süregelen Kürt uyanışı, buna paralel olarak siyasal mücadele; bugün yeni anlayış arıyorsak ve memleketi daha aydınlık geleceğe götürmek istiyorsak bu uluslaşma sürecinden ötürürdür. Dolayısıyla Türkiye Kürtlerinden fevkalede önemli beklentiler oluşuyor” diye konuştu.
Konferansın ikinci oturumu ise "Yüz Yıllık Yalnızlık: Milliyetçilik, Hafıza ve Toplumsal Kutuplaşma" başlığıyla gerçekleştirildi. Oturumun moderatörlüğünü Fatma Bostan Ünsal yaptı.
AĞIRDIR: 'ORTAK HAYATI KONUŞMAMIZ LAZIM'
Bekir Ağırdır, Türkiye'nin yalnızca geçmişteki sorunları tartışmakla yetinemeyeceğini belirterek, toplumsal eşitsizlikler, yoksulluk ve demokratik temsil sorunlarının da yeni dönemin temel meseleleri arasında yer aldığını söyledi. Ağırdır, "Acıları yarıştırarak geleceği kuramayız. Birbirimizin geleceğini ve ortak hayatı konuşmamız lazım" dedi.
“Mesele sadece dönüştürmek değil, ortak kaderi nasıl inşa edeceğimizdir” diyen Ağırdır, “Kürtler ve Türklerin onurlu hakkını nasıl savunacağımıza bağlı. Eğer onurlu hayatta söz sahibi olmak ve siyaset sahibi olmak istiyorsak yenilenmemiz lazım” dedi.
KENTEL: 'KİBRİN DİLİNDEN ÇIKMAK GEREKİYOR'
Ferhat Kentel, cumhuriyet tarihi boyunca şekillenen "ihanet" ve "sadakat" kavramlarının toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerine değinerek, farklı toplumsal kesimlerin birbirini anlamasının önemine dikkat çekti.
“Bu yüzyılı, azınlık olmaktan korkan bir cemaatin yüzyılı hikayesi olarak görmek lazım” diyen Kentel, ”ötekilerin” birbirini anlaması ve “doktoru olması” gerektiğini vurguladı. Kentel, “Kibrin dilinden çıkmak gerekiyor” diye kaydetti.
Noém Lévy-Aksu, hafıza çalışmalarının demokratikleşme ve barış süreçleri açısından önem taşıdığını belirtti. Resmi tarih anlatılarının dışında kalan deneyimlerin görünür hale getirilmesinin toplumsal yüzleşmeye katkı sunduğunu ifade etti.
Serhun Al ise dünyada yükselen otoriterleşme ve milliyetçilik dalgasına dikkat çekerek, Türkiye'nin çoğulcu yurttaşlık anlayışını güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'de devam eden çatışmasızlık ve silahsızlanma tartışmalarının önemli bir fırsat sunduğunu belirten Al, farklı kimliklerin anayasal güvence altına alınmasının demokratikleşme açısından kritik olduğunu kaydetti.
Al, “Savaş çağındayız. Bu çağda Türkiye’de bir silahsızlanma ve çatışmayı bitirme çabası çok önemli bir fırsat. PKK’nin sembolik olarak silahları yakması müthiş bir olay. Bu popüler ve militarist süreçte Türkiye bu süreci nihayetine erdidirse dünyaya da örnek olur” ifadelerini konuştu. (MA)