2018 sonbaharında Kanada’ya taşındım ve ilk yaptığım şeylerden birisi bu ülkenin futboluna dair bilgi toplamaktı. Daha geleli bir ay bile olmamışken Kanada - Dominika (Dominik Cumhuriyeti değil) maçına gitmiştim. Beşiktaşlı Atiba Hutchinson ve Cyle Larin, Bayern Münih yolcusu Alphonso Davies, Sivasspor'un eski kalecisi Milan Borjan... Bildiğim yerden başlamaya ve bağ kurmaya çalışıyordum.
2018, Kanada’ya yerleşen bir futbol yazarı için çok doğru bir zamandı. Kanada, 2026 Dünya Kupası’nın ev sahiplerinden birisi olarak açıklanmıştı. Yani kupaya doğrudan katılım hakkı ufukta görünmüştü. 2019 yılında ülkenin futbol ligi de başlayacaktı. Zemin futbol oynamaya müsaitti, en azından yılın kar yağmayan yarısında.
Ama sonra ilginç bir şey de oldu: Kanada 2026’ya gelmeden önce 2022 elemelerini de iyi oynadı. Konfederasyonun en güçlü iki takımı ABD ve Meksika’yı tarihte ilk defa geride bırakarak Katar biletini aldı. Daha önce sadece 1986’da Dünya Kupası’na katılan ve gol atamadan tüm maçları kaybeden Kanada, 2022’de yeniden en büyük sahnedeydi. 22’de de puan alamadılar ama hem yeni kuşak tecrübe kazandı, hem de Atiba’nın başını çektiği, uzun yıllar boyunca milli takımı sırtında taşıyan emektar grup bir Dünya Kupası tecrübesi yaşamış oldu. Ama 2026’daki asıl gösteri öncesi bir provaydı bu.
O Dominika maçında tribünlerde sadece 10 bin kişi vardı. Ben, basın tribünündeki 6-7 kişiden biriydim. Kanada maçları kazanmaya başladıkça, o 10 binler 15 bin, 20 bin oldu; basın tribünü de kalabalıklaşıyordu. Ama burada yine Kanada’ya özgü bir ayrıntı var. İçeride Honduras, Panama ve El Salvador ile oynarken tribünde rakip takımların hatırı sayılır ölçüde taraftarı vardı. Kaleci Borjan "Kanada artık uyanmalı" demişti, "Tribünde yeşil, mavi veya başka renkler olmamalı, tamamen kırmızı olmalı." Bir milli takımın kendi evinde deplasmanda oynadığını hayal edebiliyor musunuz?
Arabalardaki bayraklar
Dünya Kupası zamanı insanlar arabalarına bayraklar asıyorlar mesela. Portekiz, Hırvatistan, Kolombiya, Brezilya, İngiltere, Fransa en çok gördüğüm bayraklar. Bazı arabalarda kendi ülkelerinin yanında Kanada bayrağı oluyor.
Bu durum, Kanada’daki Türk komünitesinde de kendisini gösterdi. Türkiye Vancouver’da oynuyor diye kalktık Toronto’dan beş saat uçuşla ülkenin öteki ucuna geçtik. Ama Kanada dibimizde oynarken onların maçına gitmedik. Ne zaman Türkiye elendi, Kanada formalarımızı üstümüze çekmeye başladık. Hadi göçmenleri bir kenara bırakalım, ülkenin eski başkanı Justin Trudeau bile popstar sevgilisi Katy Perry’nin peşine takılıp Kanada’nın değil ABD’nin maçını izlemeye gitti!
Sadece biz değiliz bu ikilemde kalan. Mesela bir Portekiz gerçeği yaşandı bu hafta. Turnuva başından beri şehirde bayraklarını en çok gördüğüm ülke olan Portekiz kökenliler, adeta manifest edip Seleção’yu son 32 turunda Toronto’ya getirdi.
Dünya Kupası'nın ilk gününden bu yana Bosna’sından Irak’ına, Hırvatistan’ından Almanya’sına kadar pek çok ülke Toronto’da oynadı ve stat yürüyüşleriyle muhteşem görüntüler yarattı. Fakat Portekiz’inki bambaşka bir seviyeydi. Havaalanından antrenmana, otelden stada kadar her yerde izlediler takımlarını. Maçtan sonra da otelin aşağısında öyle görüntüler verdiler, Ronaldo’nun balkondan el sallamasıyla öyle kendilerinden geçtiler ki, 1960’lardaki Beatlemania bile kıskanırdı.
Turnuvadaki en küçük stadyum
Toronto, Dünya Kupası mesaisini Portekiz-Hırvatistan maçıyla tamamladı. Kupadaki en küçük stadyum, portatif tribünler marifetiyle 30 binden 44 bin kapasiteye ulaştırıldı, ki sonra kaldırılacaklar. Bununla epeyce dalga da geçildi. Elbette standardınız ABD’deki koca ekranlı, üç katlı, 70 bin kişilik devasa stadyumlarsa, burası oldukça küçüktü, doğru. Ama Toronto Yeni Şehir Stadyumu görünümlü bu mekân, aslında turnuvadaki az sayıda hakiki futbol stadından birisiydi. Normalde Toronto FC’nin bu stadı dolduramadığı düşünülünce, yüz milyonlarca masrafa girip kalıcı bir renovasyon yapılmadığı için mutluyum aslında. Zira büyük organizasyonların yerel halka faturası çoğu zaman işlevsiz kalan devasa yapılar oluyor.
Aslında turnuvanın kötü adamı ABD olsa da Kanada da sütten çıkmış ak kaşık değil. Ülkeye Dünya Kupası için yapılan vize başvurularının yarıdan fazlasının reddedildiği haberi, ABD’nin insan hakları ihlalleri kadar konuşulmadı. Senegal takım fotoğrafçısına bile vize verilmemiş. O muhabirin, takımın Kanada’da oynadığı Irak maçını ABD’deki otel odasının televizyonundan fotoğraflaması az biraz haber olabildi.
Bu aslında Kanada’nın en büyük başarısı. "Ben Amerika değilim" demek, güneydeki komşusunun arsızlıklarına, aşırılıklarına alternatif olmak, yeri geldiğinde yere bakan yürek yakan, fakat genel itibarıyla ılımlı, kapsayıcı bir kimlik oluşturmak. Şu anki milli takım hocası Jesse Marsch'ın ABD’li olması da ironik tabii ki. Ama Marsch, herhangi bir Kanadalıdan daha Kanadalı bir figür. Trump, Kanada için "51. eyalet" dediğinde başkanına "Bırak bu saçmalığı" diye posta koyan, kameralarla arası iyi, biraz Ted Lasso biraz da Norman Dale bir adam.
Göçmenlerle dolu milli takımının aidiyeti sorgulandığında "Bu çocukların hepsi milli marşı içten söylüyor. Biz ABD'deyken oyunculara marşı söylemeleri için yalvarırdık" diyor. Güney Afrika’yı 1-0 yendikleri maçtan sonra tüm takımı sahanın ortasında toplayıp "Siz Kanada’nın kahramanlarısınız" diye gaz veriyor. Kameralara oynuyor deniyor ama ülke futbolunun ihtiyacı olan sertliği, rekabetçiliği getiren adam o.
Kanada, tarihinin en önemli maçını Fas’la oynayacak. Geçen hafta da tarihinin bir önceki en önemli maçını oynamıştı. Yani Kanada futbol tarihi gözümüzün önünde yazılıyor. Bu sürece tanıklık etmek heyecan verici.
Bayrağı taşıyan kadınlar Kanadalı bir futbolseverin yanında "Milli takım formasıyla en çok gol atan oyuncu Cristiano Ronaldo" derseniz sizi "en çok gol atan erkek futbolcu" diye düzeltmesi muhtemel. Zira 331 milli maçta 190 golü bulunan Christine Sinclair bu unvanın sahibi. Bu sahip çıkma güdüsü hiç haksız değil: Erkek takımı bugün iyi durumda olabilir ama 15 yıl boyunca Kanada’da futbol bayrağını taşıyan kadınlardı. Olimpiyatlarda bir altın, iki bronz madalya kazanan, bir de Dünya Kupası dördüncülüğü bulunan Kanada Kadın Futbol Milli Takımı FIFA sıralamasında düzenli olarak ilk 10’da bulunuyor. Profesyonel kadın futbol ligi Northern Super League (NSL) de geçen yıl ilk sezonunu oynadı.