Ana içeriğe geç

Tülay Hatimoğulları grup toplantısında konuşuyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ilişkin uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Hatimoğulları, nafaka hakkı ve 12. Yargı Paketi’ne ilişkin de eleştiriler yöneltti

Tülay Hatimoğulları grup toplantısında konuşuyor
Artı Gerçek
16

Artı Gerçek - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulunuyor.

Hatimoğulları'nın açıklamasından satır başları şu şekilde:

"Suriye'deki Alevi katliamlarına karşı dünyanın farklı coğrafyalarından bireyler ve kurumlar olarak çalışmalar yürütülüyor.

Suriye'de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistler bir imza kampanyası başlattı.

Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya'dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan 'Alevilere yönelik soykırımı durdurun' şiarıyla topladıkları imzaları yarın TBMM'de yapacakları basın açıklamasının ardından Meclis Başkanlığına iletecekler.

Eş zamanlı olarak İngiltere Parlamentosu önünde de benzer bir açıklama yapılacak. İmzalar, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimine ulaştırılacak.

DEM Parti olarak bu önemli çalışmaların yanındayız ve destekliyoruz.

Bizler, Suriye'de Alevilere ve Alevi kadınlara dönük yapılan saldırılara, soykırıma her zaman karşı çıktık.

2025 yılı boyunca Suriye'de çok sayıda Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt kadın ile kız çocuğu ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldı. Kaçırılanlar oldu. Sistematik işkenceler, cinsel şiddet, din ve mezhep değiştirmeye zorlama ve daha birçok şiddet biçimi yaşanıyor.

Bunları tanıklıklarımızdan, bize ulaşan yardım taleplerinden ve uluslararası kurumlarca defalarca belgelenenlerden biliyoruz.

Şam yönetimi bu suçların faili, kışkırtıcısı ve zemin hazırlayıcısı pozisyonundadır. Uluslararası insan hakları kurumları ve kadın kurumları bunun farkında olmalı, bunu gündemine almalıdır. Bu suçlar etkili ve tarafsız biçimde soruşturulmalıdır.

Suriye'de sivillere yönelik etnik ve dinsel saldırılara, kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenen suçlara karşı uluslararası kamuoyunu göreve çağırıyoruz.

Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bu insanlık dışı işkencelere karşı sessiz kalmayın.

Elinizi Alevilerden çekin!

AKP iktidarına sesleniyoruz: Şam yönetiminin Alevi katliamına son vermesi için resmî temaslarınızı iletin.

Anayasa Mahkemesi'nin görevi hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak nafakaya ilişkin son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış; hakları koruması gereken kurum, kadınların dişiyle tırnağıyla kazandığı nafaka hakkına göz dikmiş durumdadır.

Bu karar boşlukta verilmedi. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların, çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinden yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosfer içinde alındı.

Topluma aynı yalan tekrarlandı: Sanki milyonlarca kadın ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bambaşkadır.

Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarlarda nafaka alıyor ya da mahkemenin hükmettiği nafakaya dahi erişemiyor.

Tartışmaya açtıkları “yoksulluk nafakası”, erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı bir “haksız kazanç” gibi göstermek kadın düşmanlığıdır.

Bu yalnızca ekonomik bir hak değildir. Türkiye'de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımı sınırlıyken ve her gün kadınlar erkekler tarafından katledilirken nafaka, birçok kadın için hayatta kalma güvencesidir.

Şiddet ortamından çıkmanın, çocuklarıyla yeni bir yaşam kurmanın, yoksulluğa ve bağımlılığa mahkûm olmamanın dayanaklarından biridir.

Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı, kadınların ekonomik bağımsızlığına ve yaşam hakkına yönelmiş bir saldırıdır.

Nafakayı sınırlandırmak adalet değildir.

Nafaka hakkı kadınların yaşam güvencesidir. Kadınların şiddet dolu evliliklere, boşanma sonrasında yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmesini kabul etmiyoruz.

Aynı yaklaşımları ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen yargı paketlerinde de görüyoruz. Şimdi 12. Yargı Paketi gündemde. Çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikalar yerine daha ağır cezalar öne çıkarılıyor. LGBTİ+'ların varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal eşitsizliği büyütüyor."

Güncelleniyor....

Kaynağa Git

İlgili Haberler