İsrail medyası ABD-İran mutabakatına yönelik sert eleştirilerle dolup taşıyor. Ülkenin en çok satan gazetesi Yediot Aharonot'ta perşembe günü konuya ilişkin yayımlanan makale, medyada esen rüzgârları net biçimde hissettiriyor. İsrailli analist Ben-Dror Yemini, gazetesindeki köşesinde anlaşmanın resmî metni ortaya çıktıkça kaygıların arttığını belirtti:
"Bunlar artık söylenti değil. Anlaşma, bazı maddeleri itibarıyla daha önce sızdırılan 14 maddeden bile daha kötü."
'SADECE İRAN VE HİZBULLAH'I GÜÇLENDİRİYOR'
Yemini, mutabakatın ABD açısından "stratejik bir yenilgi" anlamına geldiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
"Savaş, İran ve Lübnan'ı aynı çerçevede ele alarak sona eriyor. Ancak bu, İran ve Hizbullah'ın konumunu güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Anlaşma hükümleri, en büyük kazananın İran olduğunu gösteriyor. Lübnan da İran'a bağlı bir himaye devletine dönüşüyor."
BALİSTİK FÜZE KRİZİ
Makalede, ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamaları ile sahadaki gerçekler arasındaki farkın "hiç bu kadar büyük olmadığı" da vurgulandı:
"Trump, savaşın hedeflerinden birinin İran'ın balistik füze stokunu ve üretim kapasitesini yok etmek olduğunu söylemişti. Ancak dün yaptığı açıklamada, önceki söyleminden tamamen farklı bir tutum sergileyerek İran'ın balistik füze geliştirmeyi sürdürmesinde bir sakınca olmadığını, çünkü diğer ülkelerin de bu tür füzelere sahip olduğunu söyledi."
Yemini bu sözlere tepki göstererek, "On milyonlarca insan bunu dinliyor ve inanamıyor... Dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı gerçekten bu mu? Aklını mı kaçırdı?" ifadelerini kullandı.
Tarafların anlaşmayı dijital ortamda imzalamasıyla yürürlüğe giren mutabakatın, İsrail'de siyasi yelpazenin hemen her kesimi tarafından "İsrail için bir felaket ve stratejik yenilgi" olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
DİĞER NET GERİ ADIMLAR
14 maddeden oluşan mutabakatın öne çıkan hükümleri arasında Lübnan da dâhil olmak üzere tüm cephelerde askerî operasyonların durdurulması, yaptırımların kaldırılması, İran için 300 milyar dolarlık kalkınma ve yeniden yapılanma fonu oluşturulması, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ancak denetimin İran ile Umman'a bırakılması gibi dikkat çekici maddeler bulunuyor.
Basına yansıyan son mutabakat metninde, İran'ın nükleer silah edinmeyeceğini taahhüt etmesi de yer alıyor. ABD tarafı bu şartı "büyük başarı" olarak sunsa da Tahran, savaştan önce de nükleer silah edinmek gibi bir niyeti olmadığını beyan ediyordu.
Zenginleştirilmiş uranyum meselesi de Trump'ın üzerinde durduğu diğer önemli konulardan biriydi. ABD Başkanı son günlere kadar Tahran'ın elinde bulunan yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılmasını ya da imha edilmesini şart koşuyordu. Uranyumun nihai akıbeti, 60 günlük ikinci müzakere maratonunda belli olacak. Ancak anlaşmaya göre ABD, nükleer malzemenin imhası yerine seyreltilmesini kabul etti.
Tel Aviv ve Washington'un bir diğer hedefi olan İran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteği kesmesi ise masaya bile gelmedi.