Ana içeriğe geç

Zafer Algöz, 'Haldun Dormen Özel Ödülü'nün sahibi oldu

Tiyatro Frankfurt'un ev sahipliğinde düzenlenen '13. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali'nde usta sanatçılar ödüllendirildi. Haldun Dormen'e ithaf edilen organizasyonda Zafer Algöz, Hakan Altıner ve Tamer Levent ödüllerini aldı

Zafer Algöz, 'Haldun Dormen Özel Ödülü'nün sahibi oldu
Habertürk
16

Usta oyuncular Zafer Algöz, Hakan Altıner ve Tamer Levent, Türk tiyatrosunun duayen ismi Haldun Dormen'e ithaf edilen ve Tiyatro Frankfurt'un ev sahipliğinde düzenlenen '13. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali'nde ödüllendirildi. Almanya'nın Frankfurt kentindeki Gallus Theater'da perdelerini açan festivalde; 'Haldun Dormen Özel Ödülü' Zafer Algöz'e, 'Tiyatroya Bir Ömür' ödülü Hakan Altıner'e, 'Vefa' ödülü ise Tamer Levent'e takdim edildi.

"BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ VE BÜYÜK BİR ONUR"

Ödül töreninde söz alan 64 yaşındaki oyuncu Zafer Algöz, kariyeri boyunca pek çok ödülün sahibi olduğunu hatırlatarak mutluluğunu şu sözlerle aktardı: Bir İsmail Dümbüllü, bir de Sadri Alışık ödülü almıştım. Bu üçüncüsü ise çok kıymetli komşum adına verilen bir ödül. Haldun Dormen Ödülü benim için çok değerli ve büyük bir onur. Bu ince düşünceniz için çok teşekkür ederim.

"ONLARIN SAYESİNDE BU MESLEĞE YÖNELDİM"

Dormen'i 'en zarif İstanbul beyefendisi' olarak nitelendiren Algöz, ustanın hayata ve sanata bakışını şu anektodla paylaştı: Haldun ağabey kendi deyimiyle, "Ağzımda gümüş kaşıkla doğdum, şanslı bir insanım" diye anlatırdı. Kendisi varlıklı bir tüccarın oğluydu; annesi ise Osmanlı Sarayı'ndan gelen asilzade bir hanımefendiydi. Çocukluğu Alman dadıların eşliğinde geçmişti. Genelde bizde böyle varlıklı ailelerin çocukları ticarete yönelir ama tiyatro aşkı kanına nasıl girdiyse, "Ben tiyatro mesleğini seçeceğim" demiş. Aslında ben de şanslı bir insanım çünkü oyuncu olmamı en çok annem ve babam destekledi; onların sayesinde bu mesleğe yöneldim. Haldun ağabey de o dönem rahmetli babasının, "Eğer yapabileceksen en iyisini yap. Ne istiyorsan onu yap" diyerek, yol göstermesiyle Amerika'ya gidip tiyatro eğitimi almış ve ardından Türkiye'ye dönmüştü.

Sanatta öğretici olmanın, yeni nesilleri yetiştirmenin ve birilerine el vermenin önemini vurgulayan deneyimli oyuncu, "Sadece kendisini düşünen sanatçılara ya da sanatçı büyüklere biz kendi aramızda 'köküne doğru büyüyen ağaç' deriz. Yani sadece kendisine faydası vardır, başkasına değil. Oysa Haldun Dormen gibi büyük ustalar; yukarıya doğru büyüyen, filiz veren, öğrenci, rejisör ve tiyatro insanı yetiştiren değerler oldular" dedi.

Duayen sanatçıyı her zaman örnek aldığını belirten Algöz, "Umalım ki bizler de elimiz ayağımız tuttuğu, nefesimiz yettiği müddetçe onun gibi bu yaşlara kadar aktif bir şekilde tiyatro sanatının içinde kalabiliriz. Hayatım boyunca Haldun ağabeyi örnek aldım. Zekamız ve ezber yeteneğimiz yerinde olduğu sürece her zaman sahnede olmayı, üretmeyi tercih eden bir insanım. İnşallah bana da böylesi nasip olur. Çünkü Haldun ağabey benim için zaten ölümsüzdür; Allah mekanını cennet eylesin" diye konuştu.

"BENİM HAYATIMDA ALDIĞIM EN BÜYÜK ÖDÜL BUDUR"

Ödülünü usta oyuncu Tamer Levent'in elinden alan Hakan Altıner, 'Kibarlık Budalası' oyununda Haldun Dormen ile tam 600 kez aynı sahneyi paylaştığını vurguladı. Duygularını aktaran Altıner, geçmişe dönerek şu hatıraları canlandırdı: Haldun Dormen’le 'Kibarlık Budalası' oyununda karşılıklı oynama onuruna ve mutluluğuna eriştim. Yahya Kemal’in 'Rindlerin Ölümü' adlı bir şiiri vardır. 'Rind' kelimesi, tam olarak Haldun ağabeyin tanımıdır; hayattan zevk alan, yol gösteren ve ışık saçan insan anlamına gelir. Birlikte turnelere çıkarak, provalar yaparak yüzlerce anı biriktirdik. 1970’te Dormen Tiyatrosu'nda 'Yaygara 70' adlı oyunu yedi kez hayranlıkla seyredip kendi kendime, 'Ben de bu dünyanın içinde olabilir miyim?' diye heyecanlanan 18 yaşındaki o Hakan; ömrünün devamında kendisine ışık tutan Haldun Dormen'le oyun arkadaşı oldu, yönetmen-oyuncu ilişkisi kurdu. Benim hayatımda aldığım en büyük ödül budur.

Altıner, turne sürecinde Dormen ile yaşadıkları ve unutamadığı bir sağlık anısını ise şu sözlerle paylaştı: Kibarlık Budalası’nın 6. veya 7. sezonunun sonundaki bir turnede, gece yarısı gelen telefonla deli gibi hastaneye koştum. Beni kapıda görür görmez, "Bak marifetime, ne yapacağız oyunları?" diye sordu. Kendisini sakinleştirmeye çalıştım. O gece nöbetçi olan iki asistan doktor yatağın başında fısıldaşırken Haldun ağabey, "Gelin bakayım buraya, ne fısıldaşıyorsunuz?" diyerek, seslendi. Doktorlar, "Efendim iki seçenek var. Sabah ya sizi ameliyata alıp platin koyacağız ya da kendi haline bırakacağız, altı ay içinde kemik yavaş yavaş kaynayacak" dediler. O sırada tam doksan yaşındaydı. Yaşı nedeniyle kaslar zayıflayacağı için üç ay da fizik tedavi görmesi gerekiyordu. Doktor, oyunların iptal edilmesini ve yeni proje yapılmamasını önerdi. "Tabii" diyerek, Haldun ağabeyi evine götürdük.

Ağustos ayının başlarında beni arayıp, "Şekerim hadi oyun koy, artık oynayalım" dedi. Ben de doktorun en az altı ay süre verdiğini, henüz iki buçuk ay geçtiğini hatırlattım. Ancak doktor kontrolünde röntgen çekilmiş ve kemiğin tamamen kaynadığı görülmüştü. Bastonla da olsa sahneye çıkabilecek durumdaydı. Şaşkınlıkla bunun nasıl mümkün olduğunu sorduğumda, hayatım boyunca unutamayacağım ve yaşamıma yön veren o cevabı verdi; başını işaret ederek, "Burasıyla kaynatıyorum" dedi.

"TASARLANMIŞ KÜLTÜRE TUTKUYLA BAĞLI YENİ BİR NESİL YETİŞECEK"

Sanatçı Tamer Levent ise Dormen Tiyatrosu'nun ekolünden çok önemli isimlerin yetiştiğine dikkat çekti. Sanatın geleceğine yönelik vizyonunu paylaşan Levent, şu değerlendirmelerde bulundu: Ankara ekolünden oraya gidenler oldu. Muhsin Ertuğrul hocadan sonra Yıldız Kenterler, Müşfik Kenterler, Genco Erkallar ve Haldun Dormenler bayrağı taşıdı. Peki şimdi ne olacak? Şimdi onların bıraktığı mirasla; işin sadece adına değil, nasıl yapılacağına odaklanan ve o tasarlanmış kültüre tutkuyla bağlı yeni bir nesil yetişecek. Bu nedenle ben Haldun Dormen'in o meşhur "Yaparsın şekerim" sözünü, bir 'sanata evet' felsefesi olarak yorumluyorum. Bu felsefe, derinlemesine analiz edildiğinde ustanın kendi yaşadığı zorlukları ve aşma gücünü de özetliyor.

Festivalin istikrarlı yürüyüşüne de değinen Levent, organizasyonun geleceğine dair hedefleri şu sözlerle özetledi: Uluslararası standartlarda bir projenin kimliğini ispat edebilmesi için ilk 5 yıl içerisinde kendini kanıtlamış olması gerekir. Sonrasındaki her 5 yılda ise katlanarak büyür. 13. yılına ulaştığına göre Frankfurt Türk Tiyatro Festivali artık üçüncü olgunluk dönemine geçiş yapıyor. Böylesine köklü bir mirası sahiplenip devamlılığını sağlayan bu festivalin, artık tüm dünyada ses getirmesi gerektiğine inanıyorum.

Kaynağa Git

İlgili Haberler