Vakfın bünyesinde faaliyet gösteren ve geleneksel restoran anlayışını yıkan JBJ Soul Kitchen, "iyiliği bulaştır" felsefesiyle bireylere sadece sağlıklı bir üç kap yemek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bunu derin bir insani itibar ve eşitlik çerçevesinde gerçekleştiriyor. Menülerinde fiyat etiketine yer vermeyen, maddi durumu yetersiz olanların mutfakta veya bahçede gönüllü çalışarak hesap ödeyebildiği veya bağışta bulunduğu bu topluluk odaklı ekosistem; istihdam eğitimi, iş bulma desteği ve barınma kaynaklarına erişim gibi geniş kapsamlı bir sosyal kalkınma ağı sunuyor. Jon Bon Jovi’nin küresel müzik başarısını, gıdaya erişim ve evsizlikle mücadelede sürdürülebilir yumuşak güç hamlesine dönüştüren bu prestijli ödül; gastronominin etkisinin toplumsal değişimle ölçüldüğünü bir kez daha kanıtlıyor.
Bizim kalbimizin yarası deprem şehirlerinden sosyal yaşama ve üretime değer katan haberler geldikçe çok seviniyor, elimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum. Geçen hafta yine Hatay’da gıda perakendecileri ile kadın kooperatiflerini bir araya getiren bir buluşmaya katıldım. Deprem sonrası sayıları artan kadın üretim kooperatifleri ve kadın girişimcilerle tanıştım. Belen’de eski bir kervansarayda kalıcı olarak kurulan Hayat Hatay Kadın Emeği Yöresel Ürünler Pazarı ve kapsamlı üretim mutfağını gördüm. Hatay Valisi Mustafa Masatlı önderliğinde başlatılan Hayat Hatay projesini ilk andan bu yana yakından izliyorum. Hatay, UNESCO tescilli bir gastronomi şehri. Şehrin gastronomik hafızası, adeta toplumsal iyileşmenin merkezi olarak konumlandırılıyor. Gelinen nokta da umut veriyor ve artık güçlü bir markalaşma hikayesinin de başladığını müjdeliyor. 50 üzerinde kooperatifin ortak çalışma ve üretim alanı olarak planlanan mutfak depremden etkilenen küçük ölçekli çiftçileri, yerel kadın kooperatiflerini ve zanaatkar gıda üreticilerini ekosisteme yeniden entegre ederek sürdürülebilir bir mikro-ekonomi yaratıyor. Projenin yöneticisi, İl Planlama ve Koordinasyon Müdürü Mustafa Örgüt’ün çabası ise takdire şayan. Kooperatifler, coğrafi işaretli ürünler, AB projeleri ve girişimciye destek projeleri onun desteği ile şekilleniyor, içten, samimi bir devlet adamı.
Çevre Haftası’nda gözüme çarpanlar
1–7 Haziran tarihleri arasında "Türkiye Çevre Haftası" olarak kapsamlı etkinliklerle kutlandı. Gözüme çarpan rakamlar oldu. Dünya genelinde kişi başı gıda israfı, ülkelerin gelişmişlik seviyesinden bağımsız olarak kitlesel bir kültürel ve sistemsel kriz niteliğinde. Türkiye'deki kişi başı 102 kg'lık gıda israfı göz önüne alındığında, küresel ortalama olan 79 kg'ın da üzerinde bir israf grafiğine sahip olduğumuz ve bu konuda hane halkından tedarik zincirine kadar radikal bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğu açıkça görülüyor.
Türkiye'deki gıda israfının sadece yüzde 5 oranında azaltılması durumunda elde edilecek tasarrufla, yaklaşık 900 bin ailenin bir yıllık geçim giderinin rahatlıkla karşılanabileceğini belirtmektedir. Gelir seviyesinden ziyade israfı belirleyen temel faktörlerden biri kentleşme. Özellikle orta ve düşük gelirli ülkelerin kırsal bölgelerinde gıda israfı çok daha düşük seviyelerde seyrediyor. Kırsaldaki doğal olarak döngüsel ekonomi, gıdanın yeniden değerlendirilmesi (hayvan yemi, kompost vb.) veya saklama kültürünün canlı olması israfı frenliyor. Kentlerde ise kopuk lojistik ve hızlı tüketim alışkanlıkları israfı körüklüyor.
Toplu yemek endüstrisi ve restoranlarda atık yönetimine yönelik yaratıcı çözümler dikkat çekiyor. Sektör birkaç yıl öncesine göre çok daha bilinçli adımlar atıyor. Darısı değer zincirimizin tüm halkalarına, tarladan sofraya…