Ana içeriğe geç

Gastronominin sosyal etkisi, onarıcı gücü

Dünyaca ünlü rock yıldızı Jon Bon Jovi ve eşi Dorothea Bon­giovi tarafından kurulan JBJ Soul Foundation, gıda adaleti ve top­lumsal dayanışma modelini dö­nüştüren kararlı çalışmalarıyla gastronomi dünyasının "Oscar"ı kabul edilen 2026 James Beard Et­ki Ödülü'ne (Impact Award) layık görüldü.

Gastronominin sosyal etkisi, onarıcı gücü
Dünya Gazetesi
16

Vakfın bünyesinde faali­yet gösteren ve geleneksel resto­ran anlayışını yıkan JBJ Soul Kit­chen, "iyiliği bulaştır" felsefesiyle bireylere sadece sağlıklı bir üç kap yemek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bunu derin bir insani iti­bar ve eşitlik çerçevesinde gerçek­leştiriyor. Menülerinde fiyat etike­tine yer vermeyen, maddi durumu yetersiz olanların mutfakta veya bahçede gönüllü çalışarak hesap ödeyebildiği veya bağışta bulundu­ğu bu topluluk odaklı ekosistem; istihdam eğitimi, iş bulma deste­ği ve barınma kaynaklarına erişim gibi geniş kapsamlı bir sosyal kal­kınma ağı sunuyor. Jon Bon Jo­vi’nin küresel müzik başarısını, gı­daya erişim ve evsizlikle mücade­lede sürdürülebilir yumuşak güç hamlesine dönüştüren bu prestijli ödül; gastronominin etkisinin top­lumsal değişimle ölçüldüğünü bir kez daha kanıtlıyor.

Bizim kalbimizin yarası dep­rem şehirlerinden sosyal yaşa­ma ve üretime değer katan ha­berler geldikçe çok seviniyor, elimden geldiğince destekleme­ye çalışıyorum. Geçen hafta yi­ne Hatay’da gıda perakendecile­ri ile kadın kooperatiflerini bir araya getiren bir buluşmaya ka­tıldım. Deprem sonrası sayıları artan kadın üretim kooperatifle­ri ve kadın girişimcilerle tanış­tım. Belen’de eski bir kervansa­rayda kalıcı olarak kurulan Ha­yat Hatay Kadın Emeği Yöresel Ürünler Pazarı ve kapsamlı üre­tim mutfağını gördüm. Hatay Va­lisi Mustafa Masatlı önderliğin­de başlatılan Hayat Hatay proje­sini ilk andan bu yana yakından izliyorum. Hatay, UNESCO tes­cilli bir gastronomi şehri. Şehrin gastronomik hafızası, adeta top­lumsal iyileşmenin merkezi ola­rak konumlandırılıyor. Gelinen nokta da umut veriyor ve artık güçlü bir markalaşma hikayesi­nin de başladığını müjdeliyor. 50 üzerinde kooperatifin ortak ça­lışma ve üretim alanı olarak plan­lanan mutfak depremden etkile­nen küçük ölçekli çiftçileri, yerel kadın kooperatiflerini ve zanaat­kar gıda üreticilerini ekosisteme yeniden entegre ederek sürdürü­lebilir bir mikro-ekonomi yaratı­yor. Projenin yöneticisi, İl Plan­lama ve Koordinasyon Müdürü Mustafa Örgüt’ün çabası ise tak­dire şayan. Kooperatifler, coğrafi işaretli ürünler, AB projeleri ve girişimciye destek projeleri onun desteği ile şekilleniyor, içten, sa­mimi bir devlet adamı.

Çevre Haftası’nda gözüme çarpanlar

1–7 Haziran tarihleri arasın­da "Türkiye Çevre Haftası" ola­rak kapsamlı etkinliklerle kutlan­dı. Gözüme çarpan rakamlar oldu. Dünya genelinde kişi başı gıda is­rafı, ülkelerin gelişmişlik seviye­sinden bağımsız olarak kitlesel bir kültürel ve sistemsel kriz niteliğin­de. Türkiye'deki kişi başı 102 kg'lık gıda israfı göz önüne alındığında, küresel ortalama olan 79 kg'ın da üzerinde bir israf grafiğine sahip olduğumuz ve bu konuda hane hal­kından tedarik zincirine kadar ra­dikal bir dönüşüme ihtiyaç duyul­duğu açıkça görülüyor.

Türkiye'deki gıda israfının sade­ce yüzde 5 oranında azaltılması du­rumunda elde edilecek tasarrufla, yaklaşık 900 bin ailenin bir yıllık geçim giderinin rahatlıkla karşıla­nabileceğini belirtmektedir. Gelir seviyesinden ziyade israfı belirle­yen temel faktörlerden biri kent­leşme. Özellikle orta ve düşük ge­lirli ülkelerin kırsal bölgelerinde gıda israfı çok daha düşük seviye­lerde seyrediyor. Kırsaldaki doğal olarak döngüsel ekonomi, gıdanın yeniden değerlendirilmesi (hay­van yemi, kompost vb.) veya sakla­ma kültürünün canlı olması israfı frenliyor. Kentlerde ise kopuk lo­jistik ve hızlı tüketim alışkanlıkları israfı körüklüyor.

Toplu yemek endüstrisi ve res­toranlarda atık yönetimine yönelik yaratıcı çözümler dikkat çekiyor. Sektör birkaç yıl öncesine göre çok daha bilinçli adımlar atıyor. Darısı değer zincirimizin tüm halkaları­na, tarladan sofraya…

Kaynağa Git

İlgili Haberler