Ankara’da 103 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Gar Katliamı davasında duruşma yarın. Firari sanıklardan Ömer Deniz Dündar’ın dinlenmesinin beklendiği duruşma için katliamda sorumluluğu olanların tümünün yargılanması talebi sürüyor.
Ankara Gar Katliamı’nda kızını ve kızının halasını kaybeden Hatice Çevik, ceza alan IŞİD’lilerin bir kısmının serbest olduğunu hatırlatarak, “Bir sanık bu mahkemede tutuklu yargılanacak ve mahkemeye getirilecek. Bizim mahkemelerimiz 6 ayda bir yapılıyordu sanıklar tutuksuz olduğu için, şimdi tutuklu sanık olması dolayısıyla iki ayda bir yargılama olacak. Yeni tutuklu sanıkların da iadesi talebimiz kabul edilmişti, onların da iadesinin yapılmasını tekrardan talep edeceğiz” dedi.
Anayasa Mahkemesinin devlet tarafında hak ihlali olmadığı kararını hatırlatan Çevik, “Antep’te bir gelişme oldu, 3 polis hakkında soruşturma başlatıldı. Savcının iddianame düzenlemesi bekleniyor. Böyle bir durum olursa 10 Ekim Gar Katliamı’nda, öncesinde ve sonrasındaki katliamlarda devletin ihlalinin olduğunun ortaya çıkacağını umuyoruz” diye konuştu.
Kamu görevlilerinin ilk defa yargılanması ihtimali açısından umutlu olduklarını ifade eden Çevik, “10 Ekim Gar Katliamı davası, Amed, Suruç ve ondan sonraki katliamlarla ilgili davalar çözülmediği sürece Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlık yapıdan kurtulabileceğini asla düşünmüyoruz” dedi.
"Sorumluluğunu yerine getirmeyen herkes faildir"
Dava avukatlarından Gülşah Kaya yakın zamanda Türk Tabipleri Birliği (TTB) kongresinde yeniden gündeme gelen siyasi sorumlular tartışmasını da hatırlatarak, “10 Ekim Katliamı Türkiye’nin siyasi katliamlar zincirinin en büyük halkasıdır. Başından beri kamu görevlilerinin katliamdaki sorumluluğu üzerine yürüttüğümüz mücadele yalnızca koruma yükümlülüğü olan kolluk değil, aynı zamanda devlet bürokrasisinde bu katliamdan nemalananların da açığa çıkartılması üzerine oldu. Bu katliamla inşası güçlendirilen tek adam rejiminin o dönemki temsilcilerinin oy hesabının yanı sıra bildiklerini saklama imalarının başka bir siyasi ranta yatak yapılması da sorumluluğun bir parçasıdır. Bu anlamda Davutoğlu’nun EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan’ın sözlerine tahammül edemeyerek yaptığı çaresiz çıkış ve devamında kurmaylarıyla yönetmeye çalıştığı sözlü saldırı girişimleri bizim nezdimizde acınası bir çaba” dedi.
Davutoğlu’nun “İki seçim arasında olanlar” üzerine tehditlerini hatırlatan Av. Kaya, “Konuya dair mırıldanan Davutoğlu, Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu ve hatta Sedat Peker’in tanık olarak dinlenilmesini istedik. Ne var ki bu çağrımıza bir yanıt alamadık. Bu ülkenin rejimini değiştirmenin en kanlı aracı haline getirilmiş olan 10 Ekim Katliamı’nın aydınlatılmasına dair en ufak sorumluluğunu dahi yerine getirmeyen herkes, bu katliamın failidir” diye konuştu.
"Siyasi sorumluların yargılanması talebi ‘demagoji’ değildir"
Geçtiğimiz günlerde TTB kongresinde Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, konuşmasında 10 Ekim Katliamı’nı anımsatarak kongrede konuşma yapan Ahmet Davutoğlu’nun döneme dair bildiklerini açıklama çağrısı yapmıştı. Davutoğlu ise kendisine ‘hakaret edildiğini’ öne sürmüştü.
Gazetemiz Evrensel'e konuşan Seyit Aslan, katliamın sorumluluğunun yalnızca IŞİD’le sınırlanamayacağını vurgulayarak, “10 Ekim AKP’nin tek başına iktidar olma gücünü kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası oluşan siyasal atmosfer içinde gerçekleştirilen katliamlar zincirinin en önemli halkalarından biridir. Önce Diyarbakır’da, ardından Suruç’ta gerçekleştirilen katliamlardan yalnızca birkaç ay sonra tüm istihbarat raporlarına rağmen IŞİD’li canlı bombalar eskort eşliğinde ellerini kollarını sallayarak Ankara’ya ulaşmış ve 10 Ekim Katliamı’nı gerçekleştirmişlerdir. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun da katliam sonrası anket yaptırdıklarını söylemesi ve oylarının arttığını ifade etmesinin ardından 1 Kasım’da yapılan seçimlerde AKP yeniden tek başına iktidar olmuştur. Bu noktada cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olan 10 Ekim’le 1 Kasım seçimleri arasında yalnızca 21 gün olduğunun altını çizmekte fayda var” dedi.
Davutoğlu’nun ‘öfkeli gençleri’
Tüm süreç boyunca katliamın esas faillerinin aydınlatılmadığının altını çizen Aslan, şöyle konuştu: “Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttüğü dönem Ahmet Davutoğlu’nun “proaktif dış politika” tezi, Neoosmanlıcılık propagandası eşliğinde Suriye’deki savaştan pay kapma yarışına girişen AKP iktidarının bölgedeki cihatçı yapılarla kurduğu ilişki de hâlâ hafızalarımızda. Aynı Davutoğlu’nun 2014’te IŞİD’i büyütenin bölgedeki istikrarsızlıklar olduğunu ifade eden, IŞİD’lileri ‘öfkeli gençler’ olarak niteleyen ve tarihteki en barbar örgütlerden birine bu ifadelerle meşruiyet kazandırmasını da unutmadık. Oysa IŞİD Türkiye’nin de kısa sürede dahil olduğu ve başta ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalist güçlerin bölgeye müdahalesinin dolayımsız bir sonucudur. Bu barbar örgütü semirten de yine bu devletler tarafından verilen lojistik destektir. Bu desteği Türkiye’de süren IŞİD yargılamalarının dosyalarında açık şekilde görmekteyiz.”
Kamu görevlilerinin yargılanmamasının da durumun bir parçası olduğunu, sorumluların hesap vermesi çağrısının Davutoğlu’nun yaptığı gibi “demagoji” olarak isimlendirilemeyeceğinin altını çizen Aslan, “Diyarbakır’ı da Suruç’u da 10 Ekim’i de unutmayacağız. Katliamı gerçekleştirenlerin ardındaki siyasi irade ortaya çıkarılana kadar, IŞİD’lilerle sınırda tokalaşıp onların sırtını sıvazlayanlar mahkeme önüne getirilene kadar, bombayı yapan failler hakkındaki ihbarları sümen altı edenler hakkında dava açılana kadar, katliamları siyasi ikbalini tahkim etmek için kullananlar hesap verene kadar bu mücadele bitmeyecek” dedi.