Ana içeriğe geç

Çok eşli sahte peygamberi FBI’a yakalatan Türk: Tolga Kataş, Oksijen’e konuştu

Yaşı dokuzdan küçük kız çocukları da dahil olmak üzere, 20’den fazla eş, birçok kadın...

Çok eşli sahte peygamberi FBI’a yakalatan Türk: Tolga Kataş, Oksijen’e konuştu
Gazete Oksijen
16

Yaşı dokuzdan küçük kız çocukları da dahil olmak üzere, 20’den fazla eş, birçok kadın ile erkek kurban, onlarca yıl süren cinsel istismarlar... Kendini peygamber ilan eden Mormon liderinin sarsıcı itiraflarını kaydedip FBI'a teslim eden Türk yönetmen Tolga Kataş ve tarikat uzmanı eşi Dr. Christine Marie, yürütülen kritik operasyonun arkasında neler yaşadıklarını Oksijen'e anlattı…

Sinematograf ve müzik klibi yönetmeni Tolga Kataş’ın kamerasından çıkan ‘Bana Güven: Sahte Peygamber’ isimli belgesel dizisi, Netflix’te yayınlandığı ilk iki haftada 10 milyondan fazla izlendi.

Dizi, ABD Arizona eyaletinin Short Creek kasabasındaki FLDS (köktendinci Mormon) tarikatı lideri Samuel Bateman'ın kendisini peygamber ilan ederek kurduğu istismar düzenini; Tolga Kataş ve tarikat uzmanı eşi Dr. Christine Marie’nin, FBI ile iş birliği yaparak nasıl çökerttiğini anlatıyor. Gerçekçi anlatımı ve birinci ağızdan röportajları, bu yüksek izlenme oranlarına ulaşmasındaki en büyük etken.

Dört bölümlük bu alacakaranlık kuşağı yapımını izlerken, olayı aydınlatan iki cesur kişiden birinin Türk olduğunu görünce uzak diyarlarda adaleti arayan bir akrabamı bulmuş gibi seviniyorum. Hızlıca kendisinden ve eşinden bir randevu talep ediyorum. Kırmıyorlar…

Tolga Kataş’ı, 5 bin nüfuslu bu gizemli Short Creek kasabasına götüren macera ise şöyle başlıyor:

14 yaşında İstanbul’dan ailesiyle birlikte Amerika’ya taşınan ve kariyerine yönetmen olarak devam eden Tolga Kataş, 2002 yılında Christine Marie ile tanışıyor. İkili kısa sürede birbirine aşık olup evleniyor.

Christine’in Tolga’dan önceki partneri de dizideki benzer bir tarikatın üyesiymiş. Christine, uzun süre bu kişinin cinsel istismarına maruz kaldığını ve başka erkeklerle ilişkiye zorlandığını anlatıyor. Kendisi için son derece travmatik olan bu süreçte bardağı taşıran son damla, partnerinin bu istismarları kanıtlamak için ondan fotoğraf talep etmesi olmuş. Christine, bu kırılma noktasının ardından hem ilişkiyi sonlandırmış hem de tarikattan kaçmayı başarmış.
Bu büyük farkındalığın ardından Christine, hayatını benzer durumdaki kadınlara yardım etmeye adıyor. Bunu yapabilmenin en etkili yolunun ise FLDS tarikatının üssü olan Short Creek’e taşınmaktan geçtiğine inanıyor.

Tolga’nın tüm işleri Las Vegas’ta olmasına rağmen aşk ağır basıyor. Ve 2016 yılında tarikattaki kadınların da kendilerini sorgulamalarını sağlamak amacıyla Short Creek’e taşınıyorlar.

Burada yaşayan halk; ana akım Mormon inancından kopan, köktendinci, çok eşliliği savunan ve dış dünyaya tamamen kapalı bir tarikata bağlı. Tanrı'nın kendilerine, "peygamber" olarak gördükleri liderleri aracılığıyla ulaştığına inanıyorlar. Gelen vahiylere koşulsuz itaat eden aileler, kazançlarının büyük bir kısmını gönüllü olarak bu sözde peygambere teslim ediyor. Ayrıca erkekler ne kadar çok kadınla evlenirse, cennete o kadar layık olacaklarını düşünüyorlar. Kadınlar tek tip kıyafetler giyiyor, saçlarını yalnızca erkeklerin uygun gördüğü birkaç modele göre örüyorlar. Üstelik tüm bunları büyük bir teslimiyetle, canıgönülden yapıyorlar.

Tarikatın 1920’lerde bu bölgeyi seçmesinin temel sebebi, Büyük Kanyon’un coğrafi yapısı nedeniyle ulaşımın son derece zor olması. Meraklı gözlerden uzak yaşamak, kasabanın dış dünyayla olan bağlantısını sınırlamak ve manipülasyon uygulamak için ideal bir yer.

Ancak bu izolasyon zamanla azalıyor. 1960'larda açılan yeni bir yol, dışarıdan ulaşımı kolaylaştırıyor. Topluluk dış dünyaya daha fazla açılıyor; seyahat edenlere hizmet veren oteller ve restoranlar kuruluyor. Fakat kasaba, 21. yüzyılın başlarında yeni zorluklarla karşılaşıyor. 2006 yılında tarikatın o dönemki lideri Warren Jeffs (70), evlendiği reşit olmayan iki kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunmaktan hapse atılıyor ve 2011 yılında ömür boyu hapse mahkum ediliyor.

Jeffs'in hapse girmesinin karanlığı bitirdiğini sanmayın; Tolga ve Christine Shorts Creek’e taşındıktan bir süre sonra tarikattaki devasa güç boşluğundan faydalanan yeni sahte peygamber Samuel Bateman, vahşeti daha da ileriye taşıyor ve kendi distopyasını kurmaya başlıyor.

Başka türlü bir Epstein

Başta amaçlarının bir belgesel çekmek olmadığını söyleyen Tolga ve Christine, bir gün Samuel’in arabada onlara anlattığı korkunç bir olaydan sonra -ki bu Samuel için sıradan bir olay- delil toplayıp, yetkililere bildirmeye karar veriyorlar. Samuel, o gün arabada onlara aynen şunları söylüyor:

“Geçen sabah, çok aşağılayıcı vahiy aldım. Tanrı, eşlerimden X,Y ve Z’yi kasabadaki diğer üç erkeğin koynuna sokmam gerektiğini ve benim de bunu izlemem gerektiğini söyledi. Bu çok acı verici bir durum ama ona itaat etmeliyim."

Samuel’in bahsettiği eşlerden biri, henüz reşit olmayan bir kız çocuğuydu ve üstelik bu sözleri o çocukların yanında sarf etmişti. Christine’e o an nasıl sakin kalabildiğini sordum:

“Çok zordu. Hemen yanımda hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuk vardı ve ben sadece Sam’e saldırmak istiyordum. Ama kanıtları elde edebilmek ve onlarla iletişimimi engellemesini önlemek için sakin kalmam gerektiğini biliyordum. Öfkeyle doluydum kurbanları için ise endişe... Hem Tolga hem de ben sadece çığlık atmak isterken, ciddi bir yüz ifadesini korumak ve söylediği her şeyi normal karşılıyormuşuz gibi davranmak gerçekten çok zordu.”

Bu noktada Sam’in onlara neden güvenip de bu itirafı yaptığını sormak gelebilir. Tolga yanıtlıyor:

“Sam'in bize neden güvendiğinden emin değilim ama daha büyük olan grupla, yani FLDS grubuyla bazı deneyimlerimiz olmuştu; FLDS bize güvenmişti. Bu yüzden, bunun onun da kendi meselelerinde bize güvenmesi için bir temel oluşturduğunu düşünüyorum. Egosu çok devasaydı ve bence asla yakalanmayacağını düşünüyordu. Yaptıklarını itiraf etmesinin nedeninin, durumun çok kötü olduğunu ve kızlardan birinin bana gelip bunu anlatabileceğini bilmesi olduğuna inanıyorum. Bence onlardan önce davranmak ya da bunu başkasından duyma ihtimalimize karşı bize ilk anlatan kişi olmak istedi; böylece yetkililere koşmayalım diye düşündü. Ama yanılıyordu."

O günden sonra Sam’e, sadece kendisi hakkında bir belgesel çekmek istediklerini söylüyorlar. Öyle ya narsist bir sahte peygamber bu teklifi asla reddetmezdi. Her şey onunla ilgili olmalıydı. Böylece günün her saati kameraları açık bir şekilde Sam’in ve eşlerin yanında dolaşıp, delil toplamaya başlıyorlar. Tolga, ilerleyen zamanlarda bu sürecin kendisi için katlanılmaz bir hal aldığını ve zaman zaman pes etmeyi düşündüğünü itiraf ediyor:

“Birçok defa bırakmak istedim, çok karanlık bir süreçti. Ama Christine o delili yakalayacağımızdan emindi ve devam ettik.”

Nitekim Tolga’nın öngördüğü ve Christine'in inatla beklediği o somut delil ulaştığında, FBI Sam’in evine bir baskın yapıp onu tutukluyor. Sam’in kendilerine bir şey yapmasından nasıl korkmadıklarını düşünürken, “Bizce Sam, cinayet işleyebilecek biri. Diziye koymadığımız şeylerden biri de ona karşı gelen insanları ölümle tehdit ettiği anlardı. Bazıları da kurbanların ifadeleriydi. İzleyenleri travmatize edebilecek şeyleri koymaktan kaçındık.” diyorlar.

İklinin yaklaşık yedi yıl süren tehlikeli delil toplama mücadelesinin sonunda Samuel Bateman, 2022 yılında tutuklanarak 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı. O günden sonra onu bir daha hiç görmediler. Ancak 23 Haziran’da yeni bir duruşma gerçekleşecek; Tolga ve Christine, uzun bir aradan sonra Sam ile ilk kez mahkeme salonunda yüz yüze gelecek.
Tolga ve eşi ile vedalaşırken, Christine’nin sohbetimizdeki son cümlesi şu oluyor: Türkiye’yi ve insanlarını çok seviyorum. Ve Türk kocamla gurur duyuyorum.

Kaynağa Git

İlgili Haberler