Almanya, Avrupa’da savaş hazırlığını en çok kışkırtan ülkelerin başında geliyor. Alman silah üreticileri de yalnızca yurt içindeki askeri yığınaktan değil, aynı zamanda Atlantik’in ötesindeki fırsatlardan da büyük kazançlar elde ediyor Kanada Başbakanı Mark Carney, hükümetinin on iki yeni denizaltının inşasına ilişkin sözleşmeyi Alman ThyssenKrupp Marine Systems’e (TKMS) verdiğini duyurdu. Junge Welt’ten seçtiğimiz yazıda da Brezilya ve Meksika’daki silah anlaşmalarına dikkat çekiliyor. Meksika’ya yapılan yasa dışı silah satışının nasıl silah şirketinin ve Alman devletinin kasasını şişirdiği aktarılıyor. Romanyalı Şair Paul Celan’ın toplama kamplarında yaşadıklarını anlattığı Ölüm Fügü şiirindeki “Ölüm Almanya kökenli bir ustadır” metaforu varlığını sürdürüyor. Alman silah tekelleri 2025 yılı sonuçlarından mutlu, 2026 yılında ise kârlarına kâr katacaklarından eminler.
Fransa Parlamentosu, polisin ölümcül güç kullanımını adeta dokunulmazlık zırhına kavuşturan tartışmalı yasa teklifini kabul etti. İktidar ve sağ partilerin desteğiyle geçirilen düzenleme, polislerin hesap vermesinin önünü daha da kapatıyor. İnsan hakları örgütleri ve muhalefet yasayı “öldürme ruhsatı” olarak tanımlarken, yasayla birlikte polis şiddeti normalleşecek ve cezasızlık düzeni kalıcı hale gelecek. En büyük bedeli ise yine Fransa’nın yoksul mahallelerinde yaşayan siyah ve Arap gençlerin ödeyeceği vurgulanıyor.
İngiltere’de aşırı sağcı Reform UK Partisi Lideri Nigel Farage, ülkenin son on yılına damga vuran en etkili sağ popülist figürlerden biri. Brexit kampanyasından (Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasını savunan kampanya) göç karşıtı söylemlere, Muhafazakar Parti üzerindeki baskısından Reform UK’nin yükselişine kadar Farage’ın etkisi çoğu zaman partisinin kurumsal gücünün ötesine geçti. Ancak son dönemde gündeme gelen mali skandallar (Farage’ın bazı zengin destekçilerden aldığı büyük miktardaki para), Farage’ı seçmenleri ve destekçileri nezdinde güven tazelemek için milletvekilliğinden istifa edip yeniden aday olacağı bir ara seçim sürecine sürükledi. İngiltere’de bir milletvekili istifa ettiğinde, öldüğünde ya da görevini sürdüremediğinde, temsil ettiği bölgede koltuğu doldurmak için ara seçim yapılıyor. Böylece mesele yalnızca Farage’ın siyasi geleceği değil, Reform UK’nin onsuz ne kadar ayakta kalabileceği sorusuna da dönüştü. The Guardian Yazarı Gaby Hinsliff, yazısında Farage’ın istifasını ve seçim bölgesi Clacton’da yapılacak ara seçimi, onun etrafında büyüyen bağış ve çıkar ilişkisi iddialarıyla birlikte değerlendiriyor.
Orada ölüm, burada kazanç
Niki Uhlmann
Junge Welt/Almanya
Günümüzde savaş, 1945’ten bu yana hiç olmadığı kadar yaygın. Etkisi ise geçmiştekiyle aynı: Luxemburg’un sözleriyle ifade edecek olursak: “Temettüler yükselir, proleterler düşer.” Şimdilik bu düşüşler çok uzaklarda gerçekleşiyor; dolayısıyla işler tıkırında işliyor ve iş yapma maliyetlerine çoktan dahil edilmiş olan suçlar nedeniyle -en fazla- ara sıra ödenen para cezalarıyla yetiniliyor.
Diehl şirketi salı günü finansal sonuçlarını açıkladı. Şirketin savunma alanındaki iştiraki Diehl Defence, kendisini “Güdümlü füzeler ve hava savunma sistemleri konusunda önde gelen bir sistem tedarikçisi” olarak tanımlıyor. Şirket, diğerlerinin yanı sıra “IRIS-T SLM” silah sistemini de üretiyor; ana şirket pazartesi günü yaptığı açıklamada, Federal Dışişleri Bakanı Dr. Johann Wadephul liderliğindeki iş dünyası temsilcilerinden oluşan bir heyetin Güney Amerika ziyareti sırasında, bu sistemin Brezilya’da daha geniş çapta kullanılmasına yönelik bir anlaşmaya varıldığını duyurdu. Şirket salı günü yaptığı açıklamada, “Zorlu genel ekonomik koşullara rağmen Diehl Grubunun 2025 yılında da varlığını başarıyla sürdürdüğünü ve büyümeye devam ettiğini” belirterek, yıllık gelirinde bir önceki yıla kıyasla yüzde 15.4’lük devasa bir artışla 5.4 milyar avroya ulaşılmasını kutladı. Grup, içinde bulunduğumuz yıl için 6 milyar avroluk bir hedef belirlemiş durumda…
2025 yılı faaliyet raporuna göre, faaliyet kârı 460 milyon avrodan 703 milyon avroya yükseldi; bu da “2025 yılına dair öngörülerin tam anlamıyla gerçekleştiği” anlamına geliyor…
Heckler & Koch (HK) da salı günü düzenlenen yıllık genel kurul toplantısı sırasında, Meksika ile yaptığı yasa dışı silah anlaşmaları meselesini Alman devlet hazinesine 3.7 milyon avro aktararak kapattığıyla övündü. Federal Adalet Divanı 2021 yılında, Stuttgart Bölge Mahkemesinin Meksika’ya 4 bin 200 adet “HK G36” saldırı tüfeği ve aksesuarı sevkiyatının yasa dışı olduğuna dair kararını onamıştı. Silah üreticisi, 2006 ile 2009 yılları arasında, Alman makamlarından ihracat lisansı alabilmek amacıyla sevkiyatın varış noktası olarak yalnızca “kritik olmayan” bölgeleri göstermişti. Ancak HK’ye göre bu ödeme, yalnızca tutarı düşürmeye yönelik tüm hukuki yollar tüketildikten sonra yapılmıştı.
Dpa’nın haberine göre, yıllık genel kurul toplantısında eleştirel bir hissedar sıfatıyla Alman Barış Derneğini temsil eden Jürgen Grässlin, bu geciktirme taktiklerini “Yıllık yüz milyonlarca avro gelir elde eden ve yüksek kârlılığa sahip bir şirket için gülünç ve utanç verici” olarak nitelendirdi. Şirketin “her bir avro için” pazarlık yapması, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılık iddiasıyla çelişiyor. Eleştirel hissedarlara göre HK, silahlarının yol açtığı sonuçları telafi etmek için çok daha fazla kaynak ayırmalıdır. Sundukları önergelerden biri, “Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu tarafından ortaya konulan kâr payı teklifinin” aşırı olduğunu belirtiyor: “Net kârın büyük bir kısmı, Heckler & Koch silahlarının çatışma bölgelerinde kullanılmasından kaynaklanan zararların telafisine ve bu zararların önlenmesine yönelik tedbirler için kullanılmalıdır.”
Söz konusu zararlar iyi belgelenmiş durumdadır; nitekim -en çok ihraç edilen ürünlerden biri olan “HK SFP9” gibi- hafif silahlar, “Kolayca el değiştirebildikleri, yasa dışı yollarla ticareti yapılabildiği ve on yıllar boyunca kullanılabildiği” için “dünya genelinde siviller açısından en ölümcül silah sistemleri arasında” yer almaktadır. Bu silahlar, örneğin Sudan’da sıklıkla kullanılmaktadır.
Bunun yanı sıra, Yönetim Kurulunun faaliyetlerinin resmen onaylanmasına karşı çıkan bir başka önerge, grubun devlet kurumlarıyla yaptığı sözleşmelerden yalnızca beş milyon avro kazanmasına karşılık, ABD sivil ateşli silahlar pazarında yaklaşık 100 milyon avro gelir elde etmiş olmasını eleştiriyor. Önerge, HK’nin pazarlama faaliyetlerinin “Ateşli silahların sahiplerini daha güvende kıldığı ve yalnızca kişisel meşru müdafaa amacı taşıdığı yönündeki tehlikeli efsaneyi beslemeye devam ettiğini” savunuyor. Kanıtlanmış gerçekler ise tam tersini, yani silah taşımanın “cinayet, intihar veya kazara yaralanma riskini” artırdığını ortaya koyuyor: “Ateşli silah taşıyan biri tarafından korunduğunu belirtenlerin sayısına kıyasla, ateşli silahlı birinin mağduru olduğunu bildirenlerin sayısı dokuz kat daha fazladır.” Silah endüstrisi, özünde ölüm üzerine kurulu bir ticari faaliyettir ve güvenlikle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Sorgulamayan hissedarlar da oylarını ölümden yana kullanmış olacaktır.
Çeviren: Semra Çelik
Fransa’da polise kalkan- halka tehdit: ‘Öldürme ruhsatı’ tartışması
Humanité
Başyazı/Fransa
Fransa Meclisi, 7 Temmuz Salı günü, Cumhuriyetçiler Partisi (LR) tarafından sunulan ve polislerin görev silahlarını kullandıkları durumlarda “meşru müdafaa karinesi” getirilmesini öngören yasa teklifini kabul etti. Sol partiler ve mağdur haklarını savunan dernekler, polise fiilen bir “öldürme ruhsatı” verildiğini belirterek bunun tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor.
Oylamanın ardından, polis kurşunları sonucu hayatını kaybedenlerin ailelerini temsil eden kolektiflerin üyeleri, Meclis genel kurul salonundan “Adalet yoksa barış da yok!” sloganını attı. Yasa teklifinin temel düzenlemesi, aşırı sağcı Jean-Marie Le Pen’in uzun yıllardır savunduğu tarihi fikirlerden biriydi. (Polis şiddetinin son bulması için mücadele eden) Adama Kolektifi üyelerinden biri de Meclis görevlileri tarafından salondan çıkarıldı. Daha sonra Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Milletvekili Aymeric Caron, “En mide bulandırıcı olan, locada bulunan ve polis tarafından öldürülen gençlerin aileleriyle alay eden ve onları provoke eden (aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi) RN milletvekilleriydi” diyerek tepki gösterdi.
Aşırı sağ açısından kutlama yapmak için yeterince neden vardı. Polislerin görev silahlarını kullandıkları durumlarda “meşru müdafaa karinesi” getirilmesini öngören Cumhuriyetçiler (LR) yasa teklifi, 7 Temmuz Salı günü Ulusal Birlik (RN), Cumhuriyetçiler (LR) ve Macron yanlısı milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. Toplam 313 milletvekili yasa lehinde oy kullandı.
Yasaya uygun hareket edildiği varsayımı
Sol partilerin polise “öldürme ruhsatı” verdiğini savundukları yasa teklifine sundukları değişiklik önergeleri karşısında hükümet, “blok oylama” yöntemini devreye soktu. Bu düzenleme, milletvekillerinin değişiklik önergelerini oylamasını engelliyor. Oylamanın ardından İçişleri Bakanı Laurent Nunez, yaptığını bu dayatmayı savunmayı sürdürerek tepkileri de “fantezi” olarak nitelendirdi…
Hauts-de-Seine Milletvekili ve Komünist Parti Üyesi Elsa Faucillon, Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, kabul edilen metni kınayarak bunun “Yalnızca hukukumuzda değil, aynı zamanda adalet arayacak insanların bedenlerinde ve gözyaşlarında da iz bırakacağını” söyledi. Milletvekili daha sonra polis tarafından öldürülen Nahel, Souheil, Adama, Olivio Gomes ve gerçeğin ortaya çıkması için mücadele etmek zorunda kalan tüm aileleri andı.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Lideri Jean-Luc Mélenchon, YouTube kanalında yayımladığı videoda yaşananları tarihi bir kırılma olarak değerlendirerek şöyle konuştu: “Dünyanın hiçbir ülkesinde, örneğin kaçmaya çalışan bir suçluya ölüm cezası uygulanmasını öngören bir yasa yoktur. Böyle bir şey yok. Öyleyse neden Fransa’da olsun? Üstelik bu karar, yalnızca görev silahını taşıyan tek bir kişinin takdirine bırakılıyor.” Sosyalist Parti Birinci Sekreteri Olivier Faure da bunun “Hukuk devletimiz açısından muazzam bir gerileme” olduğunu belirtti. Seine-Saint-Denis Milletvekili Clémentine Autain ise bunun “Sağın farklı kesimleri arasındaki ittifakta en kötü yönde atılmış yeni bir adım” olduğunu ifade etti…
Çeviren: Eren Can
Farage uçurumun eşiğinde, ama giderse İşçi Partisi rahat bir nefes almayacak
Gaby Hinsliff
The Guardian/İngiltere
Hiçbir siyasetçi partisinden büyük değildir. Ne kadar parlak parlıyor olursanız olun, yarın yerinize bir başkasının geçirilemeyeceği kadar vazgeçilmez değilsinizdir; en azından genel kabul böyledir. Ama İngiliz siyasetinde teamüllerin pek işlemediği bir adam var; Nigel Farage’ı şimdi kuşatan çok sayıdaki finansman skandalının İngiltere siyaseti açısından böylesine bir dönüm noktası olmasının nedeni de bu. Çünkü onsuz -eğer iş gerçekten bir gün oraya varırsa- Reform UK’den geriye tam olarak ne kalır?
Parlamento standartları komiseri, Guardian’ın ortaya çıkardığı üzere Farage’ın İngiliz-Taylandlı kripto milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlini beyan edip etmemesi gerektiğine dair henüz karar vermiş değil. Üstelik Farage’ın, ABD’de elektronik dolandırıcılıktan hapis yatmış, uzun süredir yakınındaki isimlerden “Posh George” Cottrell’dan (“posh”, İngilizcede üst sınıf, zengin, aristokrat ya da elit tavırlı kişiler için kullanılan bir ifade) aldığı iddia edilen ek paralar konusunda da henüz bir karar yok. Kayıtlara geçmesi açısından, Farage kuralları çiğnemediğinde ısrar ediyor; çünkü o sırada aktif siyasette olmadığını söylüyor. Ancak Cottrell’dan gelen paranın bir kısmının Farage’ın sosyal medya faaliyetlerini güçlendirmek üzere personele harcandığı iddia ediliyor ve milletvekilleri, seçilmeden önceki bir yıl içinde kişisel olmayan nitelikteki kayda değer menfaatleri beyan etmekle yükümlü…
Reform’un milyonlarca seçmeni, liderleri utanç verici bir şekilde koltuğundan edilse de ya da siyaseti bırakıp şansını Washington’da denemeyi seçse de bir anda buharlaşıp yok olmayacaktır. Gerçek inananlar paranın nereden geldiğini pek umursamaz, en azından küçük tekneler meselesini (göçmenler) umursadıkları kadar değil. Üstelik Farage’ın bu kadar ustalıkla yönlendirdiği düzen karşıtı öfke, nihayetinde kendisine başka bir çıkış yolu bulacak kadar derin. Ama Farage olmadan bu öfkenin aynı seçimsel bütünlüğe sahip biçimi alması pek olası görünmüyor. İngiltere sağında onun yaptığını tam olarak onun gibi yapabilecek başka kimse yok. Böyle bir hakimiyet ise beraberinde beklenmedik bir kırılganlık getiriyor.
Farage, siyasi girişimlerini uzun süredir esasen kişisel mülkü gibi yönetti. 62 yaşına gelmişken hiçbir halef yetiştirmedi; hatta potansiyel veliahtlara birer tehdit gibi davrandı. O, büyük bağışları koparabilecek tek sert sağ figür olmaya devam ediyor, üstelik görünen o ki bu bağışlar sanıldığından çok daha fazlaymış. Robert Jenrick (Muhafazakar Partinin sağ kanadında yer alan eski bakan) ya da Zia Yusuf’un (Reform UK’nin önde gelen isimlerinden biri) ilham veremeyeceği türden, neredeyse kült benzeri bir bağlılık yaratabilen tek kişi de o. Ama en önemlisi, Reform gibi bir projeyi daha önce kendisini saygın muhafazakar seçmen olarak gören insanlara satabilecek hafifliğe, rahatlığa ve yüzeysel cana yakınlığa sahip tek kişi o. Farage’ın kaybı, Reform için gecenin sonunda yapış yapış halılı yerel bir gece kulübünde ışıkların yanmasına ve bira gözlüğünün bir anda çıkmasına benzerdi.
Bu, (istifa eden Başbakan) Keir Starmer için buruk bir an olabilir; zira iktidarda biraz daha uzun kalabilseydi düşmanlarının cesetlerinin nehirden aşağı süzülüşünü görebileceğini düşünerek hayıflanabilir. Ama geçmiş iki yılın hayal kırıklıklarının yükünü taşımayan, yepyeni ve pırıl pırıl bir İşçi Partisi liderinin göreve gelmesi için inanılmaz derecede şanslı bir zaman olurdu.
Farage dışında herhangi bir liderlik altında Reform, onun kaçınmaya çalıştığı bölücü tercihle neredeyse kesin olarak yüzleşmek zorunda kalırdı: Rupert Lowe’un sert sağcı Restore Britain partisinin peşinden dar bir seçim çıkmazına doğru mu gidecek, yoksa İngiltere sağının daha ana akım kesiminin baskın partisi olmaya mı çalışacak? Hangisi kazanırsa kazansın süreç dağınık olur ve kazanana Reform desteğinin bir kısmına mal olabilir. Bundan asıl kazançlı çıkacak kişi (Muhafazakar Parti Lideri) Kemi Badenoch olurdu; çünkü Reform’un yeni destekçilerinin büyük bölümü ve nispeten becerikli milletvekillerinin çoğu zaten onun tarafından kopup gelmişti. Yine de bunun İşçi Partisinin moraline sağlayacağı katkı küçümsenemez.
Peki, “öcü” korkusundan kurtulmuş bir İşçi Partisi hükümeti neye benzerdi? Yeniden seçilmek için yalnızca Reform’u dışarıda tutmak adına İşçi Partisine oy verilmesi gerektiğini savunmak yerine, kendi başarıları üzerinden bir gerekçe sunmak zorunda kalırdı. Bu da göründüğü kadar kolay olmak zorunda değil. Andy Burnham (İşçi Partisinin muhtemel yeni lideri) son yıllarda Manchester’da kapı kapı dolaşırken sadık İşçi Partisi seçmenleri arasında bile göç kontrolünün siyasi önemini anlayacak kadar çok şey duymuş biri. Bu nedenle, Farage’ın sonunun gelmesinin, daha liberal eğilimli seçim bölgelerine sahip İşçi Partisi milletvekillerinin nefret ettikleri bütün o konulardan vazgeçebilecekleri anlamına gelmediğine onları ikna etmekte zorlanabilir. Ayrıca, Reform’un yüzde 30’dan fazla oy almasının dar bölge seçim sistemi altında ne anlama gelebileceği korkusu ortadan kalkarsa, bazı İşçi Partisi milletvekillerini uzun süredir savunduğu seçim reformuna ikna etmekte de daha fazla zorlanabilir…
En azından iki şey açık. Birincisi, siyasette işler hâlâ bir anda tersine dönebilir. Durdurulamaz gibi görünen güçler, beklenmedik şekilde yerinden oynatılamaz nesnelere çarpabilir. Tamamen yok olduğu sanılan şeyler -tüm kusurlarına rağmen İşçi Partisinin yön bulmasını mevcut çok partili Jenga oyunundan kuşkusuz daha kolay kılan iki partili siyaset sistemi de dahil- zaman zaman yeniden canlanabilir. Hiçbir şey göründüğü kadar taşa kazınmış değildir.
İkincisi ise, iç rahatlatıcı biçimde, İngiltere’de demokratik hesap verebilirliğin çarkları yavaş dönse de tamamen yerinden çıkmış değiller. Henüz popülist liderlerin kendilerini hukukun üstünde görebildiği, gazetelerin başka tarafa bakmaya zorlanabildiği ya da denetimin hiçbir anlam taşımadığı türden bir ülke değiliz. Başka hiçbir şey yoksa bile, bu sürdüğü sürece bunun kıymetini bilin.
Çeviren: Dış Haberler Servisi