Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü (UNU-INWEH) tarafından hazırlanan yeni rapora göre yapay zekanın ihtiyaç duyduğu altyapı, 2030 yılına gelindiğinde 1.3 milyar insanın yıllık temel su ihtiyacına eşdeğer miktarda su tüketebilir. Raporda özellikle yapay zekâ veri merkezlerinin çevresel etkisinin bugüne kadar eksik değerlendirildiği vurgulanıyor. Çünkü mevcut tartışmalar çoğunlukla karbon emisyonlarına odaklanırken, veri merkezlerinin oluşturduğu su tüketimi ve arazi kullanımı gibi başka ciddi yükler yeterince dikkate alınmıyor.
Yalnızca Karbon Emisyonlarına Odaklanmak AI'ın Gerçek Çevresel Maliyetini Gizliyor
Araştırmacılara göre veri merkezlerinin çevresel etkisi üç temel başlık altında değerlendirilmeli: Karbon ayak izi, su ayak izi ve arazi ayak izi. Karbon ayak izi, veri merkezlerinin kullandığı elektriğin neden olduğu sera gazı emisyonlarını ifade ediyor. Su ayak izi ise hem elektrik üretimi sırasında hem de sunucuların soğutulmasında kullanılan su miktarını kapsıyor. Arazi ayak izi ise enerji altyapılarının, veri merkezlerinin ve tedarik zincirlerinin kapladığı fiziksel alanı ifade ediyor. Rapora göre yalnızca karbon emisyonlarına odaklanmak, yapay zekânın gerçek çevresel maliyetini gizliyor.
Raporda yer alan tahminlere göre yapay zekâyı besleyen veri merkezleri 2030 yılına kadar yıllık 945 terawatt-saat elektrik tüketecek. Bu miktar, Pakistan, Bangladeş ve Nijerya’nın toplam yıllık elektrik tüketiminin yaklaşık üç katına denk geliyor. Üstelik bu üç ülkede toplamda 650 milyondan fazla insan yaşıyor.
Yenilenebilir Enerjiye Geçiş Karbon Emisyonunu Düşürüyor Ama Su ve Arazi İhtiyacını Artırıyor
UNU-INWEH araştırmacılarından Miriam Aczel’e göre en şaşırtıcı noktalardan biri de tam olarak bu. Çünkü çevre dostu gibi görünen bazı enerji çözümleri, farklı alanlarda daha büyük çevresel sorunlara yol açabiliyor. Bu da yapay zekânın sürdürülebilirliği değerlendirilirken daha kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini gösteriyor.
Veri Merkezlerinin Negatif Etkileri Şimdiden Hissedilmeye Başlandı
Veri merkezlerinin enerji tüketimiyle ilgili sorunlar şimdiden hissedilmeye başlanmış durumda. Rapora göre yalnızca 2025 yılında veri merkezlerinin toplam elektrik tüketimi yaklaşık 448 terawatt-saat seviyesine ulaştı. Özellikle veri merkezlerinin yoğunlaştığı bölgelerde bu durum yerel enerji altyapıları üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Örneğin İrlanda’da veri merkezleri, 2023 yılında ülkenin toplam elektrik tüketiminin yüzde 21’ini oluşturdu. Hatta bu tüketim, şehirlerdeki konutların toplam elektrik kullanımını bile geride bıraktı. Bunun ardından ülkenin enerji şebekesini yöneten kurum, Dublin çevresindeki yeni veri merkezi başvurularını 2028 yılına kadar durdurma kararı aldı.
Benzer sorunlar su kaynakları konusunda da yaşanıyor. Özellikle kuraklık riski taşıyan bölgelerde yeni veri merkezlerinin kurulması, yerel halk ile teknoloji şirketlerini karşı karşıya getiriyor. Örneğin Meksika’nın Querétaro bölgesinde kurulması planlanan veri merkezi projeleri, mevcut su rezervlerini tehdit ettiği gerekçesiyle eleştiriliyor. Uruguay’da ise 2023 yılında yaşanan kuraklık sırasında yeni bir veri merkezi projesinin gündeme gelmesi protestolara yol açmıştı. Ülkenin en büyük şehrindeki tatlı su rezervleri tükenme noktasına gelirken, halk içme suyuna erişim sorunu yaşamış; buna rağmen büyük veri merkezlerinin önceliklendirilmesi tepki çekmişti.
ABD ve Çin'in AI Yükünü Daha Kırılgın Bölgeler Taşıyor
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli konu ise “dijital uçurum”. Araştırmacılara göre yapay zekâ altyapısının büyük bölümü yalnızca belirli ülkelerde yoğunlaşıyor.2025 itibarıyla dünyadaki ülkelerin yalnızca yüzde 16’sında yapay zekâya özel veri merkezleri bulunuyor. Dahası bu kapasitenin yüzde 90’ı yalnızca ABD ve Çin’de toplanmış durumda. Bu da düşük gelirli ülkelerin yapay zekâ ekonomisine katılımını zorlaştırırken, çevresel yüklerin önemli bir kısmının yine daha kırılgan bölgelerin üzerine kalmasına yol açabiliyor.
Üstelik sorun yalnızca enerji ve su tüketimiyle sınırlı değil. Rapora göre yapay zekâ altyapısının büyümesi, elektronik atık miktarında da ciddi artışa sebep olabilir. 2030 yılına kadar yapay zekâ sistemlerinden kaynaklanan elektronik atık miktarının yıllık 2.5 milyon metrik tona ulaşabileceği belirtiliyor. Bu atıkların önemli bir kısmının düşük gelirli ülkelere gönderilmesi ise toksik maddelere maruz kalan topluluklar açısından yeni riskler doğurabilir.
Birleşmiş Milletler Üniversitesi RektörüTshilidzi Marwala’ya göre yapay zekâ insanlık için büyük fırsatlar sunsa da bu teknolojinin faydalarının nasıl dağıtılacağı artık teknik değil, kamu yönetimiyle ilgili bir mesele hâline gelmiş durumda. Çünkü mevcut tablo, yapay zekâ altyapısının ekonomik olarak güçlü ülkelerde yoğunlaştığını; çevresel maliyetlerin ise çoğu zaman başka bölgeler tarafından taşındığını gösteriyor.
Bu yüzden raporda, “sorumlu yapay zekâ ekosistemi” oluşturulması çağrısı yapılıyor. Araştırmacılar; veri merkezi izin süreçlerinin, çevresel etki analizlerinin ve yerel topluluklarla yapılan değerlendirmelerin yalnızca karbon emisyonlarını değil, su ve arazi kullanımını da hesaba katması gerektiğini söylüyor. Aksi hâlde yapay zekanın teknoloji dünyasında yarattığı dönüşüm, beraberinde küresel ölçekte yeni kaynak krizlerini de getirebilir.