Ana içeriğe geç

Ankara'da gerçekleşen zirveye neden 'NATO 3.0' deniyor?

Bu yaklaşımın temelinde NATO'nun tarihinin üç ayrı döneme ayrıldığı fikri var.

Ankara'da gerçekleşen zirveye neden 'NATO 3.0' deniyor?
Euronews Türkçe
16

Ankara'da 7-8 Temmuz 2026'da düzenlenen NATO Zirvesi, hem ülke liderleri hem de basın mensupları tarafından "ittifakın yeni dönemi" diye nitelendirildi.

Zirveye haftalar kala, zirveyle ilgili gayrı resmi söylem "NATO 3.0" olurken, bu nitelemeyi ilerleyen günlerde yetkililer de dile getirmeye başladı.

Kavramı neredeyse resmi söylem haline getiren isim büyük ölçüde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte oldu. Rutte ve ABD Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby, Brüksel'deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda bu terimi açıkça dile getiren isimler oldu.

Haziran ayında yaptığı bir açıklama Rutte, şöyle demişti: "NATO 3.0'ın özü bu: Daha güçlü bir NATO'da daha güçlü bir Avrupa."

Rutte, bu nitelemeyi ABD'nin ittifak içinde bazı askeri yükümlülüklerini azaltırken Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesini ifade etmek için kullanmıştı.

Daha sonra önde gelen düşünce kuruluşları da bu ifadeye makalelerinde yer vermeye başladı. Bunun ardından Reuters ve Associated Press gibi prestijli haber kurumları da ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin "NATO 3.0 çağrısı yaptığı" görüşünde birleşti.

Terim büyük ölçüde bu yıl duyulup benimsense de aslında ilk kez dile getirilmedi. Anadolu Ajansı'nın analizine göre, 2012 yılında, Lizbon ve Chicago zirvelerinin ardından, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow, ittifakın küresel ortaklıkları genişletmeyi hedeflediği "NATO 3.0" dönemine doğru ilerlediğini savunmuştu.

NATO'nun üç dönemi

Bu yaklaşımın temelinde ise NATO'nun tarihinin üç ayrı döneme ayrıldığı fikri var.

Buna göre, 1949'dan 1991'e kadar süren Soğuk Savaş dönemini ifade etmek için "NATO 1.0" nitelemesi kullanılıyor. Bu dönemde ittifakın temel amacı Sovyetler Birliği'yle mücadeleydi ve ABD, Avrupa güvenliğinin tartışmasız lideriydi.

"NATO 2.0" ise Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra başlayan dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamada NATO, Afganistan gibi başka bölgelere yönelik operasyonlara yöneldi. Terörle mücadele ve kriz yönetimi ön plana çıkarken, Avrupa'nın güvenliği büyük ölçüde yine ABD'nin askeri varlığına dayandı. NATO, 11 Eylül 2001'deki El Kaide saldırılarının ardından ABD'yi devlet dışı bir aktöre karşı savunmak amacıyla ilk kez kolektif savunma maddesi olan 5. Madde'yi yürürlüğe koymuştu.

Ankara Zirvesi ile birlikte konuşulmaya başlanan "NATO 3.0" ise Rusya'nın yeniden temel askeri tehdit olarak tanımlandığı, Çin'in uzun vadeli stratejik rakip olarak dikkate alındığı ve Avrupa'nın kendi savunmasının daha büyük bölümünü üstlenmeye zorlandığı yeni dönemi anlatıyor.

Somut adımlar atılıyor: Değişen ne?

Ankara Zirvesi'ni farklı kılan en önemli unsurlardan biri, ABD'nin Avrupa'ya yönelik güvenlik anlayışındaki değişimin artık söylemden çıkıp NATO'nun kurumsal planlamasına yansımaya başlaması oldu.

Trump yönetimi uzun süredir Avrupa'nın savunma yükünü artırmasını talep ediyor ve askeri desteği azaltacağını söylüyordu. İran'a yönelik saldırıları sırasında ABD ordusuna Avrupa'daki üsleri kullanma izni çıkmayınca ABD-Avrupa arasındaki savunma tartışmaları daha da kızıştı.

Bu tartışmaların damga vurduğu zirvede, Trump ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasındaki gerginlik fotoğraflara yansırken, ABD Başkanı, İspanya'ya yönelik tehditlerini de sürdürdü.

Zirvede müttefiklerin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 5'ine çıkarma yönündeki hedeflerini somutlaştırdığı, Avrupa'nın daha fazla askeri üretime teşvik edildiği ve ABD'nin kıtadaki yükünü azaltacak düzenlemeler öne çıktı.

Zirveyi izleyen birçok uzmana göre, bu nedenle Ankara Zirvesi, "yük paylaşımının" artık söylem olmaktan çıkıp yeni ittifak modelinin temel ilkesi hâline geldiği toplantı olarak görülüyor.

Yeni yaklaşım, Avrupa ülkelerinin yalnızca daha fazla para harcamasını değil, mühimmat üretiminden hava savunmasına, füze sistemlerinden yapay zeka destekli komuta-kontrol altyapılarına kadar birçok alanda kendi sanayi kapasitesini geliştirmesini öngörüyor. NATO Genel Sekreteri Rutte de zirvenin amacını "yatırımları artırmak, savunma sanayii üretimini büyütmek ve taahhütleri somut sonuçlara dönüştürmek" diye tanımladı.

Rutte ayrıca, Avrupa ülkeleri ile Kanada'nın bu yıl ve geçen yıla kıyasla savunmaya yaklaşık 300 milyar dolar daha fazla kaynak ayıracağını belirtti. Zirve kapsamında düzenlenen savunma sanayii etkinliğinde milyarlarca dolarlık silah ve askerî teçhizat sözleşmeleri öne çıkarılırken, liderler ortak bildiride NATO'nun kapsamlı bir dönüşüm sürecine girdiğini ilan etti.

'Savaşa hazır koalisyon'a geçiş

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yanı sıra İsrail'in Gazze'deki saldırıları ve İran ile ABD çatışmasının ardından gelen zirve, ittifakın aynı zamanda yüksek yoğunluklu savaş senaryolarına göre güncellenişine sahne oldu.

Özellikle Ukrayna savaşından çıkarılan dersler doğrultusunda büyük ölçekli mühimmat stokları, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, yapay zeka destekli komuta-kontrol ağları ve savunma sanayi üretim zincirleri ittifak planlamasının merkezine yerleşti.

Bu nedenle bazı analistler NATO 3.0'ı "barış dönemi güvenlik kulübünden savaşa hazır askerî koalisyona geçiş" olarak tanımlıyor.

Türkiye'nin değişen rolü

NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönüşümünde kilit öneme sahip toplantılarından biri de 2004 İstanbul Zirvesi'ydi. Bazı yorumcular o dönemde Türkiye'nin daha çok NATO operasyonlarına lojistik destek sağlayan bir müttefik olarak öne çıktığını düşünüyor.

2026 Ankara Zirvesi'nde ise Türk savunma sanayii, insansız hava araçları, mühimmat üretimi ve diplomatik arabuluculuk kapasitesi nedeniyle ittifakın yeni üretim ve teknoloji ekosisteminin önemli aktörlerinden biri haline geldi.

NATO'nun zirve kapsamında düzenlediği Savunma Sanayii Forumu, bu yaklaşımın göstergelerinden biriydi. Forumda Türk şirketleri ASELSAN, ROKETSAN, STM ve TÜBİTAK'ın, ittifakın hava savunma sistemlerinde rol oynayacağı açıklandı.

Fikir birliği var mı?

Bununla birlikte "NATO 3.0" kavramı konusunda tam bir fikir birliğinden söz etmek mümkün değil.

Bazı uzmanlar bunun gerçekten yeni bir stratejik çağın başlangıcı olduğunu savunurken, bazıları ise ifadenin daha çok analitik ve siyasi bir etiket olduğunu, NATO'nun temel ilkelerinde -özellikle Washington Antlaşması'nın 5. maddesindeki kolektif savunma yükümlülüğünde- herhangi bir değişiklik olmadığını vurguluyor.

Ankara Zirvesi bildirisi de 5. maddeye bağlılığın sürdüğünü açık biçimde teyit ediyor. Bu madde, NATO üyesi herhangi bir ülkeye yönelik bir saldırının tüm ittifak üyelerine yapılmış sayılmasını şart koşuyor.

Zirvede öne çıkan diğer gelişmeler

5. Madde'nin teyidinin yanı sıra, zirvenin öne çıkan başlıklarından biri İran oldu. Trump, NATO liderler yemeğinden ayrıldıktan kısa süre sonra İran'a yönelik ABD hava saldırılarını onayladı. Trump, müttefiklerin Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasında ABD'ye yeterince destek vermediğini savunurken, Rutte ise İran'ın NATO coğrafyasının dışında olduğunu hatırlatmasına rağmen, ihtiyaç duyulması halinde ittifakın gelecekte bir rol üstlenme ihtimalini dışlamadı. Ancak NATO'nun Afganistan deneyiminin ardından yeni bir dış operasyona sıcak bakmadığı da vurgulandı.

Ukrayna konusunda Trump, Kiev'in Patriot hava savunma sistemlerini lisans altında kendi topraklarında üretebilmesine izin verileceğini açıkladı. Ukrayna Lideri Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinde daha önceki eleştirel üslubunu yumuşatan Trump, Ukrayna liderinin savaş boyunca "etkileyici bir iş çıkardığını" söyledi. NATO liderleri de bu yıl ve 2027 için toplam 70 milyar euro'luk askeri destek paketi üzerinde uzlaştı. Paketin 30 milyar euro'sunun Avrupa Birliği kredi programından, 40 milyar avrosunun ise NATO müttefiklerinden karşılanacağı belirtildi. ABD ise bu finansman paketine katılmayacak.

Zirvede Türkiye açısından da dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Trump, Türkiye'ye yönelik yaptırımların kaldırılabileceğini ve bunun F-35 savaş uçaklarının satışının önünü açabileceğini söyledi. Kararını henüz kesinleştirmediğini ifade eden Trump'ın açıklaması, Türkiye'nin 2019'da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından çıkarıldığı F-35 programına geri dönüş ihtimalini yeniden gündeme taşıdı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler