CHP Lideri Özgür Özel, T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.
CHP’ye yönelik mutlak butlan kararını “Erdoğan'ın iktidarını sürdürmek hatta Erdoğan'ın kurduğu yeni rejimin devamını sağlamak için yapılmış bir büyük ve dinamik operasyon” olarak tanımlayan Özel, bu operasyonun amacının rejimin devamını sağlamak olduğunu ifade etti. İktidarın muhalefete yönelik saldırılarının yakın zamanda durmasını beklemediklerini ifade eden Özel “Bunun seçime kadar çeşitli fazlarda, evrelerde devam edeceği anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.
Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz hafta Salı günü parti genel merkezinde gerçekleştirdiği konuşmada Türkiye’nin dış politikasına ilişkin sarf ettiği sözleri “hem Amerika'dan hem Türkiye'deki düzenden, rejimden meşruiyet arayışı” olarak tanımladı.
Mutlak butlan yönetiminin görevde kaldığı sürede Cumhur ittifakı ile bir işbirliği içine girebilme ihtimaline dair soruya ise “Şimdi son bir ayda yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye imkânsız diyemem. Kimseye bu noktada kefalet koyabilecek durumda değilim” diyerek yanıt verdi.
Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"İçinde bulunduğumuz sürecin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir iç meselesi olmadığı çok açık. Erdoğan'ın iktidarını sürdürmek hatta Erdoğan'ın kurduğu yeni rejimin devamını sağlamak için yapılmış bir büyük ve dinamik operasyonla karşı karşıyayız. Tek hedefi var, rejimin devamı. Bunun için de her türlü imkânı, hem yargı üzerindeki etkileriyle hem polis üzerindeki, jandarma üzerindeki etkileriyle, devletin çeşitli kurumlarının üzerindeki etkileriyle kullanıyorlar. Özellikle de basın yayın organları üzerinden büyük iftiralar, itibar suikastları haksız birtakım operasyonlar yapıyorar. Geçmiş dönemlerde işte FETÖ bir yere delil saklar gider onu bulurdu; şimdi burada olmayan delili birilerine kabul ettirme, itirafçılık, mala çökme, ondan sonra malını geri almak istiyorsan üç kuşak olan firmaya çökerken geri almak istiyorsan istediğim ifadeyi vereceksin, çocuğunu görmek istiyorsan istediğim ifadeyi vereceksin, gibi mafyanın bile yapmadığı veya mafya filmlerinde izlediğimizde bu kadar da olmaz diyeceğimiz her şey, her kötülük var karşımızda.
SALDIRILAR DEVAM EDECEK GÖRÜNÜYOR
Hedef ne diye bakarsanız, Erdoğan'ın karşısında, rejimin karşısında tehdit olan ne varsa onu ortadan kaldırmak. Şu anda muhalefeti adaysızlaştırma, bunun geçen sene 19 Mart'ta ilk adımı atıldı. Kurumsuzlaştırma, butlan meselesiyle bir kurum elimizden alınıyor. Ve lidersizleştirme. O da işte şu anda bize yapılan, arkadaşlarımıza yapılan her şey, ondan sonra da bu devam edecek gibi görülüyor.
CHP’Yİ FELÇ ETMEYE ÇALIŞIYOR
Bunun seçime kadar çeşitli fazlarda, evrelerde devam edeceği anlaşılıyor. Buna karşı iki üç şey lazım. Bir kere ne olursa olsun hukuki mücadeleyi sürdürmek lazım. Çünkü şunu önemli görüyorum. Bu kötülüğü planlayanlar ve uygulayanlar var. Bir de bu kötülüğün parçası olmak istemeyenler var. Tarih önünde bunun görünür olması için hiçbir hukuki mücadeleyi, itirazı, denemeyi boş bırakmamak lazım. Ondan sonra, hukuki mücadele sürecek. Buna bir siyasi mücadele vermek gerekiyor. Onu da sürdürüyoruz işte. Her şeye rağmen önce partimize tutunmaya çalışarak ama bir yandan da siyasete tutunmaya çalışarak devam ediyoruz. Üçüncüsü de resmen bir fiziki mücadele. Orada da hayata tutunmaya çalışıyoruz. Yani insanların etrafındaki herkesi alıp hapse atma. Şimdi mesela şunu düşünün. Cumhuriyet Halk Partisi'nin en bilinen, en popüler 20 milletvekili varsa bunun 9 tanesini dün ihraç ettiler. Şimdi bu ihraçları normal şartlarda MYK'dan yapamazsınız. Bunu herkes biliyor. Hatta bu konuda bir kez Kemal Bey bunu Süheyl Batum için denemiş, mahkemeden de geri döndü. Parti meclisinden yapmanız lazım ama MYK'dan yapıyor. Parti meclisinden yapamayacağı için. Neye güveniyor? Kendisine verilen yargısal güvencelere güveniyor. Ama bir yandan ne yapıyor? Cumhuriyet Halk Partisi'ni paralize ediyor. Felç etmeye çalışıyor.
"TÜRKİYE’Yİ KAFALARINDA ORTADOĞU’DA KODLAMIŞLAR"
Memleket için bir üzüldüğüm kısmı söyleyeceğim bir de kahrolduğum kısmı. Üzüldüğüm kısım şu. Cumhuriyet'in kuruluşunun üzerinden 103 yıl geçmiş ve bu 103 yılın hikâyesi, antiemperyalist bir mücadeledir, işgale karşı verilmiş bir mücadeledir. Ve bu topraklarda antiemperyalist mücadele, hepimizin damarlarına işlemiş bir şeydir. Çünkü hepimizin dedesi antiemperyalist ve işgal karşıtı direniş kahramanıdır. Ben bu yüzden bu Cumhuriyet'in temellerinin çok sağlam olduğunu ve kolay kolay yıkılamayacağını düşünüyorum. 103 yıl, bu arada tabii hani 1970’lerdeki dinamik gençlik hareketinin antiemperyalist duruşunu da hatırlamak lazım. Bir yandan da yine son dönemlerde Amerika ve İsrail'in Orta Doğu'da yaptığı her şeye karşı hepimizin birden neler hissettiğini de bir hatırlamak lazım. Şimdi Cumhuriyet'in kuruluşunun üstünden 103 yıl geçmiş. Dünyanın en şanlı, işgale direnen antiemperyalist mücadelesini vermiş bu topraklarda, bir Amerikan büyükelçisi var. Aynı zamanda Suriye'den Irak'tan da sorumlu. Türkiye'yi kafalarında Orta Doğu'da kodlamışlar. Yani niyetleri aslında CENTCOM'un içinde değerlendirmek Türkiye'yi. Yani fiilen öyle yapıyorlar. Ve o Türkiye'de bir diplomasi forumunda oturup, ‘ya buralarda demokrasi olmuyor, biz demokrasileri yapmaya çalıştık olmadı, işte merhametli monarşiler işliyor burada, o yüzden de güçlü liderlere ve tek adamlara ihtiyaç var’ diyor. Zaten şimdi dayattıkları rejim, ülkeleri gidip işgal etmek yerine o ülkelerde yönetimi değiştirmek ve kimin yöneteceğine karar vermek. Bunu Güney Amerika'da da yaptırıyorlar, Suriye'de de yaptılar, İran'da da yapmak istedikleri o. Merhametli monarşiler falan dedi. Bunun üzerine mesela buna Türkiye'den Erdoğan'ın ne partisinden ne kendisinden ne yazarından, çizerinden bir itiraz gelmedi. Aksine, bu konuyu olumlayarak tartışanlar oldu. Buna birtakım katılanlar var, sessiz kalanlar var. Buna Cumhuriyet’in 103. yılında üzülüyorum. Ama buna Cumhuriyet Halk Partisi'nin butlan yönetiminin bir köşesinden dahil olmasına kahroluyorum.
O İFADELERİ DUYDUKTAN SONRA UYKUM KAÇTI
Yani bu çok tehlikeli sinyal veriliyor. Burada iki ihtimal görüyorum. Bu ihtimallerden bir tanesi, bu yaygın konuşulan meseleye kendini uyumlayarak butlan yönetiminin hem Amerika'dan hem Türkiye'deki düzenden, rejimden meşruiyet arayışı. Beni tanıyın, sizinle yürüyeyim. Bu korkunç, bu çok kötü bir şey. Yok öyle değil, gerçek niyet gerçekten böyle bir anlaşmaya varılmış ve burada yer almaya Cumhuriyet Halk Partisi sürüklenecekse, hani bu çok daha korkunç bir durum. Benim uykularımı kaçıran kendi durumum değil. Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.
"CUMHUR İTTİFAKINA DAHİL OLMAYACAKLARINI SÖYLEYEMEM"
Şimdi son bir ayda yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye imkânsız diyemem. Kimseye bu noktada kefalet koyabilecek durumda değilim. Çünkü ne gördüm? 19 Mart'ta Ekrem Başkan tutuklanmadan üç hafta önce, bayramdan hemen önce İmamoğlu tutuklanacak diyen gazeteci Sinan Burhan, ister yazın ister yazmayın, bunu TGRT'de canlı yayında söylemişti. Bu gazeteci geçen hafta partiden ihraç edilecek isimleri saydı. O sırada butlan yönetimindeki arkadaşlarımız, ihraç yok gündemimizde diyorlardı soranlara. Özellikle bizim milletvekillerine ihraç yok fdiyorlardı. Bu cümlelerin üzerinden bir hafta geçti. Dediği isimleri partiden ihraç ettiler. Şimdi öyle bir noktadayız ki Akın Gürlek'ten iyi haber alan ve verdiği bilgilerin, operasyon bilgilerinin doğru çıkmasıyla övünen kişi, CHP yönetiminde kimlerin partiden atılacağını tam isabet biliyor.. Bu kısmını doğrulatamam, şudur diyemem. Ancak hani gazetecilerin sorması lazım mesela, Akın Gürlek'le oturup kaç kez görüştünüz diye, şu anda partinin avukatı olan kişiye. Şimdi bize her yerden; defalarca görüşüldü, bütün adımlar birlikte planlandı deniyor mesela. Ondan sonra, bu kısmı da önemli. Ben bunlara bir ay öncesine kadar, hayır, olmaz, yapmazlar, inanmam diyordum. Bana bir ay önce deseniz ben bu butlan yönetiminde gelen arkadaşların hepsine kefil olurdum böyle bir şeye kalkışmazlar CHP'yi çizgisinden saptırmazlar diye. Ama hem duyduğum Orta Doğu lafları hem de bu ihraçları TGRT'de bir hafta önce duyup MYK üyeleri yok öyle bir şey derken liste sonra çıkıyor ve Sinan Burhan'ın liste tam isabet kaydediyor. O yüzden artık hiçbir konuda hiçbirine kefil olamam.
Normalde bir ay önce siz bana sorsanız bu iş olmadan önce, butlan kararı çıksa da partiye gelseler de yönetimde kalmaya çalışsalar da bu başka bir şey ama Cumhur İttifakı'na yanaşırlar mı dendiğinde, ben derdim ki yok ya böyle bir şey olmaz. Ama şu yaşadıklarımızı, biraz önce söylediklerimizi görünce ben artık onlara kefil olamam, yapmazlar diyemem. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun şahsında söylemiyorum. Bir bütün halinde baktığım tablodan görüyorum yani. Yani şunu demiyorum. Kemal Bey sarayın adamı falan. Hani böyle basit kolay tüketilen cümleler var böyle. Bu anlamda söylemiyorum, şu anlamda söylüyorum. Öyle şeyler gördük yaşadık ki hal, tutum, tarz, söylem çok kötü ve bu yüzden bir ay öncesinde hayır olmaz dediğim bir şeye şu anda olmaz diyemiyorum.
YENİ PARTİ TARTIŞMALARI
Şimdi partide hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdürüyoruz. Siyaseten de doğru olduğu için yapıyoruz. Ama bizi fiziken partiden attılar. Adam tuttu, bizi partiden attı polis eliyle. Şimdi biz dedik ki biz Meclis grubuna çekildik. Meclis grubu bizim yerimiz. Şimdi gruptan atmaya çalışıyorlar. Yani en sonunda bu iş nereye varacak? Yani Özgür Özel yeni parti kuracak mı sorusunu, Özgür Özel'e değil de butlan yönetimine sormak gerekiyor. Yani sonuçta kaba kuvvetle, zorla, yani düşünsenize çevik kuvvetle bizi tutup partiden dışarı atmak neyse, MYK kararıyla milletvekili ihraç etmek de aynı şeydir. Neredeyse öbürü daha meşru. Öbüründe hiç olmazsa bir mahkeme kararı götürmüş polise, polis de bilmez o kararın nasıl alındığını, uygular. Burada yani düz üye muamelesi yaparak grup başkanvekilini partiden atıyor adam. Olacak iş değil. Yarın genel başkanı da birisi kalkar partiden atar, bilmem ne yapar.