Ana içeriğe geç

NATO neleri konuşacak? Zekeriya Şahin Türkiye'nin nasıl oyun kurucu olduğunu anlattı

NATO 3.0 nedir, Rusya ve Çin karşısında ittifak nasıl bir strateji izleyecek? Küresel güvenlikte taşların yerinden oynadığı bu dönemde Türkiye, stratejik konumu ve savunma sanayii gücüyle masadaki ağırlığını nasıl artırıyor? Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a anlattı

NATO neleri konuşacak? Zekeriya Şahin Türkiye'nin nasıl oyun kurucu olduğunu anlattı
TGRT Haber
16

Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde gözler, Ankara'da gerçekleşecek NATO zirvesine çevrildi. NATO artık yalnızca klasik askerî tehditlerle değil; siber saldırılar, yapay zekâ, uzay güvenliği ve enerji arzı gibi hibrit tehditlerle mücadele eden çok boyutlu bir yapıya dönüştü.

Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak Türkiye'nin artık bir "cephe ülkesi" olmanın ötesinde, güvenlik ve enerji koridorlarını kontrol eden bir "oyun kurucu" olarak tescillendiğini açıkladı. Peki görüşmede hangi kararlar alınacak ve bu kararlar neyi değiştirecek?

Ankara'da gerçekleşen NATO Zirvesi'nin önemi ve gündemi ne?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: 2004 İstanbul Zirvesi genel olarak NATO'nun genişleme dönemine ilişkin bir süreci temsil ediyordu. Ancak geldiğimiz süreci değerlendirdiğimizde Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayan, ABD-İsrail-İran savaşı ile devam eden jeopolitik riskler, enerji arzı güvenliği, istihbarat savaşları ve yapay zekâ unsurları gibi gelişmeler bugünkü zirveye daha farklı bir anlam katmaktadır.

Çünkü artık NATO sadece klasik askerî tehditlerle ilgilenmiyor; siber saldırılar, yapay zekâ, uzay güvenliği, enerji arzı, kritik altyapıların korunması ve hibrit savaşlar da ittifakın temel gündemi haline geldi.

Bugünkü zirve genişlemeden ziyade caydırıcılık, teknoloji ve çok boyutlu güvenlik çağının zirvesi olarak tarihe geçmeye aday olarak okunmalıdır.

Türkiye de son dönemlerde teknoloji, savunma sanayiindeki hızlı gelişimi, uluslararası diplomasideki ilkeli ve tutarlı duruşu ve sahip olduğu jeopolitik konum sermayesi ile her anlamda pazarlık gücü yüksek bir ülke olarak yalnızca ev sahibi değil, güvenlik mimarisini şekillendiren merkez ülkelerden biri olma iddiasındadır.

NATO 3.0 söylemi neyi ifade ediyor?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Esasında "NATO 3.0" resmî bir NATO kavramı değildir. Genel olarak güvenlik uzmanları, akademisyenler ve strateji çevreleri tarafından kullanılan, NATO'nun yeni döneme uyumunu anlatan analitik bir tanımlamadır.

Tarihsel olarak baktığımızda ise;

NATO 1.0 (1949–1991): Soğuk Savaş Dönemi

Sovyetler Birliği'nin tehditlerine karşı nükleer caydırıcılık ve konvansiyonel askerî gücün ön planda olduğu, Avrupa'nın kolektif savunması dönemidir.

NATO 2.0 (1991–2022): Kriz Yönetimi Dönemi

Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte NATO'nun görev alanı genişledi. Özellikle 11 Eylül'de ABD'de İkiz Kuleler'e yapılan saldırılar sonrasında terörle mücadele öne çıktı. (Şimdiye kadar NATO'nun 5. maddesi sadece bu saldırı sonrasında uygulandı.) Afganistan, Balkanlar ve diğer bölgelerde kriz yönetimi, barışı koruma ve istikrar operasyonlarının yürütüldüğü dönemdir.

NATO 3.0 (2022 sonrası): Büyük Güç Rekabeti Dönemi

Bu kavram, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrasında Rusya'nın yeniden en büyük askerî tehdit olarak tanımlanması dönemidir. Bu süreçte bir başka güç olarak Çin etkisi de görülmeye başladı. Çin'in yalnızca ekonomik değil, askerî, teknolojik ve jeopolitik bir rakip olarak değerlendirilmesi ön plana çıktı.

Bu durum beraberinde siber güvenlik, yapay zekâ, uzay, kuantum teknolojileri ve kritik altyapıların savunmasının NATO gündemine girmesini, savunma sanayii üretiminin artırılmasını ve mühimmat stoklarının güçlendirilmesini, Hint-Pasifik'teki gelişmelerin Avrupa güvenliğiyle birlikte ele alınması gerekliliğini ortaya koymuştur.

Türkiye açısından değerlendirdiğimizde NATO 3.0 taşıdığı anlam itibarıyla çok önemlidir. Türkiye bu dönemde jeopolitik konumunun çok önemli bir sermaye olduğunun farkındadır.

Karadeniz güvenliğinde kilit aktör, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya arasında stratejik köprü, savunma sanayii kapasitesi, askerî kurmay zekâsı yüksek ve nitelikli insan kaynağı ile önemli bir müttefik olmakla beraber enerji ve ulaştırma koridorlarının güvenliğinde stratejik ve merkez ülke konumunda öne çıkıyor.

Ve bu dönemde dünyadaki güç dengeleri enerji, madenler, nadir toprak elementleri, mineraller gibi birçok unsura ilaveten stratejik ticaret yollarına hâkimiyet üzerinden şekillenecektir. Bu yollar üzerinde hâkim olan ülkeler kazanacak. Ve Türkiye bu noktada en avantajlı ülkedir.

Bu zirvede neler konuşulacak? Neler değişecek?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Bu zirve sadece bugünün krizlerinin konuşulacağı bir zirve olmayacak. NATO'nun 2030'lu yıllardaki güvenlik mimarisinin şekillendirileceği bir zirve olacak. Kararlar yalnızca askerî dengeleri değil, savunma sanayiinden enerji güvenliğine, teknolojiden küresel siyasete kadar birçok alanı etkileyecek. Bu nedenle zirvenin sonuçları, üye ülkelerin dış politika ve güvenlik stratejilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Bu zirvede doğrudan NATO ile ilgili konuşulacak konular ile Türkiye açısından konuşulacak konular ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Genel olarak NATO ile ilgili konuşulacak konular:

Rusya-Ukrayna savaşı: Ukrayna'ya verilecek desteğin devamı, Rusya'nın caydırılması ve Avrupa'nın doğu kanadının güçlendirilmesi.

Orta Doğu güvenliği: İran, İsrail-Filistin, Suriye ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin NATO'nun güvenliğine etkileri.

Terörle mücadele: Türkiye'nin özellikle PKK, DEAŞ ve diğer terör örgütlerine karşı müttefiklerden daha somut destek beklentisi.

Çin'in yükselişi: Çin'in teknoloji, ticaret ve askerî kapasitesinin küresel güvenliğe etkileri.

Yapay zekâ ve siber güvenlik: Hibrit savaş, kritik altyapıların korunması, uzay ve siber alandaki yeni tehditler.

Türkiye açısından değerlendirdiğimizde:

NATO'nun güçlü ve önemli bir müttefiki olan Türkiye bu zirvede masaya sadece bir NATO üyesi olarak değil, Karadeniz'i kontrol eden, Orta Doğu'ya komşu, Avrupa'nın enerji ve ulaştırma koridorlarının merkezinde yer alan bir jeopolitik güç olarak oturuyor.

Bugün alınacak kararlar, Türkiye'nin savunma sanayiinden dış politikasına, enerji güvenliğinden bölgesel etkisine kadar birçok alanda yeni fırsatlar ve yeni sorumluluklar doğurabilir. Bu sebeple ülkemize uygulanan yaptırımların (CAATSA, F-35 vb.) kaldırılması önemli bir beklentimizdir ve NATO'nun yararına olacaktır.

Özetle NATO'nun güvenliği, Türkiye olmadan planlanabilecek bir denklem değil. Bu zirve, Ankara'nın sadece "cephe ülkesi" değil, aynı zamanda "oyun kurucu ülke" olarak konumunu daha da pekiştirme potansiyeli taşıyor.

Bu görüşmeden sonra neler değişmelidir?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: NATO'nun savunma anlayışı klasik kara-hava-deniz ekseninden çıkarak siber güvenlik, uzay, yapay zekâ ve kritik teknolojileri de kapsayan yeni bir döneme geçmek zorundadır.

Daha önce Avrupa ülkelerinin kendisine destek vermemesi nedeniyle Avrupa'yı NATO'dan çıkmakla tehdit eden bir Donald Trump gerçeği ve gergin ABD-Avrupa ilişkileri söz konusu. Bu sebeple savunma alanında ABD'ye bağımlılığı azaltacak yeni yatırımlara yönelmek zorunda ve Türkiye en avantajlı ülke konumundadır. Savunma sanayiinde ortak üretim ve ortak tedarik projeleri hız kazanabilir. Türkiye, jeopolitik konumu, savunma sanayii ve Karadeniz-Orta Doğu hattındaki rolü nedeniyle ittifak içinde daha kritik bir konuma gelebilir.

Bu zirvede 32 lider bir araya geliyor. Küresel güvenlik dengelerinin bu denli kırılgan olduğu bir dönemde, Ankara'da alınacak kararlar ittifakın geleceğini nasıl etkileyecek?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Bu zirvede bir araya gelecek 32 liderin vereceği kararlar, yalnızca kısa vadeli güvenlik gündemini değil, NATO'nun gelecek 10-15 yıldaki stratejik yönünü de belirleyebilir. Çünkü ittifak, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana belki de en karmaşık güvenlik ortamıyla karşı karşıya. Hatta ittifak üyeleri de kendi içerisinde birçok konuda kırılgan bir siyasi dönemde.

Rusya'nın uzun vadeli tehdit olarak tanımlanmasının sürdürülmesi

Çin'in yükselişi

Savunma harcamaları

Savunma sanayii ve üretim kapasitesi

En dikkat çekici değişim ise NATO'nun kimliğinde yaşanıyor olacaktır.

Artık NATO sadece bir "kolektif savunma örgütü" değil; enerji güvenliğinden siber saldırılara, uzaydan yapay zekâya kadar çok katmanlı tehditlere karşı hazırlanan küresel bir güvenlik ağına dönüşüyor. Ankara'da alınacak kararlar, ittifakın bu yeni yapısını kurumsallaştırabilir.

Ayrıca bu zirve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ülke liderleri ile olan iyi ikili ilişkileri sayesinde NATO'nun son dönemlerde çatırdayan yapısında yeniden bir güven tazeleyici etkisi olacaktır.

Türkiye, bu zirveyle NATO içindeki "kilit ortak" konumunu nasıl pekiştirecek?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Esasında Türkiye'nin kilit rolü çok önceden bilinmekle birlikte Batı tarafından bir türlü sindirilemeyen bir durumdu. Fakat son dönem yaşanan savaşlar artık Türkiye'siz bir NATO denklemi kurulamayacağını ortaya koydu.

Yani Türkiye açısından bu zirvenin en önemli sonucu, sadece ev sahipliği yapmak değil; NATO'nun güvenlik, enerji ve lojistik mimarisinde vazgeçilmez bir aktör olduğunu yeniden göstermesi olacaktır.

Hülasa bu zirve, Türkiye'nin NATO içinde "cephe ülkesi" değil, "denge kuran ve yön veren stratejik ortak" olduğunu gösterme fırsatıdır. Artık Ankara'nın masadaki ağırlığı sadece askerî gücünden değil; coğrafyasından, savunma sanayiinden, enerji koridorlarından ve diplomatik kapasitesinden kaynaklanıyor. NATO'nun yeni güvenlik mimarisinde Türkiye olmadan kalıcı bir denge kurmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Zirve sonrasında yayımlanacak ortak bildiriden, bölgesel krizlerin çözümüne veya NATO’nun gelecekteki genişleme stratejilerine dair nasıl mesajlar beklemeliyiz?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Açıkçası NATO zirvesi sonrasında yayımlanacak ortak bildirinin, sadece bir sonuç metni olacağını düşünmüyorum. İttifakın önümüzdeki birkaç yıla ilişkin stratejik yol haritasını ortaya koyan siyasi bir belge olması beklenebilir. Özellikle aşağıdaki başlıklarda güçlü mesajlar öne çıkabilir:

1. Rusya'ya karşı caydırıcılık sürecek

Bildiride, Rusya'nın Avrupa güvenliğine yönelik temel tehdit olmaya devam ettiği vurgusu korunacaktır. NATO'nun doğu kanadındaki askerî varlığının güçlendirilmesi, hava savunması, istihbarat paylaşımı ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılması yönünde kararlılık mesajı verilmesi beklenir.

2. Ukrayna'ya uzun vadeli destek

NATO'nun Ukrayna'ya askerî, mali ve eğitim desteğinin devam edeceği vurgulanacaktır. Ancak üyelik konusunda kesin bir takvim verilmesinden ziyade, "koşullar oluştuğunda üyelik sürecinin ilerletileceği" yönünde diplomatik bir ifade tercih edilmesi olasıdır. Bu, hem Ukrayna'ya destek mesajı verir hem de ittifak içinde görüş ayrılıklarını yönetmeye yardımcı olur.

3. Orta Doğu ve terörle mücadele

İran, Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler ışığında, terörizmle mücadele ve bölgesel istikrar başlığı daha güçlü şekilde öne çıkabilir. Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği "terörle mücadele NATO'nun öncelikleri arasında yer almalıdır" yaklaşımının bildiride daha görünür olması beklenebilir.

4. Savunma harcamaları

Üye ülkelerin savunma harcamalarını artırmaları yönündeki taahhütler yinelenecektir. NATO artık yalnızca yüzde 2 hedefini değil, yüzde 5 hedeflerinin ortaya konulacağı bir sürece evrilecektir. Bu, ittifakın daha yüksek hazırlık seviyesine geçişinin göstergesi olacaktır.

5. Çin ve hibrit tehditler

Çin'in askerî ve teknolojik yükselişi, siber saldırılar, yapay zekâ, uzay güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi konular bildiride daha geniş yer bulabilir. NATO artık sadece klasik askerî tehditlere değil, teknolojik rekabete de odaklanan bir güvenlik anlayışı benimsiyor.

6. Genişleme stratejisi

Kısa vadede yeni bir üyelik kararından çok, "açık kapı politikasının sürdüğü" mesajı verilmesi beklenebilir. Özellikle Bosna-Hersek ile Gürcistan gibi ortaklarla iş birliğinin artırılması vurgulanabilir. Böylece NATO, genişleme iradesini korurken doğrudan yeni bir kriz alanı oluşturmamayı hedefleyebilir.

Eğer bildiride Ukrayna, Orta Doğu, terörle mücadele ve savunma sanayi iş birliği aynı çerçevede ele alınabilirse, NATO sadece askerî bir ittifak değil; küresel güvenliği yönlendiren stratejik bir aktör olma iddiasını da güçlendirmiş olacaktır. Türkiye ise bu yeni güvenlik denkleminde yalnızca cephe ülkesi değil, diplomatik ve jeostratejik bir oyun kurucu olarak öne çıkmayı sağlayacaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler