Ana içeriğe geç

İranlı işçiler davalarını ILO’ya taşıyor

Yurtdışı İran Emek Konfederasyonu, İran’daki işçi baskılarını ILO’da resmi bir davaya dönüştürmek için harekete geçti. Konfederasyon, ILO Anayasası’nın 26. ve 33. maddelerinin işletilmesini talep ediyor.

İranlı işçiler davalarını ILO’ya taşıyor
Evrensel
16

Yurtdışı İran Emek Konfederasyonu, İran’daki işçilere yönelik baskıyı çalışma standartlarından sorumlu Birleşmiş Milletler organı olan Uluslararası Çalışma Örgütünde (ILO) resmi bir davaya dönüştürmeye çalışıyor.

Merkezi Berlin’de bulunan Yurtdışı İran Emek Konfederasyonu; dünya sendikalarına, yıllık Uluslararası Çalışma Konferansındaki işçi delegelerine ve ILO üyesi devletlere yönelik bir talep hazırladı. Amaç, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı resmi bir şikayet dosyası açmak, bir soruşturma komisyonu kurulması için talepte bulunmak ve Tahran eyleme geçmeyi reddetmeye devam ederse, ILO’nun tarihinde yalnızca iki hükümete, Myanmar ve Belarus’a karşı kullandığı nadir bir tedbiri devreye sokmak.

Davanın esas amacı şunu anlatmak: İran’da işçilere yönelik muamele, birbirinden bağımsız bir dizi hak ihlalinden ibaret değildir. İşçi önderlerinin hapse atılması, bağımsız sendikaların yasaklanması, grevlerin bastırılması, çocuk işçiliği, kadınlara ve azınlıklara yönelik ayrımcılık ve işçilerin güvensiz iş yerlerinde hayatını kaybetmesinin nedeni İran’da işçilerin örgütlenmek veya toplu sözleşme yapmak için yasal hiçbir yolları olamamasıdır.

Elbet bu yıllarda İranlı işçiler uluslararası kurumları beklemedi. Yıllar süren ağır baskılar boyunca, Yedi Tepe Şeker Fabrikası işçilerinden petrol ve petrokimya işçilerine, öğretmenlerin koordinasyon konseylerinden emeklilerin haftalık protestolarına kadar grev yaptılar, yürüdüler ve örgütlendiler. ILO’ya yönelmek bunların hiçbirinin yerini almıyor; yalnızca belirli bir sorunu daha net ortaya çıkarıyor. O da şu ki: İran içindeki tüm yasal kanallar işçiler için kapalıdır. Bağımsız sendikalar yasaklı, grevler güvenlik suçu olarak görülüyor ve bunlara öncülük edenler hapse atılıyor. Bu yüzden ülke içinde yasal bir yol bulamayan örgütleyiciler, davayı ülke dışına taşıyor.

Resmi şikayet, aynı zamanda İran rejiminin her yıl ILO’ya kendi seçtiği bir heyeti göndermesinin dayanağı olan “Emeğin sözcüsü olma” iddiasını hedef alıyor. İran’da işçilerin çalışma şartlarını resmi kayıtlara geçirerek baskı uygulayan İran rejimi için uluslararası maliyetini artırıyor. Bunların hiçbiri tek başına tutuklu bir örgütleyiciyi serbest bırakmaz veya bir ücret artışı kazandırmaz. Belarus ve Myanmar örnekleri bu sınırları net bir şekilde ortaya koyuyor. Uluslararası baskı bu hükümetleri izole etti ve itibarlarını ellerinden aldı, ancak kendi sınırları içinde özgür bir örgütlenme ortamı yaratmadı. Şikayet önemlidir, ancak sınırları da gerçektir. Yalnızca İran içindeki örgütlü işçiler, bunun arkasındaki baskıyı üretmeye devam ettiği sürece işe yarar.

ILO’nun atabileceği adımlar

ILO’nun bu anlamda belirli baskı unsurları var. Birincisi, sendika kurma özgürlüğünün ILO üyeliğinin temel bir koşulu olmasından dolayı, ilgili antlaşmaları hiç imzalamamış hükümetlere karşı yapılan şikayetleri bile inceleyen Sendika Özgürlüğü Komitesidir. İkincisi, bir hükümetin imzaladığı bir antlaşmayı ihlal etmesi durumunda kullanılan ILO Anayasası’nın 26. maddesidir. İran; zorla çalıştırma, istihdam ayrımcılığı, çocuk işçiliği ve güvensiz çalışmaya karşı antlaşmalara imza atmıştır; bu nedenle söz konusu antlaşmalar bir şikayet için yasal dayanak sunmaktadır. Son ve en nadir adım ise, üye devletlerin ihlalde bulunan hükümetle ekonomik bağlarını gözden geçirmesine olanak tanıyan 33. maddedir. ILO bu maddeyi tarihinde yalnızca üç kez, iki kez Myanmar’a ve bir kez Belarus’a karşı yürürlüğe koymuştur.

Myanmar ve Belarus örneği

Bu iki emsal, sürecin başladıktan sonra nasıl ilerlediğini gösteriyor. İlk olarak Myanmar geldi. 1996’da sendikalar zorla çalıştırma nedeniyle 26. madde kapsamında bir şikayette bulundu. Bir soruşturma komisyonu, 1998 yılında, yol yapımı, hamallık ve askeri lojistik için kullanılan, mağdurları arasında kadınların, çocukların ve etnik azınlıkların bulunduğu yaygın ve sistematik bir zorla çalıştırma sistemini rapor etti. Askeri hükümet buna uymayı reddetti. Haziran 2000’de Uluslararası Çalışma Konferansı, örgüt tarihinde ilk kez 33. maddeyi yürürlüğe koyarak, hükümetleri, işverenleri ve sendikaları sistemi ayakta tutmak için kullanmaması adına Myanmar ile olan bağlarını gözden geçirmeye çağırdı.

Bu iki emsal, sürecin başladıktan sonra nasıl ilerlediğini gösteriyor. Her ikisi de İranlı örgütleyicilerin şu anda izlemek istedikleri yolu takip etti. İlk olarak Myanmar geldi. 1996'da sendikalar zorla çalıştırma nedeniyle 26. Madde kapsamında bir şikayette bulundu. Bir Soruşturma Komisyonu, 1998 yılında, yol yapımı, hamallık ve askeri lojistik için kullanılan, mağdurları arasında kadınların, çocukların ve etnik azınlıkların bulunduğu yaygın ve sistematik bir zorla çalıştırma sistemini rapor etti. Askeri hükümet buna uymayı reddetti. Haziran 2000'de Uluslararası Çalışma Konferansı, örgüt tarihinde ilk kez 33. Madde'yi yürürlüğe koyarak, hükümetleri, işverenleri ve sendikaları sistemi ayakta tutmak için kullanmaması adına Myanmar ile olan bağlarını gözden geçirmeye çağırdı.

Belarus da aynı aşamalardan geçti. 26. Madde kapsamındaki 2003 tarihli bir şikayet, 2004 raporunda hükümetin bağımsız sendika hareketini ezdiğini tespit eden bir Soruşturma Komisyonu'na yol açtı. Belarus neredeyse yirmi yıl boyunca tavsiyeleri görmezden geldi ve tartışmalı 2020 seçimlerinden sonra baskılar daha da derinleşti. 2022'de devlet, Belarus Demokratik Sendikalar Kongresi'ni feshetti ve başkanı da dahil olmak üzere kırktan fazla sendika liderini hapse attı. Haziran 2023'te Konferans, tarihinde ikinci kez 33. Madde'yi 54'e karşı 301 oyla yürürlüğe koydu ve her ILO üyesinden Belarus'un ihlalleri sürdürmek için ilişkilerini istismar etmeyeceğinden emin olmalarını istedi. Haziran 2025'te Konferans, söz konusu tedbiri mevcut askeri hükümete karşı yeniden yürürlüğe koyduğunda Myanmar listeye geri döndü ve bunu iki kez yaşayan tek ülke oldu.

Hak ihlallerine karşı atılan adım

Her iki davayı da ilerleten şey yalnızca hak ihlallerinin ciddiyeti değildi. Bu, belgelenmiş, tekrarlanan uyumsuzluğun ve işçi delegeleri ile üye devletlerin harekete geçme konusundaki iradelerinin birleşimiydi. Hak ihlalleri pek çok ülkede vahim boyutlardadır. Myanmar ve Belarus’un istisnai hale gelmesinin nedeni, işçilerin kararlılığıydı, kanıtların inkar edilemez olması ve yeterli sayıda hükümetin bu adımı desteklemesiydi. İranlı işçilerin ulaşmaya çalıştığı eşik işte budur.

Talep aynı zamanda davayı, çöken para biriminin, enflasyonun ve kitlesel yoksulluğun insanları sokağa döktüğü 2025 ve 2026 kışındaki protestolara da bağlıyor. Güvenlik güçlerinin ateş açtığı ve hükümetin interneti kestiği 8 ve 9 Ocak 2026 tarihlerinde protestocuların öldürülmesine dikkat çekiyor. Bir ön liste; ölenler arasında petrokimya ve inşaat işçilerinden öğretmenlere, hemşirelere, seyyar satıcılara ve emeklilere kadar yaklaşık 500 ücretli çalışanın adını veriyor. Argüman şu şekilde şekilleniyor: İşçilerin yasal bir sendikası olmadığında, sokak onların tek sesi haline gelir. Onları vurmak, grevi bir güvenlik suçu olarak gören aynı sistemin iş başında olmasıdır.

Şikayet daha sonra İran'ın imzaladığı antlaşmalara bağlı spesifik hak ihlallerini ortaya koyuyor. Siyasi ve işçi mahkumların zorla çalıştırılmasını; kadınlara, Bahailer gibi dini azınlıklara, etnik azınlıklara ve LGBTİ’lere yönelik ayrımcılığı; ve Tahran şehir yönetimine bağlı taşeron ağları da dahil olmak üzere atık toplama, inşaat ve seyyar satıcılıktaki çocuk işçiliğini gerekçe gösteriyor. Güvenlik konusunda ise, Tabas'taki bir kömür madeni patlamasında hayatını kaybeden 53 madenci de dahil olmak üzere, tek bir yıl içinde iş başında ölen iki binden fazla işçiye dikkat çekiyor.

Şikayet dosyası gazetecileri, hemşireleri ve doktorları da aynı örgütlenme ve grev hakkına sahip işçiler olarak ele alıyor. Örgütleyiciler, devletin bir hemşire grevine tutuklamalarla veya bir muhabirin işine güvenlik suçlamasıyla karşılık vermesinin işçi haklarını ihlal ettiğini savunuyor.

Böyle bir sürecin başlatılması, İran’ı bir gecede mahkum etmeyecek veya otomatik bir ekonomik baskıyı tetiklemeyecektir. İlk kazanım İranlı işçilere yönelik muameleyi resmi bir davaya dönüştürecek, hükümetin onları ILO’da temsil etme iddiasına gölge düşürecek ve bir soruşturma için zemin hazırlayacaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler