Christopher Nolan, The Odyssey filminin tanıtım sürecinde verdiği bir röportajda şöyle söyledi: "Bu filmi çekerken fark ettim ki bugüne kadar yaptığım bütün filmler aslında bu hikayenin farklı biçimlerde yeniden anlatımlarıymış" İlk bakışta biraz iddialı biraz da sanatçı forsu gibi görünen bu tespit, düşünüldüğünde Nolan sinemasının merkezindeki temel izleği de açığa çıkarıyor: eve dönmeye çalışan insanlar.
Hep aynı hikaye
Interstellar'daki Cooper, çocuklarına geri dönmeye çalışan bir Odysseus'tur. Inception'daki Cobb, suçluluk duygusu ve anıların labirenti içinde evine ulaşmaya çalışan başka bir yolcudur. Dunkirk, savaşın ortasında eve dönme mücadelesinin kolektif hikayesidir. Hatta Bruce Wayne'in yeraltından çıkıp Gotham'a dönüşü bile bir çeşit “Odysseia” anlatısıdır. Nolan'ın sinemasında zaman bükülür, gerçeklik parçalanır, mekanlar değişir; fakat merkezde daima aynı soru vardır: İnsan, kaybettiklerinden sonra evine geri dönebilir mi?
Tüm hikayelerin temeli
Bu nedenle Homeros'un yaklaşık üç bin yıl önce kaleme aldığı Odysseia, yalnızca Batı edebiyatının değil, dünya kültür tarihinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilir. Bugün romanlardan sinemaya, çizgi romanlardan bilgisayar oyunlarına kadar sayısız eser bu anlatının izlerini taşır. James Joyce'un Ulysses'inden modern savaş filmlerine kadar uzanan geniş bir gelenek, köklerini bu destanda bulur. Ortaçağ mitolojisinde, “kutsal” kitaplarda anlatılanlar da bu hikayelerin devamıdır. Çünkü Odysseia, yalnızca bir kahramanın yolculuğunu değil; savaşın ardından eve dönen insanların yabancılaşmasını, kayıplarını ve yeniden bir yaşam kurma çabasını anlatır.
Pahalı bir anlatı
Yaklaşık 250 milyon dolarlık bütçesiyle yönetmenin bugüne kadarki en büyük yapımlarından biri olan film, tamamına yakını IMAX kameralarıyla çekildi. Çekimler farklı ülkelerde gerçekleştirildi ve yönetmen, dijital efektlerin yerine mümkün olduğunca gerçek mekanları tercih etti. Görsel ölçekte bakıldığında The Odyssey, klasik Hollywood destanlarının günümüzdeki karşılığı gibi duruyor.
Filmin vizyona girmesiyle birlikte eleştirmenlerden gelen ilk tepkiler de büyük ölçüde olumlu oldu. Birçok sinema yazarı filmi yılın en güçlü yapımlarından biri olarak değerlendirirken, bazıları Nolan'ın kariyerinin zirvesi olarak nitelendirdi. Film kısa sürede yüksek eleştirmen puanlarına ulaştı ve özellikle IMAX gösterimlerinde büyük bir ilgi gördü.
Eve dönüşün felsefesi
Nolan'ın Odisey'i, zafer anlatısı değildir. Troya'dan dönen bir komutanın psikolojik yıkımını anlatır. Odysseus'un karşılaştığı canavarlar, sirenler ve tanrılar bir yanıyla gerçek, bir yanıyla da savaşın insan ruhunda bıraktığı izlerin metaforlarıdır. Yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi burada da zaman doğrusal değildir; geçmiş, suçluluk ve hafıza sürekli olarak bugüne sızar.
Bu anlamda film, savaş sonrası travmayı merkezine alan güçlü bir anlatı kuruyor. Çünkü eve dönen kişi artık savaşa gitmeden önceki kişi değildir. Eve dönülen yer de aynı ev değildir. Odysseus'un yolculuğu yalnızca coğrafi bir dönüş değil, aynı zamanda insanın kendi benliğiyle hesaplaşmasıdır.
Burada filmin günümüz açısından taşıdığı anlam da belirginleşiyor. Dünya bugün yeniden savaşların, kitlesel göçlerin ve yerinden edilmelerin çağını yaşıyor. Ukrayna'dan Filistin'e, Sudan'dan Suriye'ye kadar milyonlarca insan için "eve dönüş" artık yalnızca bir özlem. Bu nedenle üç bin yıllık bir destan, bugünün insanına hâlâ doğrudan seslenebiliyor.
Eve dönüşün mitolojisi
Odysseia yalnızca bir kahramanlık anlatısı değil, aynı zamanda Antik Yunan mitolojisinin en önemli metinlerinden biridir. Destanda tanrılar, insanların kaderine doğrudan müdahale eder; Athena Odysseus'u korurken, Poseidon onun eve dönüşünü yıllarca engeller. Bu durum, Antik Yunan dünyasının insan anlayışını da yansıtır. İnsan, kendi iradesine sahip olsa da tanrıların, kaderin ve doğa güçlerinin karşısında sınırlı bir varlıktır. Tek gözlü Kiklop Polyphemos, Sirenler, Kirke, Hades'e yapılan yolculuk ve deniz canavarları gibi mitolojik unsurlar ise yalnızca fantastik öğeler değil, insanın korkularını, arzularını ve sınavlarını simgeleyen sembollerdir. Bu nedenle Odysseia, bir macera destanının ötesinde, insanın bilinmeyenle, ölümle ve kendi sınırlarıyla yüzleşmesinin mitolojik anlatısı olarak da okunabilir.
Filmin eleştirel senaryosu ve tekniği
Her şeyden önce Nolan'ın anlatısı, destanın sınıfsal ve toplumsal boyutlarını büyük ölçüde arka plana itiyor. Homeros'un metni yalnızca bir kralın yolculuğu değildir; kölelerin, hizmetkarların, savaşın sıradan insanlar üzerindeki etkilerinin de hikayesidir. Film ise doğal olarak dikkatini büyük ölçüde Odysseus'un bireysel trajedisine yöneltiyor.
Filmin kadın karakterlerin kullanımına dair de “sıkıntılı” anlatısı var. Nolan önceki filmlerinde sıkça eleştirildiği gibi burada da bazı kadın karakterleri çoğu zaman erkek kahramanın içsel dönüşümünün araçları olarak konumlandırmakla kendisini hedefe getiriyor. Her ne kadar Penelope ve diğer karakterlere önceki uyarlamalardan daha geniş bir alan açılmaya çalışılsa da, destanın çok katmanlı kadın anlatısının tümüyle yansıtıldığını söylemek güç.
Filmin bir başka sınırlılığı ise savaşın siyasal nedenlerinden ziyade bireysel sonuçlarına odaklanması. Oysa Odysseia, aynı zamanda aristokrat savaşların bedelini halkların ödediği bir dönemin ürünüdür. Binlerce insanın ölümüne neden olan Troya Savaşı'nın ardından anlatılan bu hikaye, savaşın yıkıcılığına dair önemli bir tanıklık da içerir.
Buna rağmen Nolan'ın The Odyssey'si, çağımızın büyük stüdyo sineması içinde ayrıksı bir yerde duruyor. Süper kahraman serilerinin ve formüle edilmiş devam filmlerinin hâkim olduğu bir dönemde, üç bin yıllık bir destanın böylesine büyük bir prodüksiyonla yeniden yorumlanması başlı başına önemli bir kültürel olay.
Odysseus'un yolculuğu sona ermiyor
Belki de Nolan'ın röportajındaki sözleri bu yüzden önem taşıyor. Çünkü insanlık, binlerce yıldır aynı hikayeleri farklı biçimlerde anlatmayı sürdürüyor. Eve dönmeye çalışan insanlar, savaşın yarattığı yıkım, kayıplar, suçluluk ve yeniden başlama arzusu…
Sadece yeni çağların, yeni sanat biçimlerinin ve yeni yönetmenlerin ellerinde yeniden anlatılıyor. Christopher Nolan'ın filmi de bu büyük kültürel mirasın son halkalarından biri olarak, insanlığın en eski sorularından birini yeniden soruyor:
İnsan, yaşadıklarından sonra gerçekten evine dönebilir mi?