Ana içeriğe geç

Bakırhan: 'Öcalan'ın statüsü düzenlenmeli'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, çerçeve yasanın sürecin temelini oluşturacağını belirterek, 'Tek taraflı ve dayatmacı bir yasa yol açıcı değil, tıkayıcı olur' dedi. Bakırhan, Öcalan'ın çalışma koşullarının yasal güvenceye kavuşturulması ve kayyım uygulamasının sona ermesi çağrısında bulundu

Bakırhan: 'Öcalan'ın statüsü düzenlenmeli'
Artı Gerçek
16

Artı Gerçek - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Türkiye'nin tarihsel bir dönemeçte olduğunu söyledi.

"Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır" diyen Bakırhan, şöyle konuştu:

"Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı ve uygulaması başlamalıdır."

Yasal düzenlemeyle eş zamanlı olarak demokratikleşme sürecinin başlatılması gerektiğini ifade eden Bakırhan, ortak bir yol haritası oluşturulması çağrısı yaptı.

Bakırhan, Abdullah Öcalan'ın barış sürecindeki rolüne işaret ederek, çerçeve yasanın Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarını güvence altına alması gerektiğini söyledi.

"Sayın Öcalan'ın hukuku, barışın hukukudur. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir."
Silahsızlanma sürecine ilişkin mekanizmaların da yasa kapsamında yer alması gerektiğini belirten Bakırhan, demokratik entegrasyonun önünü açacak siyasi ve hukuki düzenlemelerin yapılmasını istedi.

KAYYIM VE SİYASİ TUTUKLULAR ÇAĞRISI

Yürütme ve yargıya da çağrıda bulunan Bakırhan, barış sürecinin ilerlemesi için kayyım uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

"Nusaybin-Kamişlo sınır kapıları açılmalıdır" diyen Bakırhan, bunun hem barış sürecine hem de bölge ekonomisine katkı sağlayacağını söyledi.

Bakırhan ayrıca, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasını, Barış Akademisyenleri ve KHK'lilerin görevlerine iade edilmesini isterken, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Bakırhan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"11 yıl önce, 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta, Kobani’deki çocuklarla dayanışmak ve oyuncak götürmek için yola çıkan 33 düş yolcusu, 33 sosyalist genç, IŞİD çetelerinin gerçekleştirdiği alçakça bir bombalı saldırıyla katledildi. Gençler, o çocuklara nefes aldırmak, onlarla dayanışmak için oyuncak götürüyorlardı.

O gün orada, sırf savaşın ortasındaki Kobanili çocuklara umut taşımak istediği için katledilen gençleri sonsuz saygı ve minnetle anıyorum. Bu alçakça katliamı gerçekleştirenleri lanetliyorum.

11 yıl oldu, hâlâ adalet sağlanmadı. Bu ve benzer katliamlarda adalet sağlanmıyor. Ancak biz unutmadık, unutamayacağız ve unutturmayacağız.

33 sosyalist düş yolcusu genç yoldaşımız için adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Trump’ın İran savaşında ilan edilen ateşkesi bitirmesiyle Ortadoğu’da savaş tamtamları tekrar çalmaya başladı. İran ise bu saldırılara karşı tepkisini ABD’ye veya başka bir güce değil, Kürt halkına saldırarak veriyor. İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına uğradıkça öfkesini Kürt halkından çıkarıyor.

Kürt güçlerine dönük olarak İran ve İran destekli gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırılarda dokuz Komele peşmergesi yaşamını yitirdi. Savaşın başladığı 28 Şubat’tan bugüne Federe Kürdistan Bölgesi’ne bine yakın dron ve füze saldırısı düzenlendi. Bu saldırılarda 28 peşmerge yaşamını yitirdi. 150’ye yakın peşmerge ve sivil yurttaşın da yaralandığını biliyoruz.

Sadece bir haftada 20 tutsak İran rejimi tarafından idam edildi. Bu saldırıları kınıyoruz. Kürt halkının başı sağ olsun.

Kürtlere yapılan her saldırı İran’a zarar verir. Kürtler, Kasr-ı Şirin antlaşması dönemindeki Kürtler değil, Kürtler, Sykes-Picot dönemindeki Kürtler de değildir.

Ortadoğu yangın yeriyken Türkiye’de siyasi sulh arayışları devam ediyor. Ama bu sulh arayışlarına zarar verecek şekilde mutfaktaki yangın, borç ve enflasyon yangını da sürüyor.

Bugün bu ülkede milyonlarca yurttaş hayat pahalılığı altında eziliyor. Geçinemeyen milyonlar, yaşamını kredi kartları ve tüketici kredileriyle sürdürmeye çalışıyor. Borcu borçla kapatmaya çalışan milyonlarca insanın yaşadığı bir ülke hâline geldik.

Temmuz ayı itibarıyla bireysel kredilerde ve kredi kartlarında takibe düşen alacaklardaki artış oranı yüzde 80’e dayanmış durumda. Üç büyükşehirde ortalama kira 28 bin TL oldu. Altı emekli maaşını toplasanız bile yoksulluk sınırına ulaşmaya yetmiyor.

Eşit ve adil bir ekonomi, demokratik ve adil bir siyasal düzenin temelidir. Biz de 27 Şubat’tan bu yana Barış ve Demokratik Toplum rotamızda yürüyoruz.

Türkiye, 22 Ekim’den 27 Şubat’a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. 27 Şubat’ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu.

O günden bugüne gelinen yol ne azdır ne de kusursuzdur. Az bir yol gelmedik. Türkiye’yi, Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir noktaya ulaştıracak kadar yol geldik.

Ama bu dönemeci alabilmek için önümüzde tarihî bir sorumluluk duruyor. Bu tarihî dönemeci geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekir. Demokratik Türkiye’nin inşası için kalkış noktası ise çerçeve yasadır.

Bakın, tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşer. 22 Ekim 1919’da Amasya’da kurucu kadrolar, Kürtlerin haklarını tanıyan protokole imza attı. 105 yıl sonra, yine bir 22 Ekim’de, bu Meclis’in çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihî bir çağrı yapıldı.

Biz bunu, kuruluşta verilen sözün yüz yıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak görüyoruz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olacaktır.

Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı ve uygulaması başlamalıdır. Eş zamanlı olarak tarafların ve kamuoyunun mutabık olacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalı, demokratikleşme süreci başlatılmalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir.

İşimiz çok, zamanımız kısıtlı. Hep birlikte, durmadan, akıl akıla, el ele vererek Türkiye’yi barışa taşımalıyız. Demokratik Cumhuriyet iddiamız zor ama yakındır. İddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için çerçeve yasayı en güçlü şekilde çıkarmamız gerekiyor.

Bakın, Sayın Öcalan en iddialı ve radikal adımları atıyor, adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki gerekli siyasi ve hukuki düzenlemelerin yapılmasında geç kalınıyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor.

Bu vesileyle, iktidar temsilcileri ve Sayın Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerde sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz. Çerçeve yasanın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır.

Tek taraflı, dayatmacı ve yüz yıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, tıkayıcı olur. Medya üzerinden psikolojik savaş yürütmek barışın haysiyetine yakışmaz. Kimse bu hatalara düşmemelidir.

Çerçeve yasa kapsayıcı olmalıdır. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan’ın hukuku, barışın hukukudur. Bu sebeple Sayın Öcalan’ın statüsü artık düzenlenmelidir.

Silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuki zeminde yol temizliği yapmalıdır.

Parlamentodan çıkması muhtemel çerçeve yasayla eş zamanlı olarak siyaset kurumu da toplumsal uzlaşmayı ve ortaklığı esas alan bir yol haritası çıkarmalıdır.

Artık yürütme erki, barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üzerine düşeni yapmalıdır. İlk adım olarak kayyımlar hemen kaldırılmalıdır. Daha önce de ifade etmiştik, bu vesileyle tekrar ifade edelim: Nusaybin-Qamışlo sınır kapıları da açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine hem iki ülkenin ekonomisine hem de Suriye’nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar.

Yargı erki de barış sürecine pozitif katkı vermelidir. Öyle Ayşe Gökkan’lara 20 yıl ceza vermekle olmaz. AYM ve AİHM kararlarını uygulamalı, tahliyelerin önünü açmalıdır.

Bakın, özellikle vurguluyorum: Çatışmalı süreçte barıştan yana tavır alan ve mağdur edilen insanların sorunları çözülmelidir. Barış Akademisyenleri ve KHK’liler işlerine amasız, fakatsız iade edilmelidir. Ankara’nın ortasında işini istediği için insanlara hakaret edilmemeli, gaz sıkılmamalıdır.

Başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere cezaevlerinde haksız ve hukuksuz yere tutulan bütün arkadaşlarımız derhal halklarına, ailelerine ve yoldaşlarına kavuşmalıdır.

Rotamız barış, yolumuz Demokratik Cumhuriyet yoludur. Kürtlerin ulusal haklarının sağlandığı, tüm Türkiye’nin demokrasiye kavuştuğu bir denklem, 86 milyona güçlü bir gelecek sunacaktır.

Biz bu yola ve rotaya inanıyoruz. Fakat bu yolu bozmak, rotayı şaşırtmak isteyen kesimleri de görüyoruz. Kimse bizi pembe gözlükler takarak yürüyor sanmasın.

Barış karşıtı medya, süreç başladığından beri barışın dilini tutturamadı. Hâlâ üstünlükçü bir dil kullanıyor, hâlâ galip-mağlup yanılgısını üretiyorlar. Hâlâ süreci enfekte edecek şekilde norm dışı devletin değirmenine su taşıyorlar.

Çerçeve yasayla ilgili psikolojik harp taktikleriyle suyu bulandırmaya, rotayı şaşırtmaya çalışıyorlar. Soruyoruz: Gençlerin ölümlerinden ne kâr elde edeceksiniz? Savaş, çatışma ve ölüm için niye bu kadar heveslisiniz? Psikolojik savaşla, operasyonla nereye varmak istiyorsunuz?

Barış karşıtı medya kime yakın olursa olsun, iktidar ve muhalefete oynadıkları Ali Cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine sayarız.

Değerli Türkiye halkları, emin olun: Barış ve Demokratik Toplum Süreci gelişirse küçük bir azınlık kaybedecek ama 86 milyon kazanacak.

Sürecin başarısının sağlayacağı faydaları saymakla bitiremeyiz. Süreç başarıya ulaşır ve demokratik toplumu inşa edebilirsek düşünün; hiçbir yerde yerel yöneticiler sabahın köründe gözaltına alınmayacak.

Düşünün, insanlar çürük sebzeye ve bayat ekmeğe muhtaç olmayacak. Ekonomi kriz değil, refah üretecek.

Düşünün, Van, Amed ve Mardin’de arama noktaları yerine ekonomi ve ticaret koridorları inşa edilecek.

Düşünün, başörtüsü de facto değil, yasal olarak güvence altına alınacak. Alevilerin evlerine işaret konulmayacak, Aleviler eşit yurttaşlık haklarına kavuşacak.

Düşünün, bir asker annesiyle bir gerilla annesi, evlatlarının bir daha ölmeyeceğini bilerek aynı sofraya oturacak. Bundan daha güzel bir tablo olabilir mi? Yanı başımızda atılan her füze ve mermiden sonra Türkiye ekonomisi etkileniyor.

Düşünün, Türkiye küresel ve bölgesel gelişmelerden olumsuz etkilenen değil, oyun kurucu bir ülke olacak.

Yani özetle, Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak yepyeni bir zamana “merhaba” diyecek. Kürt meselesinin çözümüne katkı sunan herkes onurla anılacak.

Bu sebeple diyoruz ki demokratik, eşit, refah dolu ve kapsayıcı bir siyasal düzen, barıştan ve demokratik toplumdan geçer. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünden geçer.

İşte bu yolda atılacak ilk adım çerçeve yasadır. Çerçeve yasa, yüz yıllık kucaklaşmanın sıcaklığını yansıtmalıdır.

Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayalı kardeşlik için o bahar bu bahardır. O yaz bu yazdır. Başka bahar yok, başka yazı beklemeyeceğiz!

Bu vesileyle, grup toplantımızın hemen ardından Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş bizleri ziyaret edecek. Kendisine bu düşüncelerimizi aktaracağız. Sayın Kurtulmuş’un süreçteki olumlu rolünü, çerçeve yasanın çıkarılmasında da oynayacağına inanıyoruz." (POLİTİKA SERVİSİ)

Kaynağa Git

İlgili Haberler