Gelişen teknoloji dünyayı görünüşte küçültüp şeffaflaştırırken, insan zihninin o kendine has, dehlizlerle dolu yapısı gizemini korumaya devam ediyor. Sanatın insan ruhu üzerindeki şifalandırıcı ve dönüştürücü gücünü yüzyıllardır sezgisel olarak kabul etsek de, bu etkinin somut ve ölçülebilir bir karşılığı var mı? İşte bu can alıcı sorudan yola çıkan ve Türkiye Araştırmacılar Derneği Baykuş Ödülleri’nden altın ödüllerle dönen NöroSanatKod çalışması, şimdilerde kapsamını büyüterek sarsıcı bir sergi deneyimine dönüşüyor: “Inside Humanity”.
Disiplinlerarası bir zeminde veri görselleştirmeden dijital sanata, enstalasyondan ses tasarımına kadar 40’ın üzerinde eseri bir araya getiren bu proje, ziyaretçileri zihnin iç mimarisinden kolektif bilince, yaratıcı süreçlerin nöral haritalarından gerçek zamanlı performanslara uzanan dört aşamalı bir keşfe davet ediyor. Üstelik sergi, teorik bir veri sunumunun ötesinde yaratıcı zihnin kodlarını çözmek adına oyuncuların, sanatçıların ve performansçıların beyin dalgalarını da mercek altına alan canlı bir organizma niteliğinde. Bu benzersiz proje üzerine Ru Ceylan’la konuştuk. Aynı zamanda bir karaktere hazırlanırken zihninde oluşan dalgalanmaları sanatsal birer çıktıya dönüştüren başarılı oyuncu İrem Helvacıoğlu’dan proje üzerine görüşlerini dinledik.
Serginin ve projenin hikayesi nasıl başladı?
“Inside Humanity”nin hikayesi aslında NöroSanatKod çalışmasıyla başladı. NöroSanatKod, Türkiye’de bu alanda yapılmış ilk bilimsel-sanatsal çalışmalardan biri olarak, sanatın insan üzerindeki etkilerini yalnızca sezgisel ya da estetik düzeyde değil, bilimsel verilerle de okumayı mümkün kıldı. Bu projede temel sorumuz şuydu: Bir sanat deneyimi insanın duygu durumunu gerçekten değiştiriyor mu ve bu değişim ölçülebilir mi? Çalışmada gönüllü katılımcılar enstalasyonu deneyimlemeden önce beyin görüntüleme cihazıyla ölçümlendi ve böylece her katılımcı için bir başlangıç duygu durumu, yani baseline oluşturuldu. Ardından katılımcılar enstalasyonun içinde yürürken, her bir sanat eserinin ve mekansal deneyimin yarattığı anlık değişimler kaydedildi. Başlangıç verisi ile deneyim anındaki veriler karşılaştırılarak adeta “duyguların deltası” hesaplandı. Bu sayede sanatın insanda yarattığı duygusal rezonans, katılımcılara tek bir soru sorulmadan, objektif biçimde izlenebilir hale geldi. Deneyimin başlangıcı ile sonu arasında katılımcıların duygusal durumlarında değişim olduğu; enstalasyon içinde bilinç dışına yönelen mesajların, duygusal süreçlere eşlik ettiği gözlemlendi. NöroSanatKod çalışması, Türkiye Araştırmacılar Derneği Baykuş Ödülleri’nde İnovasyon ve Topluma Fayda kategorilerinde Altın Ödül’e layık görüldü. Ayrıca araştırmayı yapan kurum da Samsara NöroSanatKod projesiyle en iyi araştırma ödülünü Altın Ödül olarak aldı. “Inside Humanity” tam olarak bu bilimsel-sanatsal zeminin üzerine inşa edildi. NöroSanatKod’da sanatın insan üzerindeki etkisini ölçümledik. Inside Humanity’de ise bu yaklaşımı daha geniş bir evrene taşıyoruz: insan zihninin, yaratıcılığın, hafızanın, empatinin, oyunculuk halinin ve bilincin görünmeyen mimarisini sanat yoluyla görünür kılmaya çalışıyoruz. Bu nedenle “Inside Humanity” benim için yalnızca bir sergi değil; NöroSanatKod ile başlayan araştırma hattının müze ölçeğinde, disiplinlerarası ve daha bütünlüklü bir evrene dönüşmüş hali.

“Her insanın görünmeyen bir iç coğrafyası var.”
EEG verilerinden üretilen sanat eserleri, dijital çağ insanına dair neler söylüyor?
Bugün tarihte ilk kez insanlık kendi zihnini gerçek zamanlı olarak izleyebiliyor. Fakat ilginç olan şu: Teknoloji gelişirken insan zihni daha anlaşılır hale gelmedi; belki de daha karmaşık hale geldi. EEG verilerinden üretilen eserler bize şunu gösteriyor: Her insanın görünmeyen bir iç coğrafyası var. Dışarıdan benzer görünen insanlar; dikkat, yaratıcılık, stres, empati ve hayal kurma süreçlerinde tamamen farklı zihinsel mimarilere sahip olabiliyor. Dijital çağ sürekli veriler üretiyor. Biz ise ilk kez verinin kendisini duygusal ve estetik bir dile çeviriyoruz.
Sergi dört ana bölümden oluşuyor. Bu tasniflendirme nasıl bir perspektif sunuyor?
“Inside Humanity”de aslında eserleri kategorize etmekten çok, insan zihnini farklı ölçeklerde okumaya çalışıyoruz. Serginin ilk bölümü, zihnin kendi mimarisine odaklanıyor. Düşünce, hafıza, duygu, yaratıcılık ve bilinç gibi çoğu zaman görünmeyen süreçleri görselleştiriyoruz. Neural Architecture serisindeki işler, insan beyninin biyolojik yapısından çok, zihinsel işleyişin kavramsal haritalarını sunuyor. İkinci bölüm, bireysel bilinçten kolektif bilince geçişi inceliyor. Human Network enstalasyonunda her bir ışık formu bir insanı temsil ediyor. Tek başına baktığınızda bireyleri görüyorsunuz; ancak bağlantılar kuruldukça daha büyük bir organizma ortaya çıkıyor. Bu bölüm, insanı yalnızca bireysel bir varlık olarak değil, birbirine bağlı bir ağın parçası olarak ele alıyor. Üçüncü bölüm, yaratıcı zihnin nasıl çalıştığını araştırıyor. Neural Dramaturgy kapsamında oyuncular, sanatçılar ve yaratıcı profesyoneller üzerinde yürüttüğümüz EEG tabanlı araştırmalar yer alıyor. Burada sorumuz şu: Bir oyuncu karakter yaratırken, bir sanatçı üretirken ya da bir insan empati kurarken zihinde neler oluyor? İlk kez performansın görünmeyen zihinsel mimarisini sanat ve bilim ekseninde birlikte inceliyoruz. Dördüncü bölüm ise canlı deneyim alanı. Neural Echo performansında müzik, resim ve EEG verileri aynı anda görünür hale geliyor. Ziyaretçi burada tamamlanmış bir esere bakmıyor; bilincin üretim anına tanıklık ediyor. Çünkü o anda oluşan veriler tekrar edilemez ve her performans yalnızca bir kez yaşanır. Dolayısıyla sergi dört ayrı bölümden oluşuyor gibi görünse de aslında tek bir sorunun etrafında şekilleniyor: “İnsan zihni nasıl çalışır ve onu görünür kılabilir miyiz?” Birinci bölüm zihnin iç mimarisini, ikinci bölüm insanlar arasındaki görünmez bağlantıları,
üçüncü bölüm yaratıcı bilinci, dördüncü bölüm ise bilincin gerçek zamanlı olarak oluşumunu inceliyor. Bu yüzden Inside Humanity bir sanat sergisinden çok, insan zihnine yönelik çok katmanlı bir keşif alanı olarak düşünülebilir.
“İnsan olmak ne demektir?”
Sergide hangi türlerden toplam kaç eser görüyoruz?
“Inside Humanity” disiplinlerarası bir proje. Sergide resim, dijital sanat, veri görselleştirme, video art, immersif yerleştirmeler, EEG tabanlı eserler, nöral haritalar, ses tasarımları ve interaktif deneyimler yer alıyor. Toplamda 40’ın üzerinde eser ve içerik katmanından oluşan bir evren kurduk. Ancak burada önemli olan sayı değil. Her eser aynı büyük sorunun farklı bir cevabı: “İnsan olmak ne demektir?”
İrem Helvacıoğlu: “Bu hem sanatsal hem de bilimsel olarak desteklenen bir performans”

“Ebru benim çok eski bir arkadaşım. Her zaman çok yaratıcı olduğunu, olaylara ve konulara farklı açılardan baktığını biliyordum. Ürettiği birçok işin alışılmışın dışında temalar içerdiğine ve bunları özgün fikirlerle bir araya getirdiğine yıllardır şahit oldum. İlk çalışmalarında çıkış noktasının, sanatın insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığı sorusu olduğunu hatırlıyorum. Zamanla bu fikri başka bir boyuta taşıdı ve ‘Sanat ölçümlenebilir mi?’ sorusuna ulaştı. Bu sürecin tüm aşamalarında Ebru’nun yanında değildim; Ebru bu sergiyi yapmaya karar verene kadar detaylarını ben de bilmiyordum. Ancak projeyi bana anlattığında ve içinde yer almak isteyip istemediğimi sorduğunda, konunun benim için de çok ilgi çekici olduğunu fark ettim. Ayrıca Ebru’nun heyecan duyduğu bir projenin parçası olmak benim için de oldukça heyecan vericiydi. Bu çalışma nörobilim ve performans araştırmalarını bir araya getiriyor. Bir oyuncu açısından yaratıcılığın nasıl ortaya çıktığını ve bunun nasıl ölçümlenebileceğini araştırıyoruz. Benim yer aldığım bölümde ise bir kadın oyuncunun bir esere ya da performansa hazırlanırken geçtiği süreçler ve bu süreçler yaşanırken beynimizin verdiği tepkiler inceleniyor. Beyin dalgalarının frekanslarının nasıl şekillendiğini, hazırlık aşamasında beynin hangi bölgelerinin daha yoğun çalıştığını ve oyuncunun yaratıcı sürecinin nasıl ilerlediğini görebiliyoruz. Böylece hem sanatsal hem de bilimsel olarak desteklenen bir performans ortaya çıkıyor.”