Ana içeriğe geç

15 Temmuz'un 10. yılında Yusuf Karadaş anlattı: 15 Temmuz’la Kürt meselesi iç ve dış politikasında kaldıraç oldu

Yusuf Karadaş, 15 Temmuz sonrası Kürt sorununda izlenen savaşçı politikaların içeride tek adam rejimini kurumsallaştırmak, dışarıda ise bölgesel yayılmacılık için bir araç olarak kullanıldığını söyledi.

15 Temmuz'un 10. yılında Yusuf Karadaş anlattı: 15 Temmuz’la Kürt meselesi iç ve dış politikasında kaldıraç oldu
Evrensel
16

Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından geçen on yılda, devletin tüm mekanizmalarını otoriter başkanlık sistemine entegre eden bir dönüşüm yaşadı. Gazeteci-Yazar Yusuf Karadaş, bu dönüşümün temel eksenlerinden birinin Kürt meselesine yönelik "savaş ve kaos" politikaları olduğunu belirterek; rejimin hem içerideki muhalefeti sindirmek hem de bölgedeki yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için Kürt sorununu nasıl bir manivela olarak kullandığını anlattı.

Erdoğan iktidarı ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva güçlerin, hem bölgedeki gelişmeler ve hem de iç politikadaki çıkarları temelinde devletin işleyişinin tekelci burjuvazinin çıkarlarına dolaysızca bağlanacağı merkezi-otoriter başkanlık sistemini getirmek istediğini ifade eden Karadaş, “Erdoğan, Kürt sorununda 2013-2015 yılları arasında devam eden ‘çözüm süreci’ni bu politik hedefler doğrultusunda araçsallaştırmak; Kürtleri Suriye’de rejim değişikliği için cihatçı gruplarla işbirliğine zorlamak ve içeride de başkanlık rejimine yedeklemek istiyordu. Ancak bu süreçten beklentilerinin aksi sonuçların ortaya çıkması karşısında Erdoğan görüşme masasını devirdi ve tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ‘savaş ve kaos’ planını devreye soktu. Kürt kentlerinde tanklı-toplu yıkıma yol açan ‘şehir savaşları’ ve ülkenin batısında cihatçı terör örgütleri kullanılarak Erdoğan rejimi kaybettiği gücü yeniden toplama çalıştı” dedi.

"Kürt kantonlarının birleşmesini engellemek için ‘Fırat Kalkanı’ operasyonu yapıldı"

Erdoğan iktidarının 15 Temmuz’u kendi politik hedeflerini gerçekleştirmek doğrultusunda bir fırsata çevirdiğe dikkat çeken Karadaş, “Kürt sorunu bu kez savaşçı politikalar üzerinden yayılmacı emeller ve merkezi-otoriter başkanlık rejimini kurumsallaştırmak için kullanışlı bir araç haline getirildi. Darbe girişiminden bir ay sonra Erdoğan iktidarının Suriye savaşı sürecinde bozulan ilişkilerini tamir etmeye yöneldiği Rusya’nın da ‘olur’u ile görünüşte IŞİD’e (Irak-Şam İslam Devleti) ama gerçekte Kürt kantonlarının (Kobanê ve Afrin) birleşmesini engellemek için ‘Fırat Kalkanı’ operasyonu yapıldı. Bu süreç ve ilan edilen OHAL iç politikada o dönem CHP Genel Başkanı olan Kılıçdaroğlu’nun da onayıyla Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Kürt siyasetçilere yönelik tasfiye operasyonları eşliğinde belediyelere kayyımlar atandı. Kurulan fiili rejimle ‘fikri iktidara gelen’ MHP de bu dönem iktidar blokuna dahil oldu” dedi.

Başkanlık rejimi referandumu demokratik siyasetin askıya alındığı bu saldırı koşulları ve OHAL altında ülkenin en şaibeli seçimi olarak gerçekleştiğini hatırlatan Karadaş, “Devamında Erdoğan, ülkede seferberlik ilan edilerek gerçekleştirilen ve eleştirilmesinin bile yasaklandığı Suriye Kürtlerine yönelik Afrin operasyonu sonrasında yaratılan hava ve gerçekleştirilen ‘baskın seçim’ ile başkanlığını ilan etti. Bu operasyonu 2019’da Rojava’ya yönelik yine cihatçı gruplarla birlikte gerçekleştirilen bir diğer operasyon olan ‘Barış Pınarı’ operasyonu takip etti. Kürt sorununda uygulanan politikalar o günden bugüne içeride seçme ve seçilme hakkına varıncaya kadar her türlü demokratik hakkın askıya alınmasının, bölgedeki yayılmacı- işgalci politikaların ve bu arada İHA-SİHA’lar başta askeri sınai kompleksin büyütülmesinin dayanağı olarak kullanıldı. Bu dönemde Irak Kürdistan bölgesine yapılan Pençe-Kilit operasyonları ve burada kurulan askeri üsler aynı zamanda ticaret yolları (Kalkınma Yolu) üzerinden sürdürülen mücadelenin bir parçası olarak anlam kazandı” diye ifade etti.

"Batılı emperyalistlerle uyum, bölgede yeni rol arayışı"

"Bugün Erdoğan ve Saray rejiminin “terörsüz Türkiye-Terörsüz bölge” adını verdiği sürecin de Ukrayna savaşı ve Gazze’deki işgalin bir devamı olarak bölgede ortaya çıkan gelişmelerin (Suriye’de rejim değişikliği ve İran savaşı) olası risklerini bertaraf etme ve bu süreci fırsata çevirme hedefi doğrultusunda başlatıldı" diyen Karadaş, “Yine Kürt sorunun çözümü değil, Kürt silahlı güçlerinin tasfiye edilmesi ya da kontrol altına alınması temelinde Saray rejiminin ABD-batılı emperyalistlerle uyum içinde bölgenin yeniden dizaynında daha ileriden rol üstlenmesi amaçlanıyor. Bu politika içeride ana muhalefet partisine yönelik operasyonlar üzerinden muhalefetin bölünüp etkisizleştirilmesi için de kullanılmaya çalışılıyor. Nasıl saray rejimi Kürt sorununda uyguladığı politikayı iç politikayı dizayn etmek ve bölgede emperyalistlerle işbirliği halinde yeni roller üstlenmek için kullanıyorsa bugün Türkiye ve bölge halkları için yeni tehditler yaratan bu politikaya karşı barışı, demokrasiyi ve ülkenin bağımsızlığını savunmak aynı zamanda Kürt sorununda eşit haklara dayalı çözümü savunmaktan ve bu temelde ortak mücadeleyi geliştirmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler