Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanı olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV'de gazeteciler Barış Terkoğlu, Senem Toluay Ilgaz ve Aslı Kurtuluş Mutlu'nun sorularını yanıtladı.
AK PARTİ'DEN SÖZCÜ TV'YE TEPKİ
AK Parti MKYK üyesi Mahir Ünal, yayının ve gazetecilerin sorularının "bağımsız" olmadığını savunarak söz konusu canlı yayını sert sözlerle eleştirdi.
MAHİR ÜNAL: "BU GAZETECİLİK DEĞİLDİR"
Yayındaki soruların cevap aramadığını, cevabı dayattığını iddia eden Ünal, "Sözcü TV’de izlediğimiz tablo, gazeteciliğin bağımsız duruşundan ziyade, zorunlu aidiyetin diliyle konuşan bir medya pratiğini ortaya koydu. Soru sormak başka, muhatabı kendi kanaatine mahkum etmeye çalışmak başkadır. İstedikleri cevabı alana kadar sormaya devam edeceği tehdidini savuran bir tutum gazetecilik değildir" dedi.

AK Partili Ünal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
"GAZETECİ CEVAP ARAYAN KİŞİDİR, CEVABI DAYATAN DEĞİL"
"Yıllardır Türkiye’de medyayı “yandaş ve bağımsız” diye tasnif edenlerin en temel iddiası, gazetecinin bağımsız olması gerektiğiydi. Oysa bugün görüyoruz ki bağımsızlık dedikleri aslında zorunlu bağımlılıklarını perdelemekmiş. Sözcü TV’de izlediğimiz tablo, gazeteciliğin bağımsız duruşundan ziyade, zorunlu aidiyetin diliyle konuşan bir medya pratiğini ortaya koydu. Soru sormak başka, muhatabı kendi kanaatine mahkum etmeye çalışmak başkadır. İstedikleri cevabı alana kadar sormaya devam edeceği tehdidini savuran bir tutum gazetecilik değildir. Gazeteci cevap arayan kişidir, cevabı dayatan değil. Medya, fikirlere alan açtığı ölçüde kamusaldır.

Kişilere zorunlu aidiyet ürettiği anda ise kamusal niteliğini kaybederek bir aparata dönüşür. Bugün yaşanan tam da budur. Dün başkalarını “yandaşlık”la suçlayanların, tüm delilleri ile hırsızlıkları ortaya dökülenleri savunmak söz konusu olduğunda aynı eleştirel mesafeyi koruyamaması; meselenin ilkesel değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor. En tehlikeli olan ise bunun normalleşmesidir. Çünkü yankı odaları sadece siyasette kurulmaz, medya da kendi yankı odasını inşa eder.

Aynı cümlelerin tekrarlandığı, aynı kanaatlerin dolaşıma sokulduğu ve farklı seslerin meşruiyetinin baştan reddedildiği bir düzende, hakikat yerini kolektif onaya bırakır. Hakikat, her dönemde herkese aynı mesafeden bakabilme ahlakını gerektirir."