Ana içeriğe geç

Bir diziye ağlarken aslında neye ağlarız?

Normalde izlediği şeylere ağlamak konusunda çok katı olan ben, Zeytin Ağacı’nı izlerken çok ağladım. Neden? Hatta daha da ötesi, başıma çok nadiren gelen bir olay olsa da, kurgusal dünyaların karşısında bizi ağlatan şey tam olarak ne?

Bir diziye ağlarken aslında neye ağlarız?
Fayn
16

Fayn’ın haftalık planlama toplantısında masaya getirdiğimiz konular pek çeşitli. Türkiye’de ve dünyada olanlar kadar o hafta okuduklarımız, izlediklerimiz de gündemimizin bir parçası.

Bu haftaki masamızda üçüncü sezonuyla yine Netflix’in Top 10 listesinde ilk sıraya yerleşen Zeytin Ağacı da vardı. Dizinin seveni de çok, eleştireni de.

Üç yakın kadın arkadaşın hikayesi üzerine kurulu dizi, kuşaklar boyunca aktarılan travmaların “aile dizimi” metoduyla çözülmesini ele alıyor. Eleştirildiği nokta da tam olarak bu. Zira bu yöntemin bilimsel olarak güvenilirliği hâlen tartışılıyor.

Biz ise toplantıda daha ziyade bilenler ve hiç duymayanlar olarak ikiye ayrılmıştık. Ben toplantıdan tam bir gün önce sekiz bölümü art arda izlemiş, daha doğrusu diziyi yutmuştum. Ve ilk iki sezonda başıma gelenlerin aynısı bu sezonda da olmuştu. Normalde izlediği şeylere ağlamak konusunda çok katı olan ben, gözyaşlarımı tutamamıştım.

O yüzden taşıdığı tüm tartışmalar bir yana, benim masadaki asıl sorum başkaydı: Bu diziye neden bu kadar ağlıyordum? Hatta daha da ötesi, başıma çok nadiren gelen bir olay olsa da, kurgusal dünyaların karşısında bizi ağlatan şey tam olarak neydi?

“Anne ben düştüm mü?”

Bu soruya bir yanıt düşünürken zihnim beni başka çağrışımlara götürdü. Bundan birkaç sene önce, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yirmi yıl boyunca tiyatro teorisi ve dramatik yazarlık dersleri veren, şimdilerdeyse düzenlediği çevrimiçi atölyelerle yazmayı herkes için öğrenilebilir kılan Beliz Güçbilmez’in, ismine “Manyetik Alan Metodu” dediği yaratıcı yazarlık derslerine katılmıştım.

Kaynağa Git

İlgili Haberler