MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. “FETÖ” tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmenin ciddi bir yanılgı olduğunu vurgulayan Bahçeli, NATO Zirvesi, ABD-İran gerilimi, Türkiye-AB ilişkileri ve 15 Temmuz’un 10. yıl dönümüne dair değerlendirmeler yaptı.
Bahçeli, 7-8 Temmuz’da Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ni "alelade bir diplomasi faaliyeti" olarak okumanın eksik ve sakat bir değerlendirme olacağını ifade etti. Zirvede, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna'ya verilen askeri desteğin geleceğine, savunma sanayinde ortak üretim arayışlarından Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerine kadar geniş bir güvenlik kuşağının ele alındığını söyledi.
“NATO yeni bir devrin şafağındadır” diyen Bahçeli, ittifakın savunma sanayini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçmesi gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısının, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biri olduğunu belirtti. CAATSA yaptırımları ve F-35 sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, “Türk devleti, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir” ifadelerini kullandı.
Hürmüz Boğazı eleştirisi
Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile varılan mutabakatın "kendisi için bittiğini" açıklamasını sorunlu bulduğunu belirterek, “Devletler arası münasebetler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsi tasarruflarla değil; ahde vefa ilkesiyle yürütülür" dedi.
İran topraklarının bombalanmasının ardından Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilime dikkat çeken Bahçeli, “İran, mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır. Bu gerçek görmezden gelinerek Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır” diye konuştu.
Barış kapısının yeniden açılması çağrısında bulunan Bahçeli, “Savaşın kazananı olmadığı gibi, verilen söze sadakatin kaybedeni de olmayacaktır” ifadesini kullandı.
“Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir”
Türkiye-AB ilişkilerine de geniş yer ayıran Bahçeli, Avrupa Birliği'nin uzun yıllardır stratejik gerçekleri görmezden geldiğini söyledi. “Türkiye'nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır” diyen Bahçeli, AB'nin Türkiye'yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daralttığını ifade etti.
Bahçeli, "Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir. Türkiye'nin yeri stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır" dedi. Avrupa'nın Türkiye'yi geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesi gerektiğini belirtti.
15 Temmuz mesajı
15 Temmuz’un 10. yıl dönümünün geldiğini hatırlatan Bahçeli, “15 Temmuz, Çanakkale'yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır. 15 Temmuz, Milli Mücadele'de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür. 15 Temmuz, Sevr'i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır" dedi.
“FETÖ” denilen yapının, bu karanlık hesabın "taşeronu ve kirli bir maşası" olduğunu ifade eden Bahçeli, örgütün yıllarca eğitim ve hizmet kisvesi altında kadrolaştığını, inanç istismarıyla taraftar devşirdiğini ve fırsatını bulduğunda devlete silah doğrulttuğunu söyledi.
“FETÖ tehdidi tamamen ortadan kalkmadı”
Bahçeli, “FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez. Tehdidin görünmez hale gelmesi, tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Dün himmet adı altında örgütlenenler vardı. Bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir. Dün eğitim kisvesi kullananlar vardı. Bugün farklı alanlarda benzer yöntemlere başvuranlar olabilir. Dün devletin mahrem yapılarına sızmaya çalışanlar vardı. Yarın başka yollar deneyenler olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir. Unutulmamalıdır ki, millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden güç kazanır” dedi.