Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada Türkiye'nin milli güvenlik anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin güvenliği söz konusu olduğunda kararlı bir tutum sergilediğini ifade eden Erdoğan, "Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk." dedi.
"Yeni bir dönem başlattık"
Irak ve Suriye'de gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlara değinen Erdoğan, bu adımların Türkiye'nin güvenlik yaklaşımında önemli bir değişim yarattığını belirtti.
Erdoğan, "Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır" ifadelerini kullandı.
"Türkiye oyun kurucu bir aktör"
Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, ülkenin artık kendi politikalarını belirleyen bir aktör olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikâyesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör hâline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Burada öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Devlet yönetiminde millî irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri, Millî Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir. Yasal ve anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde icra etmelerini mümkün hâle getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinden sinema ve müzik eserlerinin denetimine kadar geniş bir alanda mesai harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz, artık bu yüklerinden kurtulmuştur. Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil, Türkiye'nin ulusal güvenliği bakımından da çok kıymetli buluyorum. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz.
Türkiye'nin köklü devlet geleneği
Kıymetli arkadaşlar, milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Forsu'nda temsil edilen 16 devletimizin 2200 yılı aşkın bir mazisi vardır. Avrupa'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'dan Afrika'nın derinliklerine uzanan geniş bir coğrafyada ecdadımız at koşturmuş, devletler kurmuştur. Söğüt'te büyüyüp filizlenen Osmanlı çınarı, 600 yılı aşkın süre boyunca üç kıta yedi iklimde bayrağımızı gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı'nın takati tükendiğinde ise yerini genç Cumhuriyetimiz almıştır. Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti, bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Bunu bilhassa şunun için söylüyorum. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk.
Terörle mücadelede yeni güvenlik paradigması
Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Millî Mücadele'yi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. Kırk yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik. Ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık. Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekâtlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci, Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Millî güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye, başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikâyesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör hâline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir.
'Terörsüz Türkiye' stratejik devlet vizyonudur
Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez Bölgesi'nden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında, iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek ve milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.
Değişen tehditlere karşı yeni güvenlik anlayışı
Değerli kardeşlerim, biz kendisini asker millet olarak tarif eden bir kimliğe, böyle bir kültüre sahibiz. Güvenlik, özellikle bizim milletimiz için ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sırada yer almaktadır. Şunu gayet iyi biliyoruz ki gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Çünkü biz, bölgemizin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmeyen, kendi huzuru kadar dost ve kardeşlerinin de huzurunu isteyen bir ülkeyiz. Şurası bir gerçek ki günümüzde tehditlerin doğası, savaşların tekniği, ittifakların işleyişi ve toplumsal risk alanları hızlı bir değişim geçiriyor. Bunlara paralel olarak güvenlik kavramının mahiyeti ve kapsama alanı da değişime uğruyor. Çağımızın güvenlik anlayışında enerji hatlarına yapılan bir saldırı da limanları ve lojistik ağlarını devre dışı bırakan bir kesinti de bankacılık sistemini işlemez hâle getiren bir siber tehdit de toplumun birlik ve bütünlüğünü bozan bir dezenformasyon kampanyası da doğrudan millî güvenliğin alanına giriyor. Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Yerli teknoloji ve veri güvenliği öne çıkıyor
Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve millî imkânlarla geliştirilmiş teknolojik kabiliyetleri, millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Aynı şekilde veri güvenliğine büyük önem veriyoruz. Gelinen noktada artık hepimiz şu gerçeğin farkındayız. Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez.
Yapay zekâ güvenliğin yeni başlıklarından biri
Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zekâ teknolojisidir. Doğru kullanıldığında yapay zekâ, karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zekâ ciddi riskleri de barındırmaktadır. Yapay zekâ destekli dezenformasyon kampanyaları toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçekle yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekâyı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak, ülkemiz için tercihten öte bir zorunluluktur.
Savaş artık dijital alanda da yürütülüyor
Değerli arkadaşlar, bugün savaşlar cephe ile birlikte siber alanda, uydu sistemleri üzerinden ve sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütülüyor. Cephe ile cephe gerisi arasındaki sınır bulanık hâle gelirken, sivil ve askerî alan ayrımı da günden güne zayıflıyor. Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla, bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle, bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle, bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle millî güvenliğin etkin birer parçası hâline gelebiliyor. Bunu biz hem Rusya-Ukrayna Savaşı'nda hem de son üç yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük.