Ana içeriğe geç

Butlan - NATO - yoksullaşma - sendikalar ve emekçiler

"Bugün en ileri işçiler, mücadeleci sendikacılar olarak iş yerlerinden başlayarak NATO ve emperyalist savaş karşıtı birlikler kurmalıyız. Bu birlikler aynı zamanda tam bağımsızlık ve yoksulluğa karşı insanca yaşam birlikleri olacaktır."

Butlan - NATO - yoksullaşma - sendikalar ve emekçiler
Evrensel
16

Gülhan Şimşek
Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube Başkanı

İşçiler, emekçiler yoksulluğun pençesinde ve alım gücümüz günbegün eriyor. Ödediğimiz vergilerin yüksekliği ile aldığımız hizmetlerin karşılığı tam bir tezat oluşturuyor. İşçisinden, emekçisinden emeklisine, çiftçisine toplumsal kesimlerde bir yandan öfke birikiyor bir yanda da çözüm arayışları artıyor. Kurulan tek adam rejimi ya da resmi adıyla “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olmasa tüm bu yaşananlar çoktan bir yönetememe krizine dönüşmüştü. Bu durum elbette sermaye çevrelerinin ve onlarla iş birliği yapan emperyalist ülkelerin işine gelmekte, bu sistem sayesinde emeğin, çevrenin, doğanın talanı kolaylıkla, güzelce sürdürülebilmekte, grevler yasaklanabilmekte, tüm engellemelere rağmen örgütlenen ve eyleme geçen işçilerin üzerine kolluk kuvvetleri salınabilmekte, mücadeleci sendikacılar kolaylıkla hapse tıkılabilmekte, kendisine alternatif olacak adaylar ceza evine alınmakta, partilerin yönetimi herhangi bir yerel mahkemenin kararı ile BUTLAN edilip yöneteninin üzerine çullanılabilmekte, özetle gelişen muhalefette kolaylıkla ezilebilmektedir. Bu düzenden bir tek yerel ve uluslararası sermeye memnun. İşçi sınıfı ve esilen halk ise arayışta…

Tam da böylesi günlerden geçerken uzunca bir süredir Ankara’da yapılacak uluslararası bir toplantının hazırlığı yapılıyor. 7-8 Temmuz 2026’da NATO Ankara’da toplanıyor. Bugünlerde şurada burada “koruyucu şemsiyemiz” olarak sunulan NATO yanı uzun haliyle Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, 4 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından kuruldu. Bugünse son katılımlarla 32 üyesi var. 20. yüzyılın ilk yarısına iki büyük paylaşım savaşı sığdırmış olan emperyalist ülkeler, 1949’a gelindiğinde yeni bir birlikteliğe ihtiyaç duyuyorlardı. Her iki dünya savaşı yeni bağımsızlık savaşları doğurmuş, pastayı paylaşmak üzere girdikleri iki büyük dünya savaşından ellerindeki pastayı küçülterek çıkmışlardı. Birinci savaşın sonunda dünyanın ilk işçi devleti SSCB kuruldu, ikincinin sonunda da Çin Halk Cumhuriyeti. Yeni kurulan diğer halk cumhuriyetleri ile beraber emperyalist devletlerin karşısında işçi sınıfının gözünde giderek itibarı artan sosyalist işçi ve halk devletleri oldu. NATO bu cepheye karşı ABD’nin başını çektiği emperyalist ülkelerin yeni savaş birliğiydi.

NATO üyeleri arasında eşit ilişki olduğu söylense de başından bu yana ABD abiliği ile kurularak bugüne geldi. Türkiye, 1952 yılında Yunanistan ile birlikte ittifaka dahil oldu. Soğuk Savaş denilen dönemde sözde komünizm tehlikesine karşı kurulmuş NATO ittifakı askeri bir ittifak olarak ifade edilse de bu ittifakın siyasi, toplumsal, ekonomik yönleri de oldu. Soğuk savaş dönemi ve sonrası olmak üzere NATO’nun iki dönemi vardır. Soğuk Savaş sonrasında yani 1991 sonrasında NATO, ABD önceliğinde kendine, yeni dünya düzenini “barış içinde”, “savaşsız müreffeh bir dünya” idealinin koruyucu örgütü olarak tarif etti. Ne var ki 1991’den bu yana bırakın barışı, savaşların arttığı, içinde NATO’nun olduğu birçok savaş ve katliam yaşadık. Irak, Yugoslavya, Afganistan savaşı, Libya’nın bölünmesi, Ukrayna - Rusya savaşındaki genişlemeci rolü ABD’nin başını çektiği NATO’nun hiçbir ülkeye barış, demokrasi, özgürlük getirdiğinin örneği yoktur. NATO’nun koruyuculuğu, belli başlı emperyalist ülkelerin çıkarlarının korunması, sürdürülmesi, düşman olarak tanımlanan güçlerin etki alanlarının daraltılması şeklinde olmuştur. NATO ile ilişkiler emperyalist ülkeler lehine tam bağımlılık ilişkileri olmuştur. Bu tam bağımlılık ilişkilerini, emperyalist ülkelerin nüfuz alanlarını, pazarlarını tehlikeye sokacak her gelişme, demokratik olmuş olmamış fark etmez, onlar için risk olmuştur. NATO Türkiye ilişkileri de ilk kurulduğu andan itibaren tek yönlü bir bağımlılık ilişkisi olarak gelişmiş, kökleşmiş, kurumsallaşmıştır. Son İsrail’in Filistin saldırısı ve katliamları karşısında Türkiye’nin İsrail ve ABD ekseninden çıkmaması, ABD’nin sözde Gazze barış planının en kararlı destekçisi olması, Türkiye’nin askeri, siyasi ve ekonomik bağımlılığının kanıtı olarak sayılabilir.

Bugün NATO üyelerinin toplam askeri harcamaları dünyadaki askeri harcamaların yüzde 70’inden fazlasına karşılık gelmektedir. ABD, NATO üyesi ülkelerin askeri harcamalarını, gayrisafi milli hasılalarının yüzde 2’sinden yüzde 5’íne yükseltmesi için ısrar etmektedir. Bu rakamlar bu yanıyla da ciddi bir savaş ekonomisine işaret etmektedir. Bir savaş örgütü olarak NATO ülkelerin bütçelerinden işçi emekçi halktan çalınanlarla finanse ediliyor, emperyalist ülkelerin çıkarını sürdürmek için çıkarılan savaşlarda emekçilerin çocukları, halklar birbirine düşman ediliyor, birbirine kırdırılıyor. Bugün Suriye’de on yılı aşkındır yürütülen savaşı, Filistin’de yürütülen katliamları ve savaşı, İran’a yönelik savaşı ne Ortadoğu halkları ne ülkemiz halkları ne de işçi ve emekçileri istemektedir, desteklemektedir.

Bugün dünya, emperyalist bloklar arasında yeni bir paylaşım mücadelesinin içindedir. NATO da 6-7 Temmuz’da bu mücadelenin bir parçası olarak Ankara’da toplanmaktadır. Burada alınacak kararlar Ortadoğu’da daha fazla savaş, daha fazla kıyım, katliam, daha fazla yoksullaşma yaratacaktır. Savaşların maliyeti nasıl daha fazla üye ülkelerin halklarının sırtına yıkılacak, İran’da, Gazze’de Suriye’de yaşanan katliamlara karşı halkların tepkisine nasıl karşılık verilecek, karara bağlanacak. Rusya ve Çin emperyalizmine karşı ABD’nin başını çektiği emperyalist blokun pazarları, ticaret yolları, ham madde kaynakları nasıl korunacak karara bağlanacak. Emareleri şimdiden görülen, dünyada daha az demokrasi daha fazla istibdat ile sonuçlanacak politikaların işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların aleyhine olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok. Bu yüzden karşısında konumlanmamız gereken NATO ve emperyalist saldırganlık aynı zamanda tüm sömürü politikalarına, halkları birbirine kırdıran politikalara karşı konumlanmaktır. NATO’ya karşı durmak ekmek davamıza sahip çıkmaktır, demokrasiye sahip çıkmaktır.

İşçi sınıfının ve sendikaların sessizliği demek tüm bu kötülükleri öyle ya da böyle kabul etmek demektir.

Dünyada savaş sirenleri çalıyor! İşçiler, emekçiler için alan her geçen gün biraz daha daralıyor! Bugün işçilere, emekçilere, emek örgütü olan sendikalara düşen bu hazırlığı görmek ve buna karşı örgütlenmektir. Çözüm 200 yılı aşan mücadele deneyimine yaslanmak oradan sonuçlar çıkarmaktır. Bugün işçilerin emekçilerin NATO karşıtı, emperyalizm karşıtı geniş birliklere ihtiyacı var. Bu elbette ki sendikaların görevidir. Bugün en ileri işçiler, mücadeleci sendikacılar olarak iş yerlerinden başlayarak NATO ve emperyalist savaş karşıtı birlikler kurmalıyız. Bu birlikler aynı zamanda tam bağımsızlık, özgürlük birlikleri olacaktır, bu birlikler aynı zamanda yoksulluğa karşı insanca yaşam birlikleri olacaktır.

Ülkeye butlanla alternatifsizlik, ülkeye Saraya teslimiyet, monarşi dayatılıyor. İş yerlerimizde esnek ve kuralsız çalışma, açlık sınırında ücretle çalışma dayatılıyor. Öğrencilerimize MESEM’lerde sömürü ve ölüm dayatılıyor. İşçi sınıfına iş cinayetlerinde ölmek dayatılıyor. Tüm bir ülkeye bağımlılık dayatılıyor. O zaman işte “NATO’ ya hayır” demek sadece NATO’ya hayır demek değildir. İran’da öldürülen kız çocuklarının hesabını sormak demektir. Özgür Filistin demektir. Tam bağımsızlık demektir. NATO’ya hayır demek var olmak için emperyalistler ve başta ABD’ye uşaklıktan başka dayanağı kalmamış siyasi iktidara HAYIR demektir. NATO’ya hayır demek, emperyalistlerin ve onların yerli bir avuç iş birlikçilerinin çıkarlarının korunması değil, insanca yaşam, güvenli gelecek, sömürüsüz dünya, gerçek barış demektir.

Bu birlikler aynı zamanda demokrasiyi kazanmak için mücadele birlikleri olacaktır. Bu elbette kolay olmayacaktır. Ancak işçileri, emekçileri, üretici köylüleri koruyacak olan, ezilen halkları koruyacak olan bu birlikleri kurma yolundaki mücadelemiz, kuracağımız birliklerimiz, ulusal ve uluslararası dayanışmamız olacaktır. “NATO’ya hayır! Türkiye’ NATO’dan çıksın! 7-8 Temmuz Ankara NATO toplantısı iptal edilsin!” mücadelesi böyle bir genişlikte ele alınmak zorundadır. Sendikalar ve konfederasyonlar da bu anlayışla tarihsel görevlerini yerine getirmek zorundadır. NATO’ ya karşı bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları birleşin, birleşirsek kazanırız. İş yerlerinde birlikler kurmak ve birleşmek için haydi mücadeleye…

Kaynağa Git

İlgili Haberler